Etrüskler ile İlgili Deliller

477
Yüzüklerin Efendisi romanında yer alan en önemli karakterlerin hangi mitolojilerden alındığını karşılaştırmalı ve detaylı olarak anlatan inceleme-araştırma çalışması "Orta Dünyanın Analizi" çıktı.Yazarından imzalı satın almak için Tıklayın

Adile Ayda’nın 1974 yılında yazdığını kitabındaki araştırmaları Etrüsklerin Türklüğü’nün DNA analizi ile kanıtlanmadan önce yapılmış olup dinsel, lisani, kültürel alanda Etrüsklere ışık tutmaya çalışmış. Gösterdiği emeğe ve çabaya teşekkür eder ne kadar önemli katkılar yaptığına birlikte bakalım.

TÜRKOLOGLAR VE SİNOLOGLAR
Eski Türklerin de hemen hemen Etrüsklerinkine benzer ve siyasî teskilata sahip olduklarına ve Fanum Voltumnae’deki gibi yıllık siyasî toplantılar yaptıklarına kanaat getirmek için Deguines, De Groot, Klaproth gibi bilginlerin eserlerini okumak yeterlidir Dans ile müziğe gelince, Fransız Çin tetkikleri bilgini Edouard Chavannes’in, Çinlerin, komsuları olan Türklerde bu iki sanata gösterilen rağbete sastıklarına eserinde isaret ettiğini burada kaydetmeliyiz. Bu münasebetle sunu hatırlamak gerekir ki, Đslâmiyetten evvelki, yani mecusî Türklerde “Kam” adlı rahipler dinî rakslar icra ederlerdi. Đslâmiyetten sonra ise, Konya’da bugün bile zarif “sema” hareketlerini seyretmek mümkün olan bir Mevlevî tarikatını kurmuslardır. Ayni şekilde Etrüskler “sıçrayan” veya “rakseden” rahipler sınıfını meydana
getirmislerdir ki, Romalılar da bunu bermutad onlardan almıslardır.Fransız sinologu Edouard Chavannes’dan sonra Alman sinologu Karl Eberhard’ı da burada zikredelim. Bu bilgin “Çin’in hudut komsusu milletlere örf ve âdetler” adlı, 1942 de yayınlanan eserinde Çin tarihlerinde Türkler hakkında mevcut kayıtlara isaret eder. Eberhard’a göre Çin tarihlerinde bahsedilen kavimler arasında Türkleri ayırt etmek için şaşmaz kıstaslar vardır. Bunların baslıcaları Kurt efsanesi ve mağaraların mübarek
sayılmasıdır.Eserinin VIII nci faslının 49 uncu sahifesinde aynen söyle der: “Türk kavimlerinin
tipik efsanelerinden olan kurttan üreme efsanesi (falanca kabilede) vardır… v.s.” Bu bize, tabiî olarak, Remus ve Romulus efsanesini hatırlatıyor. Bilindiği gibi, bugün Kapitol müzesinde olan Disi Kurt heykeli, ekseri etrüskologlara göre Veies sehrinden Vulka adlı bir etrüsk heykeltırasının eseridir. Bebek heykelleri sonradan, Rönesans devrinde ilâve edilmiştir.
Yukarıda da işaret ettiğimiz gibi, son yayınlanmış eserlerin çoğunda Roma kentinin kuruluslarından beri bir Etrüsk kenti olduğuna, bu kentin Etrüskler tarafından, Etrüsk âdetlerine göre kurulduğuna inanma eğilimi vardır. Efsane ve mitlerin olusma kanunu bir kurt atadan doğma efsanesinin bir disi kurdun
sütünü emme efsanesi halini de alabilmesini pek alâ izah eder. Hem Romulus’ün babasının
Savas Đlâhı Mars olması bir zaruretti. Öte yandan da, Türklerde kurt kuvvet ve savas sembolü
sayılırdı. Yaygın bir efsaneye göre, ilk Türk akıncılarına boz renkli bir kurt, Bozkurt, önderlik etmistir45.
Türklerde mağaralara kutsal nazariye bakılması konusu münasebetiyle de,
hatırlayabiliriz ki, her çesit geleneğini Etrüsklerden almıs olan Roma’da, “Lupercale” (Kurt
mağarası) pek büyük itibar görürdü.

Çin tarihi uzmanı Eberhard’ı takip ettiğimizde, öğreniyoruz ki, kendilerini sarı rengi çok seven Çinliler Türklerin de kırmızı rengi çok seven Çinliler Türklerin de kırmızı rengi sevdiklerini tarihlerinde kaydetmişlerdir46. Romalıların Etrüsklerden miras aldıkları kırmızı togayı ve eski Roma’da kırmızı rengin asil renk sayıldığına dair bin bir delili zihinden geçirmemek kabil mi?Eberhard’a göre Türkler fevkalâde iyi flüt çalardı: iki çesit flüt kullanırlardı… Etrüsklerin ise flüt çalmaktaki ustalığı Yunanistan’da bile ün salmıstı ve Etrüsk kelimesi “iyi flüt çalan” manasına gelirdi47. Eberhard’ın eserinde, bir de, Çinliler tarafından “Tarkan” telâffuz edilen bir asalet unvanından bahsedilmektedir. Alman Sinoloji bilginine göre bu, Türklerdeki “prens” manasına gelen “Tarkan” veya “Tarhan” unvanından baska bir sey değildir. Bilindiği gibi, Roma’yı kuruluşundan sonraki yüzyıllarda idare eden “Tarquin’ler sülalesine mensup kralların adları Etrüsk yazıtlarında “Tarhun” veya “Tarhan” olarak gösterilmiştir.48.
41 J. Deguines, “Histoire des Huns, des Turcs et des Mongols” Paris, 1856. De Groot, “Die Hunnen der
Vorchristlichen Zeit” Berlin 1921, H. J. Von Klaproth, “Mémoire sur l’identité des Toukiou et des Hioung-
Nou avec les Turcs” Paris 1925.
42 Edouard Chavannes, “Documents sur les Toukiou occidentaux”. Saint – Pétersbourg, 1903
43 Tarquinia’da “Tomba dell’Orco” denen mezarda bulunmus kurt basını da burada hatırlatabiliriz.
44 Bu eserlerin baslıcalarını göstermekle yetineceğim:
a) R. Bloch, “Les Etrusques”, Paris 1956, Prensses Universitaires, s. 117.
b) H. Scullard, “The Etruscan cities and Rome” London 1967, s. 247, 255.
c) Ch. Hampton, “The Etruscans and the survival of Etruria”, London 1969, s. 30.
d) Corrado Barbagallo, “Storia Universale” Torino 1944.
45 Bunun içindir ki, eski Türklerin bayraklarında bir kurt resmi bulunurdu.

46 W. Eberhard, “Kultur und Siedlung der Randvölker China’s”, Leiden 1942, s. 46.
47 Alain Huns, “Les Etrusques, peuple secret”, italyancaya Rosadoni tercümesi, 1959, s. 197
48 Bizanslı tarihçi Menander Protector’a göre, İkinci Jüstinyen’in elçisi Zemarkos Türklerin İmparatoru İstemi Hanı ziyaret ettikten sonra Han, elçiye refakat etmek üzere, kendisine Tagma Tarhan adlı bir mihmandar vermiştir.

LİSANÎ DELİLLER
Yukarıda izahlarım beni lisanî delillerimi ortaya koymaya mecbur etmektedir. Çünkü, şayet Etrüsklerle Türkler ayni soydan iseler, Türk dili Etrüsk dilini desifre etmek için bir anahtar vazifesi görebilmelidir.Bir çok etrüskologların kanaatinin aksine, ben, Etrüsk alfabesinin henüz iyice bilinmediğine, yani harflerinin telâffuz değerinin iyice tanınmadığına kaniim. Esasen Etrüskolog Granier tarafından Etrüsk alfabesinin bilinen bütün Yunan alfabelerinden daha eski olduğu isbat edilmistir. Diğer taraftan, etrüskologların dikkatini çekmis bir hususiyet de Etrüsk imlâsının bazı sesli harfleri “yuttuğu”, yani Arap imlâsındaki bazı sesler için olduğu gibi, yazıda bir harfle temsil edilmediğidir. Bu keyfiyeti etrüskologlar kelimenin ortasındaki heceler için ileri sürmektedirler. Ben ise, onların müsahedesini tamamlayan bir nazariye ortaya atmak cesaretini göstereceğim: bana göre, Etrüsk imlâsı sesli harfleri sadece kelimelerin ortasından değil, ayni zamanda hem başında, hem de sonunda “yutmaktadır”. Buna göre bence “klan” kelimesi “uklan”, “Rumak” (Roma’nın etrüskçe adı) kelimesi de “Urumak” seklinde okunmalıdır. Bundan baska, bir çok kelimelerin sonunda, yazılmayan,fakat telâffuz edilen birer sesli harf bulunduğu hesaba katılmalıdır. Ezcümle, genetif eki zennedilen, fakat hakikatte bir sıfat eki olan “al” ile nihayet bulan kelimeler böyledir.
“Tarhnal” kelimesi bana göre “Tarhnalı” veya “Tarhanlı” okunmalıdır. Son harf Türk alfabesindeki noktasız i gibi genzin çok gerisinde telâffuz edilen bir harf olsa gerekti. İste yukarıdaki sebeplerle, Etrüsk yazıtlarından yanlıs okunması muhtemel kelimeler almaktansa, Lâtin yazarlarının Etrüskçe olduğunu belirttikleri kelimeleri mukayesemize esas almak bana daha ihtiyatlıca bir hareket gibi geliyor.
Meselâ, Lâtin gramercileri bize, TOGA kelimesinin ve bu kelimenin ifade ettiği cübbe şeklindeki elbisenin Etrüsklerden geldiğini söylerler. Ayrıca biliniyor ki, lâtincede US, A ve UM ile nihayetlenen bir kelime bahis konusu olduğu zaman, lâtinceleştirmek ve ona cinsiyet kazandırmak için katılan bu ekler ile kelimenin kökünü birbirinden ayırmak lâzımdır. Su halde Toga kelimesini TOG-A seklinde yazalım.
Eski türkçede ve Orta Asya’nın bugünkü lehçelerinde elbise için TONG denir.Buradaki N harfi müterennim seklinde, fransızca “Intention” kelimesindeki üç N gibi telâffuz edilir. Romalılar bu harfi telâffuz edemediklerinden, ortadan kaldırmıslardır ve böyle Tong TOG olmustur. Bunun lâtincelestirilmis ve disilestirilmis sekli de TOGA’dır.Lâtin yazarlarının Etrüskçeden geldiğini haber verdikleri bir kelime de TEMPLUM, mabettir. Kelimenin kökü ile lâtince ekini ayıralım: TEMPL-UM. Türkçede ibadet etmek
manasına gelen TAP-MAK fiilinin pasif sekli TAPL-MAK tır. Mastar ekini çıkarırsak, TAPL kalıyor. Buna lâtincedeki nötr ekini ilâve ettiğiniz zaman TAPL-UM olmaktadır ki, lengüistik kanunları kelimenin sonundaki M harfinin “boya vererek” kelimenin ilk hecesini etkilemesini ilmen izah eder. Su halde: TAMPLUM veya TEMPLUM.Etrüsklerde uğurlu olan seyleri uğursuz olanlardan ayırt eden ve mutlu olaylara  mutsuz olayları önceden haber veren rahiplere AUGUR denirdi. Türkçede ezelden beri
UGUR kelimesi saadet, talih, mutlu istikbal manalarında kullanılmıstır. Bugün Romalıların, binaenaleyh Etrüsklerin varisleri olan İtalyanların “AUGURĐ” temennisinde bulundukları yerde Türkiye’de ve her iki Türkistan’da (Çin’deki ve Sovyetlerdeki) UĞUR kelimesi kullanılır, “Uğurlar olsun” denir.

Etrüskçede SIK veya ZIK kelimesi kız manasına gelir. Akla geliyor ki, burada, sessiz
harflerin yer değistirmesinden ibaret bir fonetik hâdise olan “metatez” karsısında
bulunuyoruz. Bu, Türk lehçelerinde çok sık tesadüf edilen bir lisanî olaydır. Bilindiği gibi,
Türkiye’de sehirlilerin KĐBRĐT dedikleri yerde çok defa köylüler KĐRBĐT der, çömlek yerine
ÇÖLMEK der… Şimdi de, etrüskologlara göre etrüskçede oğul manasını ifade ettiği bildirilen KLAN
kelimesini ele alalım. Daha önce de söylediğim gibi, bana göre burada bastaki sesli harfin yutulması hâdisesi mevcuttur. Bu sebeple, kelimeyi UKLAN seklinde okumak gerekmektedir. Bilindiği üzere, bazı Türk lehçelerinde oğlan kelimesi bu şekilde telâffuz edilmektedir. (Uklan, uglan, oglan) Etrüsk yazıtlarında Roma şehrine RUMAH veya RUMAK adı verilmektedir. Benim karşılaştırmam göre, bu kelime URUMAK okunmalıdır. Bilindiği gibi, türkçede, lehçeye göre telâffuzu değişen URUMAĞ, IRIMAĞ, IRIMAK, IRMAK kelimeleri nehir manasına gelir.Böylece, Etrüskler için en mühim bir nehir49, yani Tibre üzerinde kâin bulunan Roma Irmak şehri olarak adlandırılmıstır. Denebilir ki, Roma eskiden İtalyanların FİUME (italyanca ırmak) adını verdikleri, bugün de Yugoslavların RIYEKA (yugoslavca ırmak) dedikleri şehrin muadili teşkil eder… Türk dili ile Etrüsk dili arasındaki bu mukayeseyi sahifeler boyunca devam ettirmek mümkündür. Fakat bir konferansın dar çerçevesi içinde bulunduğumuzdan, şimdi de  Etrüsklerin dini ile eski Türklerin dini olan Şamanizmi biribiri ile karşılaştıralım.

49 Virjil bu nehre “kutsal ırmak” der. (Eneid’in VIII inci kısmında)

etrusk-lahiti

DİNÎ DELİLLER
Batının ilmî çevrelerinde Şamanizm konusu umumiyetle Romanyalı bilgin Mircea Eliade’nin kitabı vasıtasıyla tanınmıstır. Fakat bu kitap yetersiz ve noksandır. Çünkü Şamanizm’deki vecit tekniğini incelemekle yetinmistir. Eski Yunanlıların dinini tanımak için Delphes’deki meczup rahibenin tutumunu incelemekle iktifa eden bir kitap farzedelim. İste Romanyalının eseri de bu derece tek cephelidir.
Halbuki Samanizm dininde bir tanrılar dünyası, bir yaratılıs efsanesi, bir de ahlâk sistemi vardı. Tanrıların en büyüğü gökte ikamet eden TENGRİ veya TİNGRİ’dir. Etrüsklerin başlıca ilâhları ise TİNİA idi50.
TENGRİ’ye tabi olan iki nevi ilâh vardı: gök ilâhları, bir de yer ve su ilâhları. Şaman dininin akidelerini incelemek hayli kolaydır. Çünkü bugün bile Orta Asya’nın kuzeyinde bu dinin icaplarına göre yasayan Türk zümreleri vardır. Şamanizm mitolojisini incelemis olan Rus bilginlerine göre samanist Türklerde doğum üzerinde etkili olan ve çocuk ile anneyi koruyan tanrıçalara AESET adı verilmektedir51. Lâtin
gramercileri de diyorlar ki, Etrüsk dilinde AESER tanrıça demektir52.
Bu iki kelimenin son harflerinde görülen farklılık Etrüsklerle bugünkü Sibirya Türklerini iki bin sene kadar bir zamanın ayırması ile izah etmek mümkündür…
İslâmiyetin zuhurundan az sonra Türker arasında bir seyahat yapmıs olan Arap tarihçisi Đbn Fadlan, seyahatnamesinde, Türklerin, ölülerinin mezarı üzerine bir höyük yaptıklarını ve bunun üzerine “balbal” adlı heykeller yerlestirdiklerini yazar53.
Bin sene sonra ayni bölgelerde seyahat etmis Rus türkologu Biçurin ise, söyle der:“Şamanist Türkler ölülerinin mezarı üzerine birer âbide inşa ederler ve bu âbidenin iç duvarlarına ölünün savas hayatına ait sahneler resmederler. Ölünün sahip olmus olduğu her türlü esyayı mezarının içine koyarak, üzerindeki yapıyı da bir höyükle kapatırlar.54
…Tarquinia’daki Etrüsk mezarlarını ve Orvieto sehri yanındaki Crocefisso del Tufo gibi mezarlıkları gezmiş olanlar için yukarıdaki satırların anlamı açıktır. Eserlerinin çoğunu almanca olarak yazmıs diğer bir Rus türkoloğuna göre, eski  Türkler yer altında bir Cehennem âlemi bulunduğuna ve bu âlemin birkaç kattan ibaret olduğuna inanırlarmış55.
Aynı bilgin, eserinin bir baska sahifesinde, Türklerin kazlara mukaddes nazariyle baktıklarını, çünkü onların kuş sekli almış birer tanrıça olduklarına iman ettiklerini yazmaktadır56
Romalıların kazlara olan saygısı, onlara şüphesiz Etrüsklerden geçmiştir. Bu saygı, adı geçen kusların Gallyalıların Kapitol’ün tepesine çıktıklarını haber vermeleri olayı sayesinde tarihte yer almıstır. Fakat esasen bu kazların Kapitolün üzerinde bulunmalarının sebebi de, onların, bir Etrüsk ilâhesi olan Junon’un mabedine vakfedilmiş olmalarından dolayı idi.

50 Luisa Banti, “Đl Mondo degli Etruschi”, Roma 1960, Casa editrice Primato, s. 122.
51 V. Đ. Verbitsky, “Altaysky inorodsi”, Moskova 1903. W. Radlof, “Aus Sibirien”. Leibzig 1893.
52 Varron, “De lingua latina” M. Pallotino, “Etruscologia”, s. 415 (ais, aiser)
53 Z. V. Togan, “Đbn Fadlan’s Reisebericht”, Leipzig 1935, s. 14
54 Biçurin (Hyacinthe) “…Orta Asya’da yaşayan kavimlerin inanışları” (rusça). Petersburg 1851, s. 269-270
55 W. Radloff, Proben der Volkslitteratur der türkischen Stämme”, Cilt I, s. 155, 166.
56 W. Radloff, ayni eser

Ancak bu Etrüsk ilâhesinin asıl adı ANĐ57 idi. Bugün Orta Asya Türklerinden bir kısmı ana demek için ENİ der. Junon da Romalılarda tanrıların anası sayılmaz mı idi?
Eski Türklerin dininde, yani Şamanizmde en mühim unsur tanrıların gönderdiği mesajları tefsir etmek ve böylece geleceği kesfetmekti. Kam adını tasıyan Şamanist rahipler ilâhlara kurban edilmiş hayvanların uzuvlarını muayene suretiyle fala bakarlardı58.
Bu münasebetle hatırlatalım ki, eski Roma’da Jupiter’in mabedinde hizmet eden genç rahiplere Camillus (Kam-illus)59 denirdi. Bilindiği gibi “illus” eki lâtincede, bizim “cik”, cık” gibi küçültme ekidir (yani genç Kam).
Bir de Samanist Türklerde ölülerin öbür dünyaya yolculuğa çıktıkları ve bir takım cinlerle perilerin kendilerine refakat ettikleri zannedilirdi. Herkes bilir ki, Etrüsk mezarlarının duvarları ölülerin kanatlı cin ve ilâhların refakatinde yaptıkları seyahatlerin tasvirleri ile doludur.
Mezarlardan açılmısken sunu da hatırlatayım ki, gerek Orta Asya’da60 öteden beri Türklerin oturdukları bölgelerde, gerek Anadolu’da, Pelasgların Lydialı adı ile oturmuşoldukları kısımlarda61, Etrüsk mezarlarına benzeyen, tepecik halinde mezarlar mevcuttur.Böylece arkeolojik delillerime geçmiş olduğumu görüyorum. Bu deliller bana Etrüsk sanatının özellikleri ile Orta Asya’daki eski Türk sanatının özelliklerini karşılaştırmaya  sebep olacaktır.

57 Sophus Bügge’ye göre Etrüskler bazen UNİ, bazen ANİ derlerdi. (“Etruskische Forschungen und Studien”,
Viertes Heft. Stuttgart. 1883, s. 41.
58 V. Katanof, “Minusinsk bölgesinde seyahatten notlar”, Kazan 1897, s. 37-39
59 W. Deecke, “Etruskische Forschrungen und Studien” Sechstes Heft. Die Etruskische Beamten und Priester
Titel, s. 59, Stuttgart 1884.
60 Burada Orta Asya tabiri Rus bilginlerinin kullandıkları dar ve teknik manada değil, Sibirya ve Kırımı da içine
alacak sekilde genis manada kullanılmaktadır.
61 Bahis konusu mezarlar, İzmir civarındaki, Bin Bir Tepe diye bilinen mezarlardır.

ARKEOLOJİK DELİLLER
Talihin garip cilvelerinden biri şudur ki, İtalya’da Etrüsk mezarlarının dikkati çektiği sırada, Rus çarlarına Orta Asya’da ve Sibirya’nın bir çok yerlerinde hazine dolu mezarların bulunduğu haber veriliyordu. Đste Avrupa müzelerinin Etrüsk sanat eserleriyle dolduğu sıralarda da, Rus müzeleri ve bilhassa Petersbug’daki Ermitaj müzesi, vaktiyle Türk İmparatorluğu’na ait topraklar olup, sonradan birer Rus vilayeti haline gelmiş bölgelerdeki mezarlardan çıkarılan hazinelerle dolup taşmağa başlamıştır. Söz konusu mezarları kaplayan ve hep Türkçe ad tasıyan dağ ve nehirlerin civarında bulunan höyüklere yerli halk tarafından
“kurgan” denilmekte idi. Bu kelime eski türkçede (“kurmak” mastarından) yapı manasına
gelirdi. Orta Asya’da, bu mezarların bulunması Rus bilginleri bakımından içinden çıkılmaz
müskül durumlar yaratmıstır62.
Tarafsız bilinen Rus bilginleri bile kurganları iki kategoriye ayırmıslardır: Bronz çağı kurganları, demir çağı kurganları. Demir çağında Orta Asya’nın anılan bölgelerine, hep Türklerin oturmus olduğu bilindiğinden, bu çağda yapılmıs kurganların Türklüğe ait olduğu inkâr etmek mümkün değildi. Bronz çağına ait kurganlara gelince, bunlarda bulunan sanat eserlerine ayni motifler ve ayni teknik görüldüğü halde, bu eserlere Türk olmayan sahipler 62

Bir taraftan Rus İmparatorluğu’na tabi Türk kavimlerini hor görmeleri, bit taraftan da kazıların meydana
çıkardığı yüksek medeniyete karsı duydukları hayranlık bu bilginleri mevcut tarihî ve ilmî gerçeği kabul
etmelerini imkânsız kılmıstır. Söz konusu gerçeği itiraf etmemek için, bu bilginler kurnazca formüllere bas
vurmaya mecbur olmuşlardır. Mikail Gryaznov adlı Rus arkeologu 1969 da fransızca olarak yayınlanmıs
“Güney Sibirya” (Editions Nagel, Genève) adlı eserinde bakın neler diyor: “Daha önceleri muayyen bir
medeniyetin su veya bu unsurunun hangi millete ve hangi ülkeye ait olduğunu tayin etmek büyük mesele
teşkil ediyordu… 1939 dan sonra, bütün Sovyet arkeologları… araştırmalarını tarihî maddiyetçilik prensbi
açısından yapmışlar ve bilhassa eski toplulukların ekonomik hayatının gelisme derecesini incelemeği hedef edinmişlerdir…” (s. 21, 24, 42) ….
Göründüğü gibi, Orta Asya medeniyetinin Türk kavimlerine at olduğunu gizlemek için, bu medeniyeti
yaratanların etnik kökeni hakkında hiçbir sey söylemeksizin, onları sadece ekonomik gelismeleri açısından incelemek modası icat edilmiştir.Arkeolog Gryaznov, bütün pesin hükümlerine rağmen, ilmî gerçeğin kırıntılarının kaleminden dökülmesine mani olamamaktadır… (Kurganların göz önüne serdiği ince medeniyetin Türklere ait olduğuna dair bu gerçek Yirminci Yüzyılın süphesiz en büyük ilmî kazancıdır.) Sovyet bilgini söyle demeğe mecburdur:
“… en büyük kesif 1039–1940 yıllarında, Kopiona köyü civarında, Kırgız asilzadelerine ait zengin bir
mezarın ortaya çıkarılması olmuştur. Bu mezar altından yapılmıs önemli sanat eserleriyle doludur.” (s. 20)

kirgiz-etrusk

HERKES BİLİYOR Kİ, KIRGIZLAR HALİS TÜRKTÜR…
Bilgin devam ediyor:
“Kudirgede yapılan kazılar da çok önemlidir. Çünkü bunlar Altay Türklerinin kültür ve sanatının tetkiki
bakımından yeni bilgiler getiren vesikalar sağlamıstır.” (s. 21)
“1946 ile 1954 arasında, bu kitabın yazarı… ilk defa olarak Sibirya’da, bronz çağı, demir çağı ve Türk
çağına ait ufak köyler bulmustur.” (s. 22)
SANKİ BU BÖLGELERDE TÜRK OLMAYAN ÇAĞLARIN BULUNDUĞUNA DAİR İLMÎ DELİL
VARMIŞ GİBİ…
Rus bilgini bir de söyle demektedir:
“… Altay’ın Pazırık tipindeki zengin kurganları (münasebetiyle…), Kisselev, ilk defa olarak, 1949 da,
bunların İsa’dan önce 5 inci ve 3 üncü Yüzyıllara ait İskit sanatı olduğunu reddetmistir. Çünkü bu kurganlarla Moğolistan’daki Hunların ve Karadeniz bozkırlarındaki Sarmatların kurganları arasında benzerlik bulmuştur.”
(s. 39)
HERHANGİ TARAFSIZ BİR ANSİKLOPEDİYİ AÇIP BAKACAK  İNSAN SARMATLARIN TÜRK
OLDUKLARINI ANLAYACAKTIR. arandı. Şimdilik Sovyetlerin resmî ilmi bunlara “İskit sanat hazineleri” adını vermeye münasip görmektedir.
Nitekim, ekserisi Türk sanat eserlerinden mütesekkil olup, 1967 yılında, Paris’te “Rus sanatı” etiketi altında tertiplenmiş sergi münasebetiyle yayınlanmış katalogta Türk eserlerinin hepsine İskit adı verilmiştir. Onun için, Etrüsk sanatı ile eski Türk sanatının mukayesesini yaparken, “İskit sanatı hazineleri”  adlı kitabı63 ele almak mecburiyetindeyiz. İnsan bir yandan bu kitabı, bir yandan da Raymond Bloch tarafından yayınlanmış “Etrüsklerin sanatı”64 adlı cildi karıştırırsa, Etrüsk sanatı ile eski Türk sanatı arasındaki benzerliğe dikkat etmemesi, hattâ bu benzerlikten dolayı şaşkınlık duymaması mümkün
değildir. Her ikisi hayvan tasvirlerine dayanan, her ikisi umumiyetle hayvanların ve bilhassa kurt, arslan, kartal, horoz gibi yaratıkların durus ve ifadelerinin realist ve canlı temsilinde eşsiz olan bu iki sanat ayni felsefî ve dinî inanısları açığa vurmakta ve sadece ayni konuları, ayni motifleri değil, ayni malzemeyi ve ayni tekniği kullanmaktadır.Bir yandan Etrüsk, bir yandan da eski Türk sanat hazinelerinin fotoğrafla
röprodüksiyonlarının, mukayeseli metoda uygun olarak, ayni ciltte bir araya getirebildiği gün,
Etrüsklerin Türk soyuna mensup olduklarına dair arkeolojik delil, burada ileri sürdüğüm tarihî, dinî ve lisanî delillerden daha da ikna edici olacaktır65.Fakat o gün de, bir çoklarının esef edeceği üzere, “Etrüsk esrarı” ortadan kalkmış olacaktır. 63

63 Paris, 1969. Libraire Gründ.
64 Milan 1965. Maison d’edition Il Parnasso.
65 Bu kitabın sonunda konu bakımından bir iki örnek vermekteyiz. Bu konuların müşterek efsanelere veya dinî inanışlara dayandığını düşünmek mümkündür.

Makaleye ek :

British Müzesi’nde yer alan Etrüsklere ait çengelli iğne üzerinde OZ Tamgası’nı  görüyoruz.Etrusk-ignesi

Bu görsel ise Kazakistan Tanrı Dağları’nda yer alan kaya resimlerinden alıntı..

oz-tamgasi

Diğer görsel ise Amerika’daki Navajo Kızılderilileri’ne ait bir totemde yine OZ tamgasını görüyoruz.

najavo-kizilderilileri

PAYLAŞ
Önceki İçerikEtrüsk Uygarlığı ile ilgili Görüşler
Sonraki İçerikEtrüsklerin Tarihteki Önemi
36 yaşındayım. Yıldız Teknik Harita Mühendisliği mezunuyum. Taşınmaz değerlemesi yapıyorum. Bilim,uzay, tarih,arkeoloji konularına ilgi duyuyorum. Ön Türk Tarihini araştırmaktan keyif alıyorum. Yüzüklerin Efendisi ve Türkler üzerine (Orta Dünya'nın Analizi) kitap çalışmam tamamlandı. Yakın zamanda yayımlanacak.

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER