Ezop Masallarının Kökeni Neydi?

372
Yüzüklerin Efendisi romanında yer alan en önemli karakterlerin hangi mitolojilerden alındığını karşılaştırmalı ve detaylı olarak anlatan inceleme-araştırma çalışması "Orta Dünyanın Analizi" çıktı.Yazarından imzalı satın almak için Tıklayın

Yunan ve Romalılar arasında hayvan masallarından oluşan edebiyat türü, İ .Ö. 6. yüzyılda, küçük Asya’da yaşamış olan Aesop’a yorulurdu. Artık bugün ona yorulan bu tür hikayelerin en azından bir kısmının Aesop’tan daha çok önce yazılmış olduğu biliniyor. Aesop doğmadan 1000 yıldan fazla bir zaman evvel Sümer’lerde onun hayvan hikayelerine benzeyen masalların var olduğu anlaşıldı.Sümer bilgelik edebiyatı arasında hayvanlar büyük rol oynuyorlardı. Son yıllarda Gordon, memeli hayvanlardan kuşlar ve böceklere kadar varan 64 tür hayvanın yaşamı ile ilgili 295 atasözü ve hayvan hikayesini metinlerden toplayarak çevrisini yaptı. Elde olan malzemedeki hayvanların sık geçme sırası bir hayli öğreticidir. 83 atasözü ve hikayede geçen köpek sırada birinci geliyor. Ondan sonra sıra ile evcil sığır, tilki, domuz ve bunlardan sonra ancak evcil koyun geliyor. Arkasından arslan ve yaban öküzü, bunları evcil keçi, kurt ve başkaları izliyor. İyi korunmuş ve anlaşılabilir hikayelerin Gordon tarafından deneme olarak yapılan çevrilerindeki örnekler köpekle başlayıp eşekte bitiyor. Köpeğin açgözlülüğü şu iki kısa hikayede anlatılmış:

1. Eşek derede yüzüyormuş, köpek ona iyice yaklaşarak “dışarı çıktığı zaman yenecek” demiş.
2. Köpek bir ziyafete gitmiş, oradaki kemikleri görünce ‘ ‘şimdi gideceğimyerde bunlardan daha çok yiyecek bulurum” demiş. Diğer taraftan anne sevgisi bir köpek hikayesinde çok zarif tarzda dile getirilmiştir.
Dişi köpek gururla şöyle demiş: İster geyik yavrusu renginde (yavrularım) olsun, ister sarı gri olsun, ben yavrul arımı (yine de) severim . Kurda gelince, onun yırtıcılığı Sümer’lerin aklından çıkmadığı, iyi korunmuş bir hikayeden anlaşılabilir. Metninin iki yeri kırık olan bir masalda, kurttan oluşan bir sürü, bir miktar koyuna saldırmış, fakat kurtlardan birisi diğerlerinden fazlaca açıkgöz olduğundan diğerlerine düzenbazca bir oyun yapıyor. Şöyle: 9 kurt ve onuncusu ile birlikte bir miktar koyunu öldürmüşler, onuncusu aç gözlü imiş (bir kelime kırık . . . . . . . . ) madı. O ötekilere ihanet ederek
. . . . (bir veya iki kelime kırık) dedi ki: ‘ “Onları size bölüştüreceğim! siz dokuz tanesiniz ve böylece sizin hissenize bir koyun düşer. Ben de tek olarak dokuzunu alıyorum, bu da benim payım olsun! ”
Vahşi hayvanlardan, açık olarak karakteri belirtilen tilkidir. Sümer atasözlerinde tilki , hep hareketlerinde ve sözlerinde gururlu ve dünyadaki rolünü abartma eğiliminde olan bir hayvan halinde sergilenmektedir. Fakat aynı zamanda bir korkaktır da. Ona rağmen cesaretli görünmeye çalışıyor.
Örnek olarak:
Tilki yaban öküzünün tırnağına basıp dedi ki: ‘”Acımadı mı’?”
Veya:
Tilki bir sopa alarak (dedi ki) : “Kime vurayım?”
Bir hukuki belge taşıyordu yanında, (dedi ki) “nasıl meydan okuyabili  ‘I ‘ .. rım .
Veya:
Tilki dişlerini gıcırdatıyor, fakat başı titriyor!
Tilkinin korkaklığını ve gururluluğunu dile getiren uzunca iki masal daha var. Her ikisi de epeyce karışık, bu yüzden sonu sanki havada kalıyor, fakat genellikle neyin anlatılmak istendiği belli oluyor.
Tilki karısına “gel Uruk şehrini dişlerimizle pırasa gibi parçalayalım! Kullab şehrini ayağımızın altındaki bir sandal gibi ezelim! ” demiş.
Fakat şehre daha 600 gar (2 mil kadar) yaklaşır yaklaşmaz , köpekler şehirden onlara havlamaya başlamış. “Geme Tummal, Geme Tummal! (tilkinin karısının ismi olmalı) eve git! Hemen şimdi uzaklaş! Şehrin içinden tehdit edercesine havladılar’ ‘, demiş. Biz bundan tilki ile karısının kuyruklarını kısarak geri döndüklerini çıkarabiliriz ve hakikaten öyle yapmışlar. Diğer bir masal motifi de daha sonra Aesop’ta t ilki ile ilgili değil de fare ve gelincik ile ilgili olarak geçmektedir.

O da şöyle:
Tilki tanrı Enlil’den, yaban öküzünün boynuzlarını kendisine takmasını rica etmiş ve öküzün boynuzu ona takılmış. Fakat sonra yağmur ve fırtına başlamış, korunmak için inine girmeye kalkınca boynuzlar yüzünden girememiş. Bütün gece soğuk kuzey rüzgarı, fırtına ve yağmur üzerinden geçince “Ortalık açılır açılmaz ” (bundan sonrası maalasef kırık, fakat gelişinden tilkinin boynuzlarının alınması için tanrıya ricada bulunduğunu tahmin edebiliriz ) . Sümer’lerde tilki masallarının “ekşi üzüm” masalı d a birlikte Aesop masalları ile bir çok benzerlikleri olmasına rağmen daha geç olan Avrupa folklorundaki kurnaz ve hilekar hayvan tipi ile pek az ilişkisi var gibi görünüyor. Maalesef çok bozuk durumda olan iki masal daha vardır. Bunlarda, tilki daha sonraki Aesop hikayelerinde bulunan karga veya kuzgun ile birlikte görünmektedir. Ayı, Sümer masallarında çok az bulunuyor. Bunlardan birinde onun kış uykusunu belirtiyor gibi görü nüyor. Ayı hakkında çok az yazı bulunmuş olmasına rağmen atasözlerinden firavunfares i hakkında bir hayli bilgi toplanabilmiştir. Firavunfareleri bugünkü Irak’da olduğu gibi, eski Mezopotamya” da da tarla farelerini öldürmesi için evcilleştiriliyordu.
Sümer’ler, kedilerin avlarının üzerine atılmadan önce sabırla onu izlemelerinin aksine, firavu nfaresi avlarının ü zerine hemen atıldıklarına dikkat etmişlerdi. Bunu şöyle belirtmişler:
Bir kedinin düşünmesi,
Bir firavunfaresinin harekete geçmesi,
Kedi düşününceye kadar firavunfaresi atlar.
Buna karşılık firavunfaresinin yiyecek çalması, alkol aşırması alışkanlığı gözden kaçmamış olduğu acı bir hoşgörü ile anlatılıyor:
Eğer etrafta yiyecek varsa, firavunfareleri yutmuştur onu,
Eğer onlardan bana yiyecek kaldı ise,
bir yabancı gelir, onu yutar!
Mamaafi bir atasözünde sahibi firavunfaresini “ağız tadından yoksun” olması nedeniyle kendisine eğlence kaynağı yapmış:
Ancak bozuk yemekleri yiyen firavun farem biraya ve süte uzanmayacaktır! Sırtlan ancak bir atasözünde geçiyor gibi görünüyor, ama onun da manası pek anlaşılmıyor. Kediye gelince: Sumer edebiyatında varsa da çok seyrek bulunuyor
ve iki atasözünde ondan bahsediliyor. Birisi biraz evvel firavun faresi ile ilgili olarak yazılan atasözünde. Diğerinde ise sepet taşıyanın arkasından giden ineği, kediye benzetmişler. Atasözü ve masallara göre arslan ağaçların ve kamışların çok büyümüş olduğu bir nevi “çalılık” arazide barınıyor. Mamafi çok bozuk ve fena kırıklı olan iki masalda barınağı olarak kırlık yer de gösteriliyor. Arslan kendisini saklayan ve koruyan çalılık arasında dururken, insanda onun bu huyunu bilerek kendisini ona göre koruyor!
Ey arslan, sık “çalılık” senin arkadaşındır!
Arslan çalılıkta, onu bilen adamı yemez !
Sonuncu atasözü birazcık “Androcles’in arslanı”nı hatırlatıyor ‘. Çok bozuk olan bir masal da tuzağa düşen arslanla tilkiye ait. Bir hayli masalda arslan vahşi hayvan olarak avları koyun, keçi ve çalılık
domuzu ile çok iyi rol oynuyor:
Arslan ağıla gelince küpek eğirilmiş yünden bir tasma takınır!
ve;
Bir arslan çalı domuzunu yakalamış ve yemeğe devam ederken: “henüz şimdiye kadar etin ağzımı doldurmadı ama senin haykırışların kulağımda bir gürültü yarattı” demiş. Fakat arslan her zaman fatih olmuyor. Bazen kendisinden daha kurnaz çıkan çaresiz dişi keçinin yaltaklığına yenilebiliyor da. B una ait, Aesop’unkine benzeyen bir Sumer masalı şöyle:
Arslan çaresiz bir dişi keçi yakaladı. (Keçi dedi ki) : “Beni koyver (ve) benim beraber olduğum koyunu sana vereceğim .” “Eğer seni bırakacaksam (evvela) bana ismini söyle ! ” (dedi arslan ) . Dişi keçi arslana cevap verdi: “Benim ismimi bilmiyor musun· İsmim ‘sen zekisindir! ‘ ” (ve sonra) arslan ağılın önüne gelince, o kükredi! “Şimdi ağıla u laştım, seni serbest bırakacağım! ” Keçi (çitin) diğer tarafından ona cevap verdi: “Sen heni serbest bıraktın ya! Sen ( hakikaten o kadar) akıllı mısın·? Sana (söz
verdiğim) koyunu (verme) yerine, hen hile burada durmayacağım! “

Fil ile ilgili bir tane masal var. Burada fil kendisini öğen fakat küçücük bir çalıkuşu tarafından öğünmesi mat edilen bir hayvan olarak gösteriliyor. Fil kendini öğerek U) şöyle diyordu: ” Benim gibi biri hiç yoktur ! ”
Burada metin kırık, fakat cümleyi şöyle tamamlayabiliriz: (benimle kendini karşılaştırma) . Sonra çalıkuşu ona cevap vermiş: “Fakat hen de kendime göre senin gibi yaratılmışım”.
Eşek bilindiği gibi, iyi bir taşıyıcıdır. Mezapotamya’da kuraklık hayvanı olarak iş görüyordu. Geç devirlerde Avrupa literatüründe olduğu gibi, Sümer’ler de onun yavaş hareket etmesini ve sık sık akılsızlık yapmasını eğlendirici bir şekilde sunmuşlardır. Onun hu esaslı huyunun efendisinin isteğine karşı hareket etmesi gibi görünüyor. Örnek olarak:
Birisi onu bir yük eşeği gibi (zorla) veba hastalığı olan şehre doğru sürmeli.
veya;
Eşek kendi yattığı yeri yer!
veya;
“Senin çaresiz eşeğinde hız kalmadı!
Ey Enlil, çaresiz adamında güç kalmadı! ‘ ‘
veya;
Eşeğimin kaderi hızlı koşmak değil, onun kaderi anırmaktır.
veya;
Eşek yüzünü aşağı indirdi, sahihi onun burnuna hafifçe vurarak dedi ki:
“Kalkmalıyız ve buradan uzaklaşmalıyız! Çabuk şimdi! Haydi he!”
Eşek sırtından yükünü atttıktan sonra demiş ki:
” Geçmişin iniltileri hala kulağımda dolu duruyor! ‘ ‘
Eşek kaçtığı zaman sahihine dönmez . Kaçan eşeğin ilgi çekici benzetilişi
iki atasözü nde görülüyor:
Dilim, kaçan eşek gibi dönmüyor ve geri gelmiyor!
veya;
Gençlik enerjim, kaçan eşek gibi, kalçalarımı terk etti:

Eşeğin hoş olmayan kokusu ima edilerek şöyle söylenmiş. Pis kokusuz
bir eşek olsaydı, o seyissiz bir eşek olurdu.
Nihayet bize sosyal bilgi veren biraz ilgi çekici bir atasözünde :
Eşeğin yaptığı gibi, karı olarak üç yaşındaki biriyle evlenmeyeceğim!
Açıkça çocuk yaşındaki evlenmeyi eleştiriliyor.
Ata gelince: Bir Sumer masalı atın evcilleştirilmesinin eski tarihine yeni bir ışık tuttu. Bununla at biniciliğine ait şimdi bilinen en eski kanıtı elde etmiş olduk. Bu atasözünün yazıldığı tablet İ .Ö. 1700 yıllarına ait . Fakat bu masal, Nippur şehrinde bulunmuş büyük bir tablet ile daha eski tarihlere ait Ur şehrinden çıkmış bir okul tableti üzerine yazılmış olmasından, orijinal kompozisyonun oldukça eski bir tarihe dayandığı ve o tarihlerde çeşitli yerlerde ve bir tek tip atasözü kolleksiyonu bulunduğu sonucu çıkarılabilir. Bu yüzden Mezopotamya’da atın binek hayvanı olarak kullanılmasını, İ .Ö. 2000 yıllarına götürmek hiç de hatalı Masal şöyle:
At binicisini üstünden attıktan sonra demiş ki:
“Eğer benim yüküm hep böyle olsa, halsiz kalacağım! ”
Diğer atasözü de atın terlediğini dile getiriyor:
“At gibi terliyorsun; o içtiklerindendir! ”
İngilizcedeki bizim “o bir at gibi terliyor” deyimine benziyor.
Melez katıra ait yalnız bir atasözü var, ve bu atasözü hayvanın ailesini bildirmesi bakımından yeterli derecede ilgi çekici.
Ey katır seni baban tarafı tanıyacak mı veya annen tarafı tanıyacak mı·????
Domuzun Sümer’lerde en fazla kesim hayvanı olarak gösterilmesi ilginçtir. Çünkü atasözlerinde sık sık yemek için kesildiği bildirilen hayvan domuzdur.
Örnek olarak:
Yağlı bir domuz kesilmek üzre iken “yediğim yemeklerdi o” demiş

veya;
O düşünce (?) sinin sonuna gelmişti ve domuzunu kesti!
veya;

Domuz kasabı domuzu keserken demiş ki: “haykırman gerek mi’???? bu yol senin ecdadının, ecdadının ecdadının gittiği yoldur ve şimdi sen de aynı yolun yolcususun (ve şimdi) sen haykırıyorsun ! ”
Maymun ile ilgili bir Sümer masalı şimdiye kadar ortaya çıkmadı. Fakat bir maymunun annesine yazdığı alaylı bir mektup ile ilgili bir atasözü var. Ve bunların ikisi de, maymunun Sümer’lerin müzik gazinosunda eğlence için kullanıldığını ve ona pek iyi bakılmadığını gösteriyor.
Atasözü şöyle:
Bütün Eridu şehri bolluk içinde, fakat büyük müzikli gazinonun maymunu çöplük yığınında oturuyor.
Bununla ilgili mektup şöyle:
Lusalusa’ya “anne”me söyle!
Bay maymun diyor ki:
‘ ‘ Ur, tanrı Nanna’nın zevkli şehiri,
‘ ‘ Eridu, tanrı Enki’nin bolluk şehiri,
Fakat Len, büyük müzikli gazinonun kapısı ardında oturarak,
Çöplük yemek zorundayım, ondan ölmez miyim!
Ekmeği bile tatmadım, birayı bile tatmadım,
Bana özel bir haberci gönder-acele ! ”
Görünüşe göre Güney Mezopotamya’nın zengin göl iskelesi olan Eridu’nın büyük müzikli gazinosu bir maymunu beslememiş ve yiyeceğini şehrin çöplüğünde aramaya zorlanmış. Her nedense hayvanın bu güç durumu atasözü haline girmiş, ve görünüşe göre ihtimal bir yazar, atasözünü hicivli bir şekilde genişleterek, maymunun, belki ” maymun adam” anlamına gelebilen lusalusa isimli annesine alaylı bir mektup yazmış. Bu “mektup”un en az dört kopyası bize ulaştığına göre, orijinali olan atasözü, atasözleri kolleksiyonuna alın ırken, bu da küçük bir edebi klasik haline girmiş olmalı. Atasözleri ve masallar, Sümer bilgelik edebiyatının ancak bir türüdür. Fakat Sümer edebiyatçılarının pek beğendikleri bilgelik kompozisyonlarının bir türü rakiplerin söz düellosu yaptıkları bir tartışma motifidir. Bunlar şahıslandırılmış mevsim , hayvan, bitki, maden, taş gibi  nesnelerden oluşan iki rakip arasındaki tartışmayı veya Tevrattaki Habil Kabil hikayesine benzeyen iki ayrı iş sahibinin karşılıklı tartışmasını kapsar.

Kaynak : Samuel Noah Kramer – Tarih Sümer’de Başlar

Çeviri : Muazzez İlmiye Çığ

PAYLAŞ
Önceki İçerikTarihteki İlk Ninni
Sonraki İçerikTürk Mitolojisi – Abdal – Eren
36 yaşındayım. Yıldız Teknik Harita Mühendisliği mezunuyum. Taşınmaz değerlemesi yapıyorum. Bilim,uzay, tarih,arkeoloji konularına ilgi duyuyorum. Ön Türk Tarihini araştırmaktan keyif alıyorum. Yüzüklerin Efendisi ve Türkler üzerine (Orta Dünya'nın Analizi) kitap çalışmam tamamlandı. Yakın zamanda yayımlanacak.

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER