Etrüskçe İçin Eski Türk Topluluklarının Önemi

179

Altay dağları, denebilir ki, aşağı yukarı Türklerin oturdukları bölgeleri Moğolların oturdukları bölgelerden ayıran bir dağ silsilesini oluşturur. Bugün oralardaki Türkler oldukça ilkel bir hayat sürmektedirler. Bunların bizim bakımımızdan önemleri şurdan ileri geliyor ki, bu Türkler, İslamiyetten önceki Türk dininin bugünkü kültür seviyelerine  inmiş bir şekline bağlı bulundukları gibi , en eski Türk diline yan bir dilde konuşmaktadırlar.

Yakutlar bu noktada önemlidir.

Sebebi de şudur : Coğrafi durumları dolayısıyla, İslamiyet kendilerine ulaşamadığından,  bu Türklerin diğer Türkler ile ilişkisi kesilmiştir. Yakutlar, Altay Türkleri gibi, Rus bilginlerinin Şamanizm adını verdikleri ilk Türk dinine bağlı kalmışlardır. Diğer Türklerden ayrı kalmalarının bir sonucu daha olmuştur : Dilleri Türk dilinin en eski unsurlarını ve özellikle zengin kelime hazinesini muhafaza etmiştir. Bu sebeple, Yakut lehçesi. gramer ve fonetik bakımından bozukluklar göstermesine rağmen, Türk dilinin tarihten önceki en eski şeklini temsil ettiği söylenebilir. Bu bakımdan Etrüskçe ile karşılaştırılmaya elverişlidir.

Eski çağın en medeni milletlerinden biri olan Etrüsklerin. Yakutlar gibi ilkel bir etnik topluluk ile karşılaştırılması, insana garip gelebilir. Fakat bugün bilim adamları gittikçe daha çok şunun farkına varıyorlar ki, Yakutlar, bir zamanlar ileri bir medeniyete ve gelişmiş bir edebiyata sahiplermiş. Coğrafi ve tarihi şartlar onların kültürünü gerilemiştir. Tıpkı Romalıların, yani Latinlerin, Büyük Göçlerden ve İtalya’nın yabancı kavimler tarafından istila edilmesinden sonra, medeniyetlerini kaybedip, okur yazardan da mahrum kalarak, Orta çağın karanlık dönemini yaşamaları gibi.

Son arkeoloji çalışmaları ve başka alanlarda yapılan araştırmalar meydana koymuştur ki, Yakutların asıl vatanı şimdiki vatanlarının çok  güneyinde imiş. Onların ataları alfabe ve yazıya sahip imişler. Bugün bile her kavramı ifadeye elverişli bir dile ve Böhtlingk, Okladnikof gibi bilim adamlarının hayran olmaktan kendilerini alamadıkları bir milli epopeye ve şifahi edebiyata sahiptiler.

Bu dediklerimizi matematiksel bir şekilde ispat etmek için, Chadwick’lerin bir · eserinden bir iki satır alalım :

“Bir şamanın okuduğu şiir ve ilahilerdeki kelimelerin toplamı 12.000 kadar tutar Halbuki ayni şamanın günlük hayatında kullandığı kelimenin sayısı olsa olsa 4.000 kadardır”

Yakutların yanında, bir de  ÇUVAŞLAR’ı zikretmeliyiz. Bunlar Ural dağlannın batısında yaşayan bir Türk topluluğudur. Çuvaşların diğer Türkler ile karışmayıp, tamamen ayrı bir toplum halinde yaşamaları dini sebeplerden ileri gelmektedir. Çünkü tarihin akışı onlara islamiyeti kabul etmeye fırsat vermediği gibi, vatanlarının Ruslar tarafından zaptelmesinden sonra, hristiyanlığı kabul etmeye de zorlanmışlardır. Bununla beraber, Çuvaşlar bugün resmen hristiyandır ama  eski Türk dininden pek çok inanış ve adet muhafaza etmişlerdir. Bütün bunlar Çuvaşların Müslüman Türk toplulukları ile temaslarının kesilmesine sebep olmuştur. Bunun neticesinde de, dilleri donmuş kalmıştr. Yani bu dilin  daha doğrusu lehçenin gelişmesj durmuştur. Bu sayede  Çuvaş lehçesi, Yakut lehçesi gibi, en eski  Türkçe’ye yakınlığını korumuştur. Hatta. Gombocz gibi bazı dilcilere göre, Çuvaşça ana-Türkçeye en yakın olan lehçedir. Fakat çuvaşça Miladdan dört beş bin yıl önceki ana-türkçenin, yakutçadan farklı doğrultuda gelişmiş bir dalını temsil eder. Yakutça ile çuvaşçanın müşterek köklerinin, araştırmalar yapılırsa, etrüskçede bulunabileceğii zannetmekteyim.

Kaynak: Türklerin İlk Ataları – Adile Ayda – 1987

PAYLAŞ
Önceki İçerikLevitasyon
Sonraki İçerikAtatürk Anadoluya Neden Gönderildi? (1. Bölüm)
36 yaşındayım. Yıldız Teknik Harita Mühendisliği mezunuyum. Taşınmaz değerlemesi yapıyorum. Bilim,uzay, tarih,arkeoloji konularına ilgi duyuyorum. Ön Türk Tarihini araştırmaktan keyif alıyorum. Yüzüklerin Efendisi ve Türkler üzerine (Orta Dünya'nın Analizi) kitap çalışmam tamamlandı. Yakın zamanda yayımlanacak.

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER