Hamam Nedir? Hamamın Tarihçesi

727
Mimar Sinan tarafından yapılan Süleymaniye Hamamı
Yeme içme gibi temel gereksinimlerden olan temizlenmek için insanlarönceleri su kenarlarını tercih etmişlerdir. Yaşanılan yere, inanç sistemlerinegöre de temizlenme için gerekli olan yıkanmanın gerçekleştiği akarsulara kutsallık atfetmişlerdir. Hintliler için Ganj, Asurlular için Fırat, Mısırlılar için Nil nehri gibi nehirler hem bedensel hem de ruhsal temizliğin gerçekleştiği yerlerolarak önem taşımıştır. İnsanlar temizlenmek için çeşitli yollar deneseler de bunun en pratik şekli su ile yapılanı olmuştur. Gerek iklimsel koşullar, gereksede mahremiyet düşünceleriyle yerleşik hayatla birlikte temizlik yapabilmek için bir mekâna yani hamamlara ihtiyaç ortaya çıkmıştır.Hamam, suyun ısıtılmasıyla insanların yıkanması için yapılmış yerlerin genel adıdır. Dilimize Arapçadan gelmiş olan hamam kelimesinin kökeni ısıtmak, sıcak olmak  anlamındaki  hamm (hamam)’dır. Hamam  kelimesinin sözlük anlamı ısıtan yer”  demek olup, yıkanma yeri manasında kullanılır.Farsça karşılığı  germâbedir.
Eski devirlerden bu yana insanlar tabii sıcak su kaynaklarından faydalanmışlardır. Bunlar için yapılan mekânların üstü açık olanlarına “ılıca, örtülü olanlarına da kaplıca” denilmektedir. Bazen bu yapılar için hamam tabiri kullanılsa da hamam kelimesi sun’i ısıtma sistemi ile ısıtılan, yıkanmak için yapılmış binaların genel adıdır. Kaplıcaları hamamlardan ayıran en ayırt edici özellik kaplıcaların yıkanma mekânının ortasında bulunan havuzdur.
İnsanlık tarihinin en eski devirlerinden itibaren çeşitli medeniyetler hamam yapıları yapmıştır. Fakat bunlar içinde Romalılar ve İslam dininin temizliğe hassasiyet göstermesi dolayısıyla Müslümanlar, özellikle de Türkler hamama önem vermiş ve yaygınlaştırmışlardır. Temizliğe dini emirler dolayısıyla önem veren Müslüman toplumlarda su yapıları büyük önem kazanmış ve İslam şehirlerini belirleyen yapılar arasında camiler ve hamamlar yer almaya başlamıştır. İslam şehirlerinde Romalıların ki kadar anıtsal nitelik taşımayan fakat daha yaygın bir hamam yapım kültürünün olduğu görülür. Burada dikkate değer bir başka nokta ise, İslamiyetin genişlediği topraklar üzerinde Roma-Bizans hamam kültürünün var olduğudur. Türkler özellikle Osmanlılar hamama büyük önem vermişlerdir. Daha Selçuklular devrinde ordunun konakladığı yerlere çadır hamamları kurması bu önemi gösterir. Osmanlılarda ise devletin sınırlarının ulaştığı yerlerde çok sayıda umumî hamam inşa edilmiştir. Umumî hamamlardan başka konak ve yalıların yanlarında küçük özel hamamlar da yapılmıştır. Daha küçük yerleşim yerlerinde ise evlerde gusülhâne denilen yıkanma yerleri bulunmaktaydı.
Özel hamamlar köşk, konak, kışla, saray ve tekke hamamları gibi sınırlı sayıda insanın kullanımına sunulmuş ve hacimleri buna göre boyutlandırılmış küçük ölçekteki tek hamamlardır. Bu tür hamamlar bazen müstakil yapı gibi düşünülmüş, bazen de büyük yapı kütlesinin içinde yer alan hacimler olarak planlanmıştır. Sayıca az olan özel hamamlar genel hamamların küçük birer örneği olarak düşünülmüş, gerek görülmediği için soyunma mahalleri ve bazen de ılıklık kısımları dahi yapılmamıştır. Bazı özel hamamlar, içinde bulunduğu yapı grubunun mülkiyetinin değişimine bağlı olarak, ticari faaliyet gösteren genel hamamlara dönüşmüştür. Buna örnek olarak Şehzadebaşı’ndaki Yeniçeri Kışlası içinde yer alan Acemi Oğlanlar Hamamı gösterilir. Halk hamamı, çarşı hamamı olarak da adlandırılan genel hamamlar genelde vakıf olarak yapılır ve mimari külliyenin veya küçük yapıların parçasını oluştururlar. Diğer taraftan birçok vakıf sahibi kurdukları hayır eserlerine gelir getirmesi için şehrin başka yerlerinde bazen de başka şehirlerde hamamlar yaptırmışlardır.
Semavi Eyice Osmanlı tarihi boyunca çok sayıda hamam inşa edilmesinin iki nedeni bulunduğunu belirtir: “Bunlardan biri, hamamların iyi gelir getirmeleri sebebiyle hayır eserlerine gelir kaynağı olarak vakfedilmesidir. İkincisi hamamların ait oldukları yapı topluluğunun merkezi olan cami cemaatine hizmet vermesidir.”
 Bu konuda Bahaettin Yediyıldız ise kamu kuruluşlarına gelir sağlamak için yapılan hamamların paralı olduğunu; fakat bunun dışında fakirlerin bedava yıkanabilecekleri hamamlar da bulunduğunu anlatır.
 Hamamlar kârlı kuruluşlar olduğu için İstanbul’un her yerinde sayıları çok hızlı artınca büyük ölçüde su ve odun harcanmaya başlanmış, bunun önüne geçebilmek için XVIII. yüzyılda yeni hamam yapımını önleyen düzenlemelere gidilmiştir.
Osmanlı-Türk hamamlarında Roma hamamlarında olduğu gibi hamama gidilince sadece yıkanılmaz, aynı zamanda eğlenilirdi. Yakın zamanlara kadar devam eden birlikte hamama gitme âdeti, kadınların görücü usulü ile erkek çocuklarına kız beğendikleri yer olarak da hizmet etmiştir. Erkekler arasında ise perşembe geceleri, cuma sabahları, Ramazan ve Kurban Bayramı arefelerinde hamama gitme âdeti vardı. Kadın hamamlarında müşterilere hizmet edenlere nâtır, erkekler hamamında ise bu yıkayıcı kimselere tellâk (dellâkadı verilir. Hamamlarda bu kişilerden başka külhancı, meydancı, peştemalcı, çıkmacı, kahveci gibi adlarla anılan bir hizmetli grubu da çalışır.
Hamamlar büyük yerleşim yerlerinde şairlerin özellikle kış aylarında biraraya geldikleri, şiir üzerine sohbet ettikleri yerlerdendir. Klasik Türk şiirinde hamamın konu edildiği bu şiirlere de “hammâmiye” denilir. Tek başına eser oluşturanlar ise “hammâmnâme” olarak anılmaktadır. Hammâmiyelerle ilgili örnek olarak elimizde İstanbul Çinili Hamam’da yer alan duvar çinileri üzerindeki yazılar gösterilebilir.
Hamam Mimarisi Tarihçesi
1. Erken Dönem Hamamları
Tarihin en eski devirlerinden itibaren temizlenme ihtiyacına paralel olarak meydana getirilen hamam yapıları, birçok medeniyette önemli yer tutmakta-dır. En erken yapılan hamamlarla ilgili kazılarda bugün Pakistan’ın batısında yer alan Sind’de M.Ö. 2500-1500 yıllarındaki İndus medeniyetinin en önemli şehri olan Mohenjo-Daro’da ortaya çıkan gelişmiş su ve kanalizasyon sistemi burada hamamlar bulunduğunu düşündürmektedir. Bundan başka,Mezopotamya’da yapılan kazılarda dünyanın en eski hamamı olduğu düşünülen Asurlulara ait bir yıkanma tesisi bulunmuştur.
İlkel olmakla birlikte, erken hamam örneklerine Mısır’da Tell el-Amarna’dada rastlanmaktadır. Anadolu’da bugünkü Suriye-Türkiye sınırı yakınlarında Viranşehir   yakınlarında M.Ö. III. yüzyıla ait şehir kalıntılarında yıkanmak için özel mekânların bulunduğu görülmektedir. Yine Anadolu’da Gaziantep yakınlarında Zincirlihöyük’te yapılan kazılarda M.Ö. 1200 yıllarında yapıldığı düşünülen hamam kalıntısına rastlanılmıştır.
Eski Yunan medeniyetinde, büyük ölçüde genel hamamların bulunmadığını, ancak çeşitli sporların yapıldığı “gymnassion”ların içinde bugünkü anlamda duş gözleri gibi yıkanma yerlerinin bulunduğunu Semavi Eyice anlatmaktadır.
2. Roma Hamamı
Roma hamamlarının kökeni Yunan hamamıdır; fakat Romalılar hamamı geliştirmişlerdir. İmparatorluk devrinden sonra Roma’da halka açık hamam mimarisi ortaya çıkmıştır. Milattan önce I. yüzyılda yaşadığı sanılan Sergius Orata adlı bir mimarın ilk defa sıcak hava ile merkezi ısıtma sistemini meydana getirdiği ve bu sistemin uygulanmasıyla hamam yapılarının yaygınlık kazandığı düşünülür. Roma hamamlarının alttan ısıtmalı mimarisi, iç süslemeleri ve büyük ölçülerde yapılmış olmaları bu yapıları sanat tarihi açısından önemli kılmaktadır. Roma İmparatorluğu’nun genişlediği bütün bölgelerde genel hamamlar ve zenginlerin evlerine de özel hamamlar yapılmıştır.
Roma’da hamamlar sadece yıkanılan yerler olmaktan çıkmış eğlenilen, din-lenilen, spor yapılan alanlara dönüşmüş, filozof, şair ve hatiplerin sohbet vetartışma yerleri haline gelmişlerdir.
Roma hamamları M.Ö. I. yüzyılda yapılan örneklerde olduğu gibi düzensiz bir planlamaya sahiptir; daha sonra M.S. I. yüzyılda planlamada simetri görülmeye başlar. Roma hamamında icat edilen ısıtma sistemiyle birlikte çeşitli bölümler de gelişmiştir. Farklı örnekler incelendiği zaman hamam binalarının önünde etrafı genellikle sütunlu revaklarla çevrili bir avlunun olduğu görülür. Avlular, spor oyunları ve çeşitli müsabakaların yapıldığı yerlerdir. Ana girişten soyunma mekânı olan  Apoditeriuma girilir. Soyunma kısmından içinde yüzülebilecek büyük havuzu bulunan aynı zaman-da soğuk su ile yıkanma mekânı olan Frigidariuma geçilir. Bu kısımdan sonra ılık olan Tepidarium kısmı, buradan sonra esas sıcak kısım olan Caldarium  kısmı gelirdi.
Romalılar imparatorluk devrinde çok büyük hamamlar inşa etmişlerdir. bunların  en önemlileri Caracalla, Titus, Diocletianus ve Constantinus hamamlarıdır. Roma hamamlarının en önemlilerinden bir başkası ise Pompei kentindeki Stabia Hamamı’dır. Milattan önce 150 yılına doğru inşa edilen bu hamama, sonradan ilaveler yapılmıştır. Hamam kadınlar ve erkekler için iki ayrı bölüme sahiptir. Genelde her imparator zamanında büyük hamamlar inşa edilmiştir. Bunlardan Caracalla hamamının 1600 kişilik, 25.000 m²lik sahaya yayılmış, içinde kütüphaneler, tiyatro ve yemek odalarının bulunduğu birhamam olduğu bilinir. Bunlardan milattan sonra 300 yılında yapılmış olan Diocletianos hamamı, 3000 kişilik olduğu düşünülen bahçeleriyle birlikte 11 hektarlık bir alanı kaplamaktadır.
Stabia Hamamı- Pompei
Anadolu’da Roma dönemine ait çok sayıda hamam bulunmaktadır.Bunlardan Ankara’da Çankırıkapısı semtinde ve Ephesos, Miletos, Pergamon,Priene, Perge ve Side’de değişik hamam örneklerine rastlanılmıştır. Yinemilattan sonra 43 yılında Roma hâkimiyetine giren Likya bölgesinde impara-torluk etkisiyle ortaya çıkan hamam yapma faaliyeti, II. ve III. yüzyıllarda zir-veye ulaşmış ve VI. yüzyıla kadar devam etmiştir. Likya hamamlarında dahamam binasının bitişiğine güreş salonları yapılmıştır.
3. Bizans Hamamı
Bizans, Eski Roma’nın Hıristiyanlaşmış devamı olduğu için Roma hamam geleneğini sürdürmüştür. Roma’da olduğu gibi hamamlar yıkanmanın dışın-da, eğlencelerin düzenlendiği, dinlenilen, sosyal ve siyasi tartışmaların yapıldığı, yemek yenilen yerlerden olmuşlardır.
Bizans dönemi İstanbul hamamlarının en meşhurlarından birisi, Sultanah-met civarında olduğu düşünülen, İmparator Septimus Severus tarafından yaptırılan daha sonra I. Constantinus tarafından büyütülerek kullanılan Zeuk-sippos Hamamı’dır. Bu hamamdan başka Kalendu Hamamı, Konstantinianai ve İmparator Arkadios’un kızının yaptırmış olduğu Arkadien Hamamı önemli Bizans hamamlarından sayılmaktadır. Bizans imparatorunun ve ileri gelenlerinin saraylarında da özel hamamlar olduğu bilinmektedir.
Günümüzde İstanbul’da Bizans hamamı olarak bilinen bir hamam bulun-mamasına rağmen, pek çok hamamın varlığına dair bilgi bulunmaktadır. Şehzadebaşı’nda eski kilise olan Kalenderhane Camii’nin yanında ve Arkeoloji Müzesi kazısında Bizans hamamı olduğu düşünülen temeller bulunmuştur.
4. Anadolu Dışındaki İslam Hamamları
İslam ülkelerindeki eski hamamlarla ilgili çok geniş bilgiler yoktur. DoğuRoma’nın hamam kültürü ile karşılaşan İslam dünyasında, dinin emri olan temizlik anlayışı ile beraber hamamların önemi daha da artmıştır. Burada pek çok ilkçağ hamamı İslamiyetin yayılmasıyla birlikte yeni yapılan hamamlara ilham kaynağı olmuştur. Müslümanların ortaya koyduğu hamamlar içinde en önemlileri VIII. yüzyılda Emeviler devrinde ortaya konulmuştur. Bunların en önemlileri; Kusayru Amra, Kasrü’l-Hayr, Hamamü’s-Sarah ve Hırbetü’l-Mef-cer’de bulunan hamamlardır. Kusayru Amra saray hamamı I. Velid tarafından 715 yılında yaptırılan, saray içindeki üstü beşik tonozla örtülü giriş, tonozlu ılıklık ve kubbeli bir sıcaklık bölümünden oluşan küçük boyutlarda fakat Roma hamamı prensiplerinin uygulandığı bir hamamdır. Bu hamamların hepsi tipoloji açısından aynı karakterdedirler. Bu hamamlar ısıtma sistemleri ve servis bölümleri ile Roma hamam geleneğini devam ettirirler.
5. Selçuklu Devri Hamamı
Anadolu’ya gelmeden önce Türklerin yaşadıkları ülkelerde inşa edilmiş vetarihi kaynaklarda ismi geçen özel ya da genel hamamlar hakkında yeterli bilgi yoktur. Türklerin Anadolu’ya yerleşmeye başlamalarıyla birlikte, antik şehirler-deki hamamları İslami temizlik şartlarına uygun hale getirmiş oldukları düşünülse de bu durumun yalnızca kaplıcalar ve ılıcalar için geçerli olduğu, ısıtılmış su ile çalışan hamamlarda bu durumun geçerli olmadığı anlaşılmaktadır.Bunun sebebi Türkler tarafından inşa edilen hamamlarda kullanım İslamın kuralları dolayısıyla akan sudan yapılmakta, bu yönüyle de tarz olarak Antik devir hamamlarından ayrılmaktaydı. Diğer bir sebep ise mimari geleneklerdeki farklılıklardı. Selçukluların Anadolu’da yapmaya başladıkları hamamlarda kurna başında su dökünülerek yıkanılır. Terleme için ayrı kapalı bir mekân değil de göbektaşı kullanılmıştır. Soyunma yerleri de büyük anıtsal mekânlar haline gelmiş, dinlenme ve ferahlamayı sağlaması için orta kısma şadırvan  yapılmaya başlanılmıştır. Selçuklu hamamlarının Orta Asya’dan gelen bir planlama anlayışını devam ettirmekle birlikte komşu bölgelerden, burada olduğu gibi Suriye’den, esinlendiğini görmekteyiz.
Anadolu’da bilinen en eski çifte hamamlardan olan Kayseri Kölük, Sultan Hamamı ile ardından yapılan Selçuklu çifte hamamlarında, planlama aradaki ortak duvar boyunca sıralanan soyunma, aralık, soğukluk, sıcaklık mekânları ve sonda yer alan su depoları ve külhandan oluşan düzenlemeye göre oluşturulmuşlardır. Kayseri Hunad Hatun Camii yanındaki 1230’lu yıllarda yapılmış olan hamamda da sıcaklı bölümlerinde dört eyvanlı ve köşelerde halvetli bir düzenleme görülmektedir. Konya’da Sâhip Ata Külliyesi’nin vakıflarından olan, 1258’lere tarihlenen çifte hamamda, her iki kısım eşit ölçülerde ve yan- yana düzenlenmiştir. Bu hamam kare mekânlı soyunmalık kısmı, kubbeli birbüyük mekân ve yanlarındaki iki küçük mekân ile klasik planlama anlayışına uygun olarak yapılan sıcaklıktan oluşur.
Selçuklular devrinde hamamların bulunduğu başka bir yapı grubu kervan-saraylardır. Kervansarayların ana kitlesi içinde, girişin sağ tarafındaki köşeye ve kervansaray yakınlarına hamamlar yapılmıştır. Kayseri-Sivas yolu üzerinde I. Alâeddin Keykubad tarafından 1232’de yaptırılan Sultan Hanı’nda ve Kayseri-Malatya yolu üzerinde yer alan Emir Karatay Hanı içinde köşelere yerleştirilmiş küçük hamamlara rastlanılır. Bunlardan başka kervansaray içindeki hamamlardan daha büyük olan kervansaray dışındaki hamamlara örnek olarak Niğde’de Ağzıkara Han (1243), Afyon’da İshaklı Han (1266), Sinop’taki Durağan Han (1266) bu gruba örnek olarak gösterilebilir.
Beylikler devrinde de Osmanlı Beyliği bölgesinde ve diğer bölgelerde çok sayıda küçük hamam inşa edilmiştir. Bunlardan bir kısmını Batı Anadolu’da Efes’te, Bergama’da, Bursa ve İznik’te görmek mümkündür.
6. Osmanlı Devri Hamamı
Osmanlı devrinde hamama büyük önem verilmiş ve devletin kuruluşundan itibaren sınırların ulaştığı bütün bölgelere hamamlar yapılmıştır. Şehir merkezlerinde yapılan çarşı hamamlarından başka, konak ve yalılarda esas binaya bitişik veya ayrı şekilde özel hamamlar inşa edilmiştir. Bu kadar çok hamam inşa edilmesinin iki sebebi vardır: Birincisi, hamamların yapıldığı devirlerde yüksek gelir getirmeleri sebebiyle hayır eserlerine gelir kaynağı olarak vakfedilmesi, ikincisi de yapıldıkları yapı grubuna gelen cemaate hizmet vermesiydi. Osmanlı devrinde soyunmalık, ılıklık, sıcaklık-halvet ve külhan sıralama-sıyla oluşturulan hamam planlama anlayışı değişmemiş, içerideki mimari detaylar geliştirilerek kullanılmıştır. 
Kaplıca ve hamam yapımına çok önem veren Osmanlıların Bursa’da yaptığıilk hamamlardan olan Alâeddin Bey Hamamı’nın sadece temelleri kalmıştır.Tek hamam olarak yapılan Eskiyeni Hamam plan olarak sıcaklığında ortada bir eyvanı ve iki yanındaki halvet hücreleriyle, klasik eyvanlı plan anlayışını devam ettirir. Bu plan anlayışının diğer daha gelişmiş şeklini, çifte çarşı hamamı olan Bursa Orhan Gazi Hamamı’nın erkekler kısmındaki tek kubbeli, dört eyvanlı vedört köşe halvet hücreli düzenlemede görmek mümkündür. Bursa’da harap Bizans kaplıcası üzerine Eski Kaplıca Murat Hüdavendigâr döneminde yaptırılmıştır. Erken Osmanlı dönemi hamamlarında çok büyük kubbeli soyunmalıklar yapıldığı görülmektedir.
 Bu hamamlardan Gelibolu, Sarıca Paşa, Bursa, Atpazarı, Koca Mustafa Paşa hamamlarında kubbe büyüklükleri 10-15 m arasındadır. Kubbe büyüklüklerinin Bursa Koca Mehmed Paşa Hamamı’nda 12 metreyi aştığı, Davud Paşa Hamamı’nda kubbenin 14.50 çapında olduğu, Yıldırım Bayezid’in Mudurnu’da yaptırdığı hamamın 20 metrelik açıklıkla Osmanlı mimarisindeki en büyük kubbeye sahip bulunduğu görülür. 
Erken Osmanlı dönemi hamamlarında göze çarpan diğer bir özellik ise, kubbelerin içeriden yıldızlı, spiralli ve dilimli olarak süslenmeleridir. İznik’te Orhan Hamamı ve XV. yüzyıl başında yapılan Hacı Hamza Hamamı, İsmailBey Hamamı, Bursa’da Demirtaş Hamamı, Mudurnu Yıldırım Hamamı, Boluve Bergama’daki hamamlar zengin süslemeleri ve çeşitli kubbe şekilleriyle karakteristik özellik gösterirler. Erken Osmanlı döneminde çok sayıda hamamın yapıldığı diğer bir yer de Balkanlar’dır. Günümüzde bu hamamların bir-çoğu yıkılmıştır. Selanik, Manastır, Ohri, Kalkandelen ve Üsküp gibi şehirlerde inşa edilen hamamlardan en önemlisi, Üsküp Davud Paşa Hamamı’dır. Kalkandelen’deki İsa Bey Hamamı İstanbul’da sonradan yapılan Ayasofya Hamamı’nın planlamasına benzer biçimde, uzunlamasına inşa edilmiştir.

İstanbul’un fethiyle birlikte İstanbul’da da hamamlar inşa edilmiştir. İstanbul hamamları çoğunlukla çifte hamam olarak yapılmışlardır ve genel prensip olan kadın ve erkek kısımlarının giriş kapılarının aynı sokağa açılmaması özelliği, burada da devam ettirilmiştir. İstanbul’da inşa edilen ilk hamamın Fatih Sultan Mehmed tarafından yaptırılan Irgat Hamamı olduğu, bunu sırasıyla Azepler Hamamı, Vefa Hamamı, Eyüp Hamamı ve Çukur Hamamı’nın izlediği düşünülür. İstanbul’da her külliye için bir hamam inşa edilmiştir. Bu hamamlardan çifte hamam olarak yapılan Mahmut Paşa Hamamı’nın günümüzde sadece erkekler kısmı kalmıştır. Soyunmalık kısmının örtüsü, mukarnaslı büyük tromplar üzerindeki büyük kubbe ile örtülen hamamın, hepsi ayrı ayrı süslenmiş küçük kubbelerle örtülü sekizgen planlama ile yapılmış bir sıcaklığı vardır. İstanbul’da kitabesi olan en eski hamamdır. II. Beyazıd tarafından yaptırılan külliyenin parçası olan Beyazıt Hamamı da çifte hamam olarak planlanmış olup soyunmalık kısmı 15 metreye varan kubbe yüksekliği ile anıtsal karakter göstermektedir. XVI. yüzyılda özellikle Mimar Sinan devrinde artan imar faaliyetlerine bağlı olarak yapılan çok sayıdaki eserle birlikte imparatorluğun çeşitli bölgelerinde 59 hamam inşa edilmiştir. Bu hamam yapılarından 45 tanesinin İstanbul ve yakın çevresinde yer aldığını tezkirelerden öğrenmekteyiz.

 Mimar Sinan inşa ettiği hamamlarda genel mimari karakteri kullanmakla birlikte bazı değişik uygulamalarda da bulunmuştur. Bunları belirtmek gerekirse, Azapkapı Sokullu Hamamı ve Süleymaniye Külliyesi Hamamı’nda olduğu gibi sıcaklık mekânını merkezi bir şekilde çözmüş, bunlar dışında yaptırılan anıtsal karakterdeki hamam yapılarının girişine Süleymaniye ve Sultanahmet’te yer alan Haseki Hürrem Sultan Hamamı’nın erkekler bölümü girişinde olduğu gibi revaklar inşa etmiştir. Mimar Sinan tarafından kullanılan fakat daha sonraları tekrar edilmeyen bir düzenleme olan, ortada külhan kısmı ve iki yanda kadınlar ve erkekler bölümlerinin yer aldığı uzunlamasına uygulamadan söz edilebilir. Bu plan düzenine örnek olarak yine Sultanahmet’te yer alan Haseki Hürrem Sultan Hamamı ve Payas Külliyesi’ne
Hürrem Sultan Hamamı
ait olan hamam gösterilebilir. Mimar Sinan sonrasında yeni hamam inşaatları olmakla birlikte Mimar Sinan devrine kadar yapılmış olan yapılar kadar anıtsal karakteri güçlü hamamlar inşa edilmemiştir. Klasik devir sonrası en önemli hamam yapısı olarak Cağaloğlu Hamamı’ndan bahsedilebilir. Nüfus artışına paralel olarak hamam yapılarında da artış görülmüştür. Fakat XVIII. yüzyılda yayınlanan fermanda da belirtildiği üzere odun ve su tüketimini artırdıkları için hamam yapımına kısıtlamalar getirilmiştir. Halka açık hamamlar dışında, daha küçük olmakla birlikte evlerde, konak, yalı, köşk ve saraylarda, kışlalarda ve tekkelerde de hamamlar inşa edilmiştir.Klasik devir sonrası inşa edilen hamamlar ile tamir edilerek kullanılan hamamlar planlama ve teknik olarak değişmemekle birlikte yapıldıkları devrin mimari üslubuna bağlı olarak barok, rokoko, ampir karakterde mimari elemanlarla zenginleştirilmiştir. Ayna ve kurna taşları, kapı kemerleri, fil gözü ışıklık çerçevreleri, bahsedilen mimari üsluplarda inşa edilmiştir. Bunlar dışında üst örtü olarak çapraz ve aynalı tonozlar yerine yuvarlak tonozlar kullanılmaya başlanılmıştır. Üsküdar’da yer alan Selimiye Hamamı ve Altunizade külliyesinin parçası olan Altunizade Hamamı bahsedilen devir üsluplarının gözlemlenebileceği yapılar olarak dikkati çeker. 19. yüzyıldan günümüze çok sayıda konak, tekke hamamı ve daha az sayıda külliye hamamı kalmıştır. Yıkanma gereksiniminin konutlarda giderilemeye başlanmasıyla birlikte yapı-lan hamam sayısında bir düşüş olmuştur. Özellikle Cumhuriyet sonrası tamir-ler dışında klasik anlamda yeni hamam yapımına pek gidilmemiştir. Fakat son yıllarda otel yapılarıyla birlikte yapılan, modernize edilerek planlanmış hamamlar turistik amaçla hizmet vermektedir.
Kaynak: Hamam Yapıları ve Literatürü / The Baths: The Structure and A Bibliography / ALİDOST ERTUĞRUL
Yüzüklerin Efendisi romanında yer alan en önemli karakterlerin hangi mitolojilerden alındığını karşılaştırmalı ve detaylı olarak anlatan inceleme-araştırma çalışması "Orta Dünyanın Analizi" çıktı.Yazarından imzalı satın almak için Tıklayın
PAYLAŞ
Önceki İçerikEbola Virüsü Nedir? Korunma Yöntemleri
Sonraki İçerikFikret Mualla Kimdir?
36 yaşındayım. Yıldız Teknik Harita Mühendisliği mezunuyum. Taşınmaz değerlemesi yapıyorum. Bilim,uzay, tarih,arkeoloji konularına ilgi duyuyorum. Ön Türk Tarihini araştırmaktan keyif alıyorum.

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER