Kut: Evrensel Dilde Tanrı ve İyilik

370

Türk Tarihçiliğine Katkılar < Mustafa Kafalı Armağanı>,
(Ed.) Üçler Bulduk – Abdullah Üstün, Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü, Ankara, 2013: 63-68.

Prof. Dr. Osman Karatay

Özet: Kut kelimesi Türk siyasi kültürünün önemli bir kavramını ifade eden Türkçenin en eski kelimelerinden biri olarak bilinir. Ayrıntılı bir inceleme başka dillerde de bununla ses ve anlam bağlantısı olan kelimelerin bulunduğunu göstermektedir. Bu kelimelerin coğrafi ve dilbilimsel dağılımı ödünçleme konusunda hüküm vermeyi zorlaştırmaktadır. Bunun yerine, şimdiki bildiklerimiz itibariyle, tarihi çok eski olduğu için pek çok dilde unutulmuş ama bu arada çeşitli alakasız dillerde yaşayan insanlığın ortak bir kelimesi olduğunu düşünmek daha doğru olacaktır. Asli anlamı ‘mutluluk’ ve ‘iyilik’ merkezindedir. Bizim önerimiz, iyilik kavramı Tanrı ile bağlantılı olduğundan, çeşitli dillerdeki Tanrı anlamındaki bazı kelimelerin de bununla kökteş olduğudur.

Anahtar Kelimeler: Kut, talih, zenginlik, iyilik, Tanrı.

 

ABSTRACT

The word qut ‘fortune, heavenly favor’, expressing an important notion in Turkic political culture, is known as one of the oldest Turkic words. A detailed study would reveal that it has several phonetic and semantic correspondences in other languages. Distribution of those words in terms of geography and linguistic affiliations makes it difficult to judge on whether they are borrowings from each other. Instead, as for our current knowledge, it would be truer to think that it was a common word of humanity, which was forgotten in most of the (Nostratic) languages due to very oldness of its history, and which has survived in some unrelated languages. Its original meanings are ‘happiness’ and ‘goodness’. Our proposal is that some words meaning God in some languages are also cognates of this words, since ‘good’ and ‘God’ are related terms.

Keywords: The Turkic word ‘qut’, fortune, wealth, goodness, God.

Daha önceki bir çalışmamızda ‘iyi’ ve ‘iye’ kelimelerinin anlam ilgilerinin ses ilgilerinden az olmadığını, bunların nihayet kökteş kelimeler olduklarını yazmıştık. Aynı ilginin başka yerlerde de bulunduğunu -üst dilimiz- İngilizceden verdiğimiz örnekle açıklamıştık:

Türkçede bu kökten olması muhtemel kelimelerden biri de edgü ‘iyi’dir. Güzel iş, Tanrı’nın takdir ettiği iştir. Bu yüzden işi Tanrı’ya dayanarak tavsif etmek beklenir. Her ne kadar İngilizce good ve God kelimeleri birbiriyle alakasız Töton asıllı kelimeler olarak görülse de, güya bu sıfatın çoğulu olan goods’un “mal, eşya” anlamına gelmesi, yukarıda işaret ettiğimiz ed “mal, servet” anlamını düşünürsek, insanların zihnindeki anlambilim ortaklıklarından birine işaret ediyor gözükmektedir. Eşya elbette iyidir ama iyi olan çok şey vardır. Sadece eşyayı ‘iyiler, iyi şeyler’ diye adlandırmak tuhaf olsa gerek. Bunun arkasında derin ve evrensel bir anlambilim alanı bulunmaktadır.” (Karatay 2011: 231-232)

Buradaki German kelimelerine biraz daha yakından bakmak faydalı olabilir ve başka kapılar açabilir. *Gōđ(az) olarak kurulan kelime eski dillerde Gotça goþs ‘good’, Eski Nors góðr ‘aynı’, Eski İng. gód ‘aynı’, Eski Friz gōd ‘aynı’, Eski Sakson gōd ‘aynı’, Eski Yüksek Alman guot ‘aynı’ vb. şekilde geçer. Aynı kökten gelen *gōðīn kelimesi Gotça ‘virtue, goodness’, Eski Sakson gōdī ‘goodness’, Eski Yüksek Alman guotī ‘goodness’ olarak kaydedilmiştir (Orel 2003: 138). Bu kökten diğer bir kelime ise bizim yukarıdaki anlam ilgimizi destekler: *Gōđjanan kelimesi Eski Nors gæða ‘to endow, to enrich’, Orta Felemenk vergueden ‘to reimburse’, Orta Yüksek Alman güeten ‘to expiate, to make up for’ şeklinde kaydedilmiştir (Orel 2003: 138).

İyilik ve zenginlik kavramlarını bu kelimede buluşturan German köken sözlükleri, bunlar ile Tanrı kelimesi arasında alaka kurmayı reddediyor ve *Guđ(z) olarak kurulan (Got guþ ‘God’, Eski Nors goð ‘aynı’, Eski İngiliz god  ‘aynı’, Eski Friz god ‘aynı’, Eski Sakson god ‘aynı’, vb.) mukabil kelimenin ayrı kökten olduğunu söylüyor (Orel 2003: 145; Skeat 1993: 179; Shipley 1945: 168). Hint-Avrupa listesini S. Nikolayev’in hazırladığı Starostin veritabanında ise (http://starling.rinet.ru) German dilindeki böyle bir kökten başka dillere ulaşılmıyor. Hâlbuki iyilikten eşyaya ulaşılırken, Tanrı ve kutsallık anlamının ilgide göz ardı edilmesi mantıksız gözüküyor. Dolayısıyla, burada alıntıladığımız köken açıklamalarında gerek diğer diller, gerekse başka anlam kümeleri ile fazla bir bağlantı bulamıyoruz. Bu şu demek, hem *gōđ(az) ‘iyilik’ hem de *guđ(z) ‘Tanrı’ kelimeleri bu anlamlarıyla sadece German dillerinde bulunuyor. Bu da tuhaf değil mi? Tanrı kelimesi ve iyi sıfatı gibi iki temel kelimenin en azından diğer Hint-Avrupa dillerince de paylaşılmasını beklemeli değil miyiz?

Mezkûr veritabanında ‘iyilik’ anlamındaki German kökten Rusça godit’sya ‘işe yaramak, uymak’ fiiline bağlantı kurulmuş. Kökü ise god ‘zaman, müddet’ kelimesine dayanıyor (Fasmer 1986-I: 426). Ana Slav dilinde bu ikinci kelimeye (*gôdъ) baktığımızda da kökteş olarak Gotça goþs ve Eski Yüksek Alman guot ‘good’ yazılmış (Derksen 2008: 172). Slavca kelimenin esas anlamı ‘doğru zaman’ olarak ve bundan türediği söylenen *godìti fiili ‘please’ olarak veriliyor. *Gôdъ kökünden türemiş *godьnъ sıfatı ise ‘’suitable’, ama doğrudan ‘iyilik’ kelimesine bir çıkış yok. Litvan guõdas ‘honour, worship, hospitality’, Leton gùods ise ‘honour, banquet, wedding’. German dillerinde ise buna mukabil zamanla ilgili bir açılım ve ilgi bulunmuyor.

Zamanla arası daima açık ve bozuk olan ve her fırsatta zamanı kargıyan insanın bundan iyiliğe yol bulması çok ciddi bir istisna olur.[1] Belki de aynı veritabanında önerilen kökteş Baltık kelimesi bu son vurgumuzla ilgilidir: Litvan gōdṓti ‘ehren’, gōdà ‘Sorge, Kummer, Leid’. Hürmet etmek tamam ama bu ihtiram korkudan, endişeden, elem korkusundan kaynaklanıyorsa… İyilik anlamına nasıl yol bulunacak? Belki de Rusça kelimeyi ‘zaman’dan getirmemeliyiz.

Öte yandan Türkçe öd ve Macarca idő ‘zaman’ kelimeleri dururken, Slavca god ‘zaman’ için başka kökteş veya kaynak aramaya gerek var mı? Krş. Slav gora ‘dağ’, gornV ‘yüksek’, Türkçe or ‘yükseklik, dağ’. Bir de, neredeyse bütün dillerdeki zamanla ilgili bütün kelimeler ‘uygunluk’ anlamında kullanılır: Vakti saati gelince… Zamanı gelince… Yaşı tutunca… Gün gelir, devran döner…

Geri dönersek, Hint-Avrupa dilleri içinde yakın anlam geçişlerinin olmaması, üstelik de sıkıntılı geçişler içeren kelimelerin German ve Balto-Slav bölgelerine ait olması düşündürücü. Hint-Avrupa ailesinin dışına çıkınca ise kapılar ardına kadar açılıyor. Dolgopolsky Nostratik *gads ‘(to be) suitable/good’ kelimesini kurmuş. Hami-Sami bölgesinde ‘good, luck, fortune, happiness’ anlam kümesi şaşırtıcı şekilde yaygın ve bol örnekli. Ama hiçbir ‘zaman’ atfı yok. Hint-Avrupa içinde durum belirttiğimiz gibi, tek zaman atfı Slavcada geçiyor.

Dravit dillerinde ise *kaţ- ‘fixed time’ kurulumu altında sadece zamanla, tamamına yakınında da vadeyle ilgili kelimeler bulunuyor (Dolgopolsky 2008: 577-578). Bu dil ailesinde ‘zaman’ dışına anlam geçişlerinin bulunmaması düşündürücü. O zaman yeri burası mı diye sormak gerekiyor. Hatta burada verilen koŕy ‘fixed period’ ve gayŕ ‘fixed or appointed time’ kelimelerini buradan alıp Türk kur ‘zaman’, Macar kor ‘zaman’ ve Moğol qorum ‘an, lahza’ ile bir araya getirmek gerekir.[2] Bu sonuncular da açıkça İngiliz hour’un da (<Latin hora) olduğu kelimeler ve diğerleri ile birlikte ayrı bir küme teşkil ederler.

Bunun dışındaki *kaţ köklü Dravit ailesinden kelimeleri Türkçe öd ve Macarca idő ile birlikte düşünmeli. Macarca veya sözde Fin-Ugor dillerinin Dravit dilleriyle ilişkisine dair hergün yeni fikirlerin ortaya atıldığı bir ortamda böyle bir öneri şaşırtıcı olmayacaktır. Dolayısıyla, Slavca god ‘zaman’ kelimesine Ural-Altay-Dravit sınırları dışında şimdilik gidecek yer kalmıyor.

Zaman anlamını böylece dışarı çıkardıktan sonra iyiliğe dönebiliriz. Hami-Sami dillerinde *gadd kökenli böyle yoğun bir kullanım German *gōđ(az) ile bağlantısız olamaz tabii ki. Bu durum farklı dil ailelerine mensup çeşitli dillerin kendi aralarında da çapraz ilişkilerinin bulunduğu gerçeğine iyi bir örnek teşkil ediyor. Fakat başka yerlerde neden yok? Gerçek ise, Nostratik dilde bulunup H-S bölgesinde yaşayan ve German sahasında hayatta kalmış bir kelimenin geniş ailenin başka üyelerinde de izlerinin bulunması beklenmez mi? Şuradaki ‘good, luck, fortune, happiness’ anlamlarını alarak, mesela Türkçeye bakıp kut kelimesine ulaşmak mümkün. Zira bu kelimenin “good fortune, happiness” anlamıyla (Clauson 1972: 594) Nostratik *gads kelimesinin soyundan gelmek üzere hiçbir eksiği yok. Öyleyse Dolgopolsky’nin sözlüğüne bir ekleme yapmamız gerekiyor.

Kut kelimesi çok dikkat çekmiş, hakkında yeterince araştırma yapılmıştır. Münferit çalışma olarak Bombaci’nin ünlü makalesi hâlâ tek kalsa da, eski Türklük hatta Osmanlı hanedanıyla ilgili hemen tüm çalışmalarda söz sırası kuta gelir. (Asya’daki) Türkçenin kayıtlı en eski kelimelerinden biri olarak Hun unvanlarında geçer:

Bu kelime Türkçenin bize ulaşan ilk kitabı olan Kutadgu Bilig’in isminde bulunmaktadır. Dolayısıyla, Türklüğün İslam’la yeni buluştuğu çağda yazılan bu eserde geçen anlam belirleyici olacaktır: ‘Mutluluk veren’. Tanrı’nın bir ihsanı olarak gelir ama sabit ve kalıcı değildir, bir teminatı yoktur. Oradan oraya göçer durur. Dolayısıyla ‘talih’ kimliğindedir (Başer 1990: 52-53). Bu talih hep ‘iyilik’ tarafıyla malumdur. “Güzel olanı isteyenin kutu eksiksiz olur” (Başer 1990: 62). Yoksa kötü birinin kötü bir işinin rast gitmesi kutla ilgili değildir. Dolayısıyla, içerik daima takdir-i İlâhî ile alakalıdır. “Tengri kut verdiği için” işler iyi gider; mefhum-u muhalifiyle, işler iyi gitmiyorsa kut ayrılmış demektir. Ayrılmasının bariz sebebi de töreye uymamaktır (Başer 1990: 63). Kutu kaybeden bir hükümdar çoğu kez hayatını da kaybeder. Tahttan indirilir ve öldürülür (Golden 2006: 173, 282).

Kelimenin asli anlamında Clauson ‘saadet’i görürken, Etimologiçeskiy slovar’da ‘yaşama gücü’ öne çıkar. Kelimenin ‘kuvvet’ anlamını Clauson da vurgular (Clauson 1972: 594; Levitskaya vd. 2000: 176). Alekseyev’in ilk anlamın ‘hisse’ olduğu açıklaması da dikkate değer ve ‘kut’ ile ‘ülüg’ü bir arada inceleyen âlimlere haklılık kazandırır (Levitskaya vd. 2000: 176). Bombaci’nin önerdiği, Kafesoğlu’nun ise aynen takip ettiği anlam ise kelimeyi başlangıçta ‘iktidar’ olarak görür.[3] Bu yaklaşım herhalde kelimenin eski kullanımlarının siyasi saha ile kısıtlı olmasıyla ilgilidir, lakin kut hükümdarın iktidarını değil, iktidardaki işlerinin iyi gitmesini anlatıyor. Bu yüzden, belki lütf-u İlâhî, insan-ı İlâhî anlamlarının başlangıca konulması daha yerinde olur. Bu devlete mazhar olan, siyasi bir yapı olan devlette elbette başarılı olacaktır. Sonuçta söyleyebileceğimiz şey, kut kelimesinde “Tanrı’dan gelen iyilik” anlamının merkezileştiğidir.

Moğolca ve Mançu-Tunguzcada bulunan kelimeler (Moğol qutug ‘sçastye, svyatost’; Tunguz kutu ‘sçastye’) bir görüşe göre Türkçeden ödünçleme (Levitskaya vd. 2000: 177), bir diğerine göre ise kökteş kabul edilirler (Starostin vd. 2003: 749). Hadisenin aslı ne olursa olsun, buradaki anlam birliği kaydadeğer. Sonuçta kelimenin dağılımı Eski Dünya’da bir üçayak oluşturuyor. Avrupa’nın batısı, Asya’nın doğusu ve Asya’nın güneyi, buradan da Kuzey Afrika. Türkçenin Ortadoğu ilgisi iyi biliniyor ama Sümercede daha çok maddi bir anlam içeriği olan ku(d) ‘iyi olmak, tatlı olmak’ (Aydın 2010-1: 305) dışında alakalı bir kelime gözükmüyor. Yine de Sümercede bir bağlantının olduğunu gösterir ipuçları var (Aş. bkz. gudu, gudug ‘rahip’).

Sheader’le başlayan bir gelenek Türkçe kut kelimesini eski İranî *kauta ‘talih’ kelimesinden getirmek ister (Eker 2010: 328). Ancak bu bir kurulumdur; böyle bir kelimenin gerçekten varlığını bilmiyoruz ve köke yerleştirilen kelime Avesta’da ‘genç’ anlamındadır. Üstelik ‘saadet, talih’ anlamlarına gelip, siyasi manada Türkçe kut ile aynı işlevde kullanılan eski İranî bir kelime zaten vardır: Xwarrah. Bu koşut kullanım kut anlayışının İran dünyası ile kıyaslanmasını doğurmuştur. Gerçekten de örneğin bizdeki hükümdarlar “Tengri yarlıkadukın üçün, özün kutu bar üçün” başarılı olurken, Darius’un Behistun yazıtında bütün işler tanrı Ahuramazda istediği veya izin verdiği için olur (Tezcan 2007: 178).

Fakat bunu bir siyasi gelenek birliği olarak görmekte büyük hatalar vardır. İktidarın köklerini ve kaynağını Tanrı’ya havale eden kişi ve avenesi, öte yandan bu atıfla bir meşruiyet zemini oluşturmakta, bir başka deyişle, dini siyasete alet etmektedirler. Bunu bir gelenekle değil, ancak evrensellikle açıklayabiliriz. Tebaaya “kaynağı semavî olan iktidarıma karşı muti olun!” iletisini ulaştıran bir hükümdarın, bu tutumu keşfetmek için herhalde uzak yerlerde arayışa girmesine gerek yoktur. Ancak uygulamadaki özgünlükler üzerine konuşulabilir. Mesela Türklerde kut kaynaklı olduğu açık olan hanedan üyelerinin kanının yere dökülmemesi uygulaması özgün olarak duruyor.

Üstelik kelimenin Nostratik bağlantılarını düşünürsek, Türkçenin bariz ve yerleşik bir kelimesini olmayan İranî bir kaynaktan getirmek için çabaya gerek kalmaz. Veya Kuzey Afrika içlerine kadar çeşitli Hami-Sami dillerindeki kökteş kelimeleri de olmayan İranî bir kaynaktan getireceğiz. Böyle bir geçişin neredeyse tek bir örneği bile bulunmuyor. Bunun yerine Türkçe kut kelimesini Türklerin kendi atalarından aldıklarını ve sonuçta aslının insanlığın eski kelimelerinden birine gittiğini söylemek daha isabetli olur. German, Hami-Sami ve Türk (> Moğol) kelimelerin anlam yoğunlaşmasını düşünürsek, ‘mutluluk, iyilik, talih’ noktasına gidiyorlar. Dağılım o kadar alakasız ki, bildiğimiz tarih itibariyle bu dil aileleri arasında bir ödünçleme hesaplamak çok zor. Bunun yerine şimdilik bunları çok uzak ortak atalardan hayatta kalan kelimeler olarak nitelemek daha yerinde olur.

Ve bu incelemeler yapılırken, dilimizde Hüdâ biçimiyle var olan İranî Khwoday ‘Tanrı’ kelimesinin inceleme dışında tutulmasını anlamak zor. Hint-Avrupa sözlükleri hazırlayanlar German kelimelerin yanına bu İranî kelimeyi koymalı değiller mi?

Peki, mevcut köken sözlüklerinin hilafına, ‘good’ ve ‘God’ kelimelerinin kökteşliğini nasıl ispatlayacağız? Girişte değindiğimiz makalemizde ‘iyi’ ile ‘iye’nin alakasını göstermiş, insan zihninde iyiliğin büyük ölçüde zenginlik ifade ettiğinden hareketle, iyinin ‘edgü’ kökündeki ed’in aynı zamanda ‘mal, mülk’ anlamı verdiğini belirtmiştik. Bu yaklaşım evrensel olsa ki, ‘goods’ kelimesinin İngilizcede ‘meta’ anlamı boşuna değil. Pek çok dilden koşutluklar çıkartılabilir. Bu yüzden örneğin Türkçede başka bir örnek olarak bay zengin iken, Bayat ‘Tanrı’dır; Slav dillerinde ise Türkçe ile bağlantısı kuşkusuz olan bogat ‘zengin’ iken, Bog ‘Tanrı’dır.[4] Türkçede bu kökenden ‘iyi’ kelimesi ise herhalde beğen- fiilinde gizli olmalıdır.[5]

Hint-Avrupa dilleri içinde yukarıda değindiğimiz German örnekler dışında Tanrı anlamını taşıyan bir kelime bulunmamasına rağmen, kelime *ĝheu– ‘to call, to invoke’ köküne götürülür ve Tanrı anlamında kullanılan German kelimeleri ‘çağrılan, davet edilen’ anlamıyla açıklanır (Orel 2003: 145; Skeat 1993: 179; Shipley 1945: 168). Bu tabii ki tamamen kurulumdur ve haklı olarak mesela neden çağrılan değil de, ‘yalvarılan’ kelimesinin bu anlama dönüşmediği sorulur.

Yukarıdan beri bir anlambilim denklemi ile karşı karşıyayız. Bu denklem iyi ve Tanrı kelimelerini aynı kümeye koymamızı salık veriyor. German dünyasında farklı bir zihniyetin bulunduğunu gösterir bir durum yok. Mevcut açıklamalar da keyfi ve tahmini. Önerenin kanaati dışında bir desteği yok. Bu yüzden, Türkçe kut ile İngilizce God’ın kökteş olduklarını söyleme noktasına geliyoruz. Sümercedeki gudu, gudug ‘rahip’ (Aydın 2010-1: 204) kelimesi de bu kökle ilgili olabilir. Zira Tanrı ve Tanrı’ya hizmet edenler için kullanılan kelimeler beklendiği şekilde birbiriyle ilgilidir ve genellikle kısa eklerle Tanrı kelimesinden rahip kelimesi türetilir (Örnekler için bkz. Karatay 2006: 125-131).

Bir de, Hami-Sami bölgesine uzanmışken, Arapça hidayet kelimesinin kökündeki fiili (ﻫﺩﺍ) neden bu çerçevede görmeyelim ki?

KAYNAKLAR

AYDIN, Nafiz, (2010), Büyük Sümerce Lügat, I, Antalya.

BAŞER, Sait, (1990), Kutadgu Bilig’de Kut ve Töre, Ankara.

BOMBACI, Alessio, (1965), “Qutlug Bolzun!”, Ural-Altaïsher Jahrbücher, XXXVI: 284-291.

—–, (1966), “Qutlug Bolzun!”, Ural-Altaïsher Jahrbücher, XXXVIII: 13-14.

CLAUSON, Gerard, (1972), An Etymological Dictionary of Pre-Thirteenth Century Turkish, Oxford.

DERKSEN, Rick, (2008), Etymological Dictionary of the Slavic Inherited Lexicon, Leiden-Boston.

DOLGOPOLSKY, Aharon, (2008), Nostratic Dictionary, Cambridge.

EKER, Süer, (2010), “Orhon Yazıtları. İran Dilleri ile İlk Temaslar ve Benzer Birkaç Öge Üzerine”, 3. Uluslararası Türkiyat Araştırmaları Sempozyumu (26-29 Mayıs 2010) Bildirileri, Ankara: 321-332.

FASMER, Maks, (1986-1987), Etimologiçeskiy Slovar’ Ruskogo Yazıka, 4 cilt, Moskva.

GOLDEN, Peter B., (2006), Türk Halkları Tarihine Giriş, (çev. O. Karatay), 2. Baskı, Çorum.

KAFESOĞLU, İbrahim, (2001), Türk Milli Kültürü, 21. baskı, İstanbul.

KARATAY, Osman, (2006), Bey ile Büyücü. Avrasya’da Tanrı, Hükümdar, Devlet ve İktisat Hakkında Dilin Söyledikleri, İstanbul.

—–, (2011), “Türkler ve Öcüler: Korku ve Ürküyle İlgili Bazı Kavramlara Yeni Bazı Köken Açıklamaları”, Dil ve Edebiyat Araştırmaları Dergisi, IV: 227-236.

LEVİTSKAYA, L. S. – DIBO, A. V. – RASSADİN, V. İ., (2000), Etimologiçeskiy slovar’ tyurkskih yazıkov: Obştetyurkskie i mejtyurkskie osnovı na bukvu Қ, Moskva.

OREL, Vladimir, (2003), A Handbook of German Etymology, Brill, Leiden – Boston.

SEVORTYAN, E. V., (1978), Etimologiçeskiy slovar’ tyurkskih yazıkov -B-, Moskva.

SHIPLEY, Joseph T., (1945), Dictionary of Word Origins, 2. baskı, New York.

SKEAT, Walter W., (1993), The Conscise Dictionary of English Etymology, Hertfordshire.

STAROSTİN S. A. – DIBO, A. – MUDRAK, O. A., (2003), Etymological Dictionary of the Altaic Languages, Leiden – Boston.

TEZCAN, Mehmet, (1997), “Eski İranlılarda Xvarena Anlayışı ve Bunun Türklerdeki Kut ile Münasebeti”, Tarih İncelemeleri Dergisi, XXII/2: 167-193.

TIETZE, Andreas, (2002), Tarihi ve Etimolojik Türkiye Türkçesi Lügati -I- ( A-E ), İstanbul.

http://starling.rinet.ru

* Doç. Dr. Osman Karatay, Ege Üniversitesi, TDAE, Bornova – İzmir. [email protected]

[1] Nitekim Kur’an’da Asr sûresinde zamana yemin edilirken, netice insanın hüsranda oluşuna bağlanıyor; öte yandan zamana yemin edilerek verilen yüksek değer, dolayısıyla bize bakan veçhesiyle kudsiyet, dikkat çekici: ﻭﺍﻟﻌﺼﺮ ﺍﻥﺍﻟﺍﻧﺴﺎﻥﻠﻓﻲﺧﺴﺮ

[2] Bunlar Türkçeden diğer iki dile ödünçleme kabul edilir: Clauson 1972: 642; Róna-Tas, 2011: 567-570.

[3] Bombaci mevcut kullanımlar için baştan itibaren ‘fortune’ ve hükümdara özel kullanımda ‘royal fortune’ kelimeleriyle çeviri yapar (Bombaci 1965: 284-291; 1966: 13-14; Kafesoğlu 2001: 249). Krş. Starostin vd. (2003: 749) Japon kàdó (Ön Japon *kàntuá) ‘ability, talent’ kelimesini, bu anlamdaki tek örnek olmakla birlikte, Altay *kùt’á ‘fortune’ başlığı altında incelerler.

[4] Özellikle bkz. Karatay 2006: 147’deki tablo.

[5] Köken sözlükleri bu fiilimizin aslını belirsiz görür (Sevortyan 1978: 101; Tietze 2002: 305). Burada kelimeyi ‘bey’in zevkine hitap etmekle açıklamak yerine, bu makalenin konusu olan anlam kümesi içindeki yerini tespit etmek, yani bay ve Bayat’ın yanına koymak denkleme uygun düşecektir.

Yüzüklerin Efendisi romanında yer alan en önemli karakterlerin hangi mitolojilerden alındığını karşılaştırmalı ve detaylı olarak anlatan inceleme-araştırma çalışması "Orta Dünyanın Analizi" çıktı.Yazarından imzalı satın almak için Tıklayın
PAYLAŞ
Önceki İçerikÖzgür Barış Etli – Viking Türk Sırları
Sonraki İçerikUmut Vaat Eden Deha Ödülleri
36 yaşındayım. Yıldız Teknik Harita Mühendisliği mezunuyum. Taşınmaz değerlemesi yapıyorum. Bilim,uzay, tarih,arkeoloji konularına ilgi duyuyorum. Ön Türk Tarihini araştırmaktan keyif alıyorum.

1 YORUM

  1. Çok faydalı bir site olmuş. Kategoriler kısmına “dil” başlığı da eklenebilir diye düşünüyorum.

CEVAP VER