Haçlılar

320

Hıristiyan dünyasının ruhani ve siyasi lideri Papalar, kutsal toprakların kâfirlerin elinden kurtarılması için bayrak açmışlardı. İslamiyet’in ortaya çıkışından sonra sürekli yayılması ve doğudan Selçuklular ile Anadolu’ya, batıdan da Murabıtlar ile İspanya’ya kadar ulaşması, Hıristiyan dünyasında büyük bir endişenin doğmasına yol açtı. Tüm ticaret yolları Müslümanların elindeydi. Hıristiyanlar kendilerini hapsedilmiş, boğulmuş hissediliyorlardı. Nitekim Hıristiyanlar, yoğun çabalar sayesinde, Akdeniz’in,
Müslümanların tekelinden çıkmasını sağladılarsa da, doğu ile ticaret yollarının ellerine geçmemesi yüzünden, bambaşka yolları denemek zorunda kaldılar ve gemilerine binerek, bilinen dünyanın sınırlarını genişleten ve yepyeni bir çağın başlamasını sağlayan o ünlü keşiflerini gerçekleştirdiler.

10. yüzyüzyılda Avrupa’da, feodal derebeyleri çok güçlüydüler ve aralarındaki çatışmalar da dur durak bilmiyordu. Tüm bu nedenlerle Papalar, uzunca süredir doğuya sefer düzenlenmesini zaruri görüyorlardı. Bu tür seferler, ekonomik hayatın canlanmasını sağlayacak, doğunun zenginlikleri batıya taşınacak ve en önemlisi de Avrupa’daki Hıristiyan çatışmaları çok daha olumlu bir yöne, kutsal toprakların kurtarılması amacına kanalize edilecekti.

Bu yöndeki ilk girişim, Papa 2. Urbanus’tan geldi. Urbanus aradığı bahaneyi Bizans ile yakaladı. Selçuklu kuvvetleri karşısında aciz kalan Bizans Hıristiyanlarına yardım göndermek için Urbanus propaganda faaliyetlerine başladı.

Roma’nın Doğu Kilisesine şüpheyle bakıyor olmasına ve Papalık ile Constantinopolis Ortodoks Kilisesi arasındaki yoğun rekabete rağmen Urbanus, Doğu Hıristiyanlarına yardıma koşanlara Cenneti vaat ederek, kısa sürede etrafına çok sayıda yandaş toplamayı başardı. Ancak bunların hemen hiçbirisi profesyonel asker değildi, işsiz güçsüz takımıydı ve en büyük hayalleri, doğudan yağmalayacakları ile ülkelerine zengin olarak dönmekti.Papa, hedefin Kudüs’ü Müslümanların elinden kurtarmak olduğunu ilan etmişti. Papa tarafmdan birleştirilerek yemin eden ve geri dönene kadar mallarını ve akrabalarını Papalığın himayesi altına sokan Hıristiyanlar, yeminlerinin nişanesi olarak, giysilerine haç diktirdiler. Böylece bu kuvvetlere, “Haçlılar” denildi. Müslüman dünyasında Sünni-İsmaili çekişmesinin devam etmesi, Fatımilerin tehlikeli bir düşman olarak tanımlanmamaları ve Büyük Selçuklu İmparatorluğu’nun dağılmış olmasından cesaret bulan haçlılar, ilk seferlerine 1095 yılında başladılar. Ancak ilk gidenler, bir ordu bile değildi. Son derece disiplinsiz olan bu öncüler, gerçek niyetlerini göstermek için, Müslüman topraklarına girmeyi dahi bekleyemediler. Bizans sınırları içinde yağmaya başladılar. Bu ilk Haçlıların sonları çabuk geldi. Anadolu’ya geçtikleri anda, neredeyse tamamı, Türk kuvvetleri tarafından yok edildi. Daha düzenli birlikler, Norman kontu Baumond liderliğinde Anadolu’ya yeniden çıktılar. İznik’i aldılar ve Türklerle yaptıkları savaşı kazandılar. Türk kuvvetleri de çete savaşı sürdürerek, Haçlıları sürekli yıprattılar. Haçlılar, uzun süren bir kuşatmadan sonra Antakya’yı Selçuklulardan aldılar. Bauemond, kenti Bizans’a vermedi ve kendi egemenliğinde saklı tuttu.

Hıristiyanlar arasında Doğu-Batı çekişmesi, Constantinopolis ile Roma kiliseleri arasında, hangisinin üstün olduğu konusunda yüzlerce yıldır sürgit devam ediyordu. Bu nedenle Bizans’ın batıdan gelen haçlı kuvvetlerine  şüpheyle baktıkları bir sır değildi. Constantinopolis, kapılarını bu kuvvetlere açmamayı tercih ediyordu. Constantinopolis- Roma kavgasına son noktayı koyan kişi Kardinal Humbert oldu. Roma’nın Constantinopolis’deki temsilcisi Humbert 1054 yılında Ayasofya’ya gelerek, Patrik’e, Papa 9. Leo’nun bir fetvasını verdi. Bu fetvada Papa’nın Patrik Cerularius’u ve Ortodoks ileri gelenlerini aforoz ettiği yazıyordu. Patrik de aynı şekilde Papa’yı Hıristiyanlıktan aforoz ettiğini açıkladı. İki kilise arasındaki bu kopukluk 911 yıl sürecekti.2 Bizans kilisesinin Roma kilisesinden en büyük farklılığı, Hermetik külliyata sahip çıkmaya başlaması oldu. Hermetik metinler, 1050 yılında Urfa’daki son Saabi Mabedi yıkılınca, Grek asıllı Constantinopolis’li tarihçi ve filozof Michael Psellus’un eline geçti. Psellus bu metinleri Grekçeye çevirdi. Picatrix adı verilen bu Hermetik eser 11. yüzyılda İspanyolca’ya çevrildi. Roma kilisesi giderek Bizans kilisesini heretik olarak görmeye başlamıştı. Zaten eski Eluisis ve Mitra dininin pek çok tanrısı da birer aziz veya azize olarak Ortodoks kilisesinin bünyesinde varlıklarını sürdürüyorlardı. Bizans Kilisesinin Hermetizm öğretisine sahip çıkması üzerine Roma kilisesi ilk haçlı seferinin Bizans üzerine yapılmasını sağlayan bir strateji izledi. İlk haçlı seferinde Ortodoks kilisesinin pek çok kutsal emanetinin yağmalanmasına ve Roma’ya getirilmesine Papalık ses çıkartmamış, aksine teşvik etmişti. Benzeri bir yağma 4. Haçlı seferi sırasında da gerçekleşti. 1204 yılında İstanbul’u ele geçiren Latinler, kentteki çok sayıda el yazması kitabı Roma’ya taşıdı. Ortodoks kilisesi 1261 yılında İmparator Constantinopolis’i geri alıncaya kadar faaliyetlerini yer altından yürüttü.

Haçlı kuvvetleri 1099’da Kudüs önüne geldiler. O sıralar Kudüs, Fatımiler’in yönetimi altında bulunuyordu. Kısa süren bir kuşatmadan sonra kenti ele geçiren Hıristiyanlar, kentteki tüm Müslüman ve Yahudileri öldürdüler. Kudüs’te, Latin Krallığı kurulduğu ilan edildi. Krallığın başına Baudoin geçti. Baumond ise Antakya Prensi unvanıyla, kendi prensliğinin başına geçti. Ancak Baumond kısa bir süre sonra Türk kuvvetlerinin eline geçti ve Antakya da yeniden Türklerin oldu. Antakya prensini kurtarmak için gönderilen kuvvetlerin hepsi Türkler tarafından püskürtüldü.

Türklerle Haçlılar arasındaki mücadele bundan sonra ancak Haçlıların, Anadolu topraklarından geçmeleri sırasında yapılan muharebelerle sınırlı kaldı.

Haçlı seferleri aralıklarla, 1270’li yıllara kadar sürdü. Ancak, 1187’de Selahattin Eyyubi’nin Kudüs’ü geri almasından ve Latin Krallığına son vermesinden sonra, Haçlıların
Ortadoğu’da ancak kısmi başarılar sağlayabildikleri görüldü. Haçlı seferlerinin en başarılı sonucu, Akdeniz ticaretini, Müslümanların hegemonyasından kurtarmak oldu. Avrupa’daki ticaret canlanırken, İslam dünyası giderek geriledi.

Haçlılar ile Türklerin daha sonraki karşılaşmaları, Osmanlı İmparatorluğu döneminde oldu. Osmanlıların Doğu Avrupa’da sürekli topraklar almaları ve Viyana’ya kadar ilerlemeleri, Avrupa’yı kutsal topraklara yönelik heveslerinden tamamen vazgeçirdi ve Hıristiyanlar, kendi topraklarını koruyabilmek için Osmanlı ordularına karşı tamamıyla Haçlı zihniyeti ve dayanışması içinde hareket ettiler. Osmanlılara karşı savaşlar, ilk tohumları Kudüs Latin Krallığında atılan, dini-askeri şövalye tarikatlarının önderliğinde yürütüldü. Bu tarikatlardan Templierler 1312 yılında dağıtıldılarsa da varlığını günümüze kadar sürdüren Rodos-Malta “Hospitalier” Şövalyeleri, Osmanlı güçleri ile 18. yüzyıl sonuna kadar mücadele ettiler.

Kaynak: Ezoterik-Batıni Doktrinler Tarihi – Cihangir Gener

PAYLAŞ
Önceki İçerikAdli Tıp Dedektifleri: Cinnet-Türkçe Dublaj
Sonraki İçerikDünyada Satılan En Pahalı 10 Tablo
36 yaşındayım. Yıldız Teknik Harita Mühendisliği mezunuyum. Taşınmaz değerlemesi yapıyorum. Bilim,uzay, tarih,arkeoloji konularına ilgi duyuyorum. Ön Türk Tarihini araştırmaktan keyif alıyorum. Yüzüklerin Efendisi ve Türkler üzerine (Orta Dünya'nın Analizi) kitap çalışmam tamamlandı. Yakın zamanda yayımlanacak.

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER