Hititlerde Geçim Nasıl Sağlanıyordu? Hititlerde Ekonomi

379

Hititlerde önemli bir işgücü potansiyeli, asker olmayan savaş esirleriydi. m.ö 14. yüzyılın sonlarında Hititler, ganimet olarak fethettikleri ülkelerin değerli eşyalarına, büyük ve küçükbaş hayvanlarına el koymakla yetinmeyip, kendi imparatorluklarında istihdam etmek üzere nüfusun bir kısmını da zorla yanlarında götürmüşlerdir. Bu uygulamanın bir amacı da, düşman ülkenin nüfusunu azaltarak isyanlara meydan vermemek, halkın “barışçıl” bir ortamda yaşamasını sağlamaktı; bazı durumlarda da tümüyle cezalandırma amacı taşıyordu. Aileleriyle birlikte tutsak alınan bu insanlar, başka ülkelerde olduğu gibi köle olarak satılmazdı; “özgür olmayanlar” statüsündeydiler ama onların efendisi devletti. Çiftçi ve zanaatçı olarak bu insanlar imparatorluğun refahına oldukça katkıda bulunmuştur.

İmparatorluğun ekonomik temeli doğal olarak tarıma dayanıyordu. Çok iyi işleyen bir dış ticaret sistemine ve lüks tüketim ürünleri üreten üst düzeyde gelişmiş el sanatlarına karşın, dönemin tüm kültürlerinde başlıca geçim kaynağı tarımdı. Hattuşa gibi büyük kentler (15.000-40.000 tahmini nüfusuyla) bir istisnaydı: “Hidrosefal” (aşırı şişkin) bir merkezi yönetim ve benzer merkeziyetçilikte bir resmi din. Halkın çoğunluğu kırsal kesimde, köy olarak nitelendirilebilecek birimlerde yaşıyordu. Bu küçük köyler ve ekili tarlalar arasında belli bir boş alan, bir tür “sahipsiz arazi” vardı. Çok büyük toprakların ve küçük bir özel mülkiyetin dışında tüm tarla, bahçe ve meralar ortaklaşa kullanılırdı;çiftçilere kiralandığı da olurdu. Bu kırsal topluluklar, kendi kendine yeterliydi ve olağan yıllarda (kuraklık ve kıtlık dönemleri de yaşanmıştır.) topluca ürettikleriyle kentlerdeki diğer nüfusu da besleyebiliyorlardı.

Bunu sağlamak için, devlet tarafından merkezi olarak yönetilen depolama sistemleri gerekliydi. Bunun bir yararı da, nüfusun temel gereksinimlerinin sağlanmasında yerel farklılıkları gidermekti. Tüm büyük kentlerde, özellikle de Hattuşa’da büyük depolar vardı. Bu depolarda devlete vergi olarak verilen paylar biriktirilir, yönetiir ve gerektiğinde dağıtılırdı. En iyi depolanabilen temel gıda maddesi olarak tahılın önemi büyüktü; ancak başka ürünler -örneğin metaller- de aynı şekilde depolanırdı.

Yasalara göre tüm özgür insanlar medeni haklara sahipti yani istediği gibi ticaret yapabilir, mal alıp satabilirdi; ancak tam anlamıyla bir serbest piyasa yoktu Hititlerde. Günlük gereksinimler dahil, tüm ürünlerin fiyatı devlet tarafından yasalarla saptanırdı. Değişim birimi olarak gümüş kullanılıyordu -henüz para basılmamıştı. Bu değerli metal her alışverişte ödeme aracı olarak kullanılıyor muydu, belli değil; belki de, kimi malların yaklaşık değerlerini saptayabilmek için esas alınıyordu sadece. Gümüşün ölçü birimi (miyar rejimi) Babil ağırlıkları olan şekel ve mina idi; Hattuşa’da bir mina 40 şekeldi ve bir şekel yaklaşık 12 gram. Buna göre, mina 480 gramdı (Aynı ağırlıktaki Babil minası ise, 60 şekele bölünüyordu).

Hitit fiyat listelerine göre bir koyunun fiyatı 1 şekel gümüş, ineğin 7, atın 14 ve koşum öküzünün fiyatı 15 şekel gümüştü. Bir çiftçi inek, diğeri de birkaç koyun almak istediğinde, gümüşler el değiştirmeden de alışveriş yapılabiliyordu. Sulu bir tarla 3 şekel, eşit büyüklükteki üzüm bağı ise 1 mina değerindeydi yani tarladan ön üç kat değerliydi -bu da biraz şaşırtıcı çünkü şarap oldukça ucuzdu, 1 parisu (yaklaşık 50 litre) şarap 1/2 şekele alınabiliyordu. Buğday da aynı değerdeydi; ancak arpa, onun yarı değerindeydi. İthal edilen zeytinyağının fiyatı da, içyağı ve bal ile eşdeğerde olan tereyağının iki misliydi. Kumaşlarsa adeta paha biçilmezdi: Büyük bir keten bez, 5 şekel değerindeydi (bir koşum öküzüne karşılık, üç masa örtüsü!); mavi, yünlü kumaştan bir elbise 20 şekel ve “gezmelik” bir elbise için de tam 30 şekel vermek gerekiyordu “bu bedelle tam 3000(yazıyla, üç bin) litre şarap alınabilirdi!

Sanayileşmeyle birlikte konfeksiyonda seri üretim başlamadan önce, giyim eşyası her zaman gıda maddesinden daha pahalı olmuştur; kral ve kraliçeye vergi olarak verilen ya da başka büyük krallar tarafından armağan olarak gönderilen değerli giysiler de, her zaman altın kupalarla birlikte listeye kaydedilmiştir. Buna karşılık aradaki orantı bize biraz abartılı geliyor. Sorun belki de, bilimsel literatürde 50 litreye denk görülen Hitit ağırlık ölçüsü Parisu’dan kaynaklanıyor olabilir. Bu bilgiler doğruysa, orijinal metin çevirisine göre,  bir şarap çorbası için 100 litre (hazır) irmik lapasının yanında 100 litre un ve üç çanak iyi cins şarap ile küçük bir kap sirke teslim edilmeliydi: Bu miktarı, büyük kral bir yana, en güçlü kuvvetli savaşçı bile midesine indiremezdi, içkiyi ne kadar sevse de

Hititlerin beslenme alışkanlıklarını inceleyen Theo Vanden Haout, Parisu biriminin doğru olduğuna inanmaktadır. Bununla birlikte van den Hout, bu şarap çorbası metninde geçen tarifin bizim anladığımız tarzda  bir tarif olmadığına, bağlı kralların vergi olarak sunduğu çorba malzemesinin listesi olduğuna dikkat çekmektedir; örneğin yeterince şarap sunamadığı zaman, bu karışım başka gıda maddeleriyle takviye edilirdi.

Bununla birlikte, elbisenin şarapla değişim oranı, Theo van den Hout’a da biraz fazla gelmiştir: “ya bu giysi gerçekten çok değerliydi, ya da şarabın kalitesi çok düşüktü”

Kaynak: Hititler – Birgit Brandau- Hartmut Schickert

Yüzüklerin Efendisi romanında yer alan en önemli karakterlerin hangi mitolojilerden alındığını karşılaştırmalı ve detaylı olarak anlatan inceleme-araştırma çalışması "Orta Dünyanın Analizi" çıktı.Yazarından adınıza imzalı satın almak için Tıklayın Kitap ile ilgili ropörtajı okumak için aşağıdaki bağlantıya tıklayabilirsiniz. Tıklayın
PAYLAŞ
Önceki İçerikÖzgür Barış Etli – Sahte Sarışın
Sonraki İçerikHititlerde Evlilik ve Cinsellik, Medeni Hukuk

36 yaşındayım. Yıldız Teknik Harita Mühendisliği mezunuyum. Taşınmaz değerlemesi yapıyorum. Bilim,uzay, tarih,arkeoloji konularına ilgi duyuyorum. Ön Türk Tarihini araştırmaktan keyif alıyorum.

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER