Osmanlıda Kadınlara Uygulanan İdam Yöntemleri

1186

Osmanlı devleti kadınlara özel ölüm cezası geliştirmiştir. Kadınların ölüm cezası onlara özel kimi şekillerde infaz edilmiştir.

ÇUVALA KONULARAK DENİZDE BOĞULMAK
Yakalanan “kötü kadınlar” sağ sağ bir çuvala konularak denize atılırdı. Çünkü cürümleriyle kirlettikleri toprakta kalmak artık onlara layık görülmezdi. (M. D’Ohssan, 18. Yüzyıl Türkiye’sinde Örf ve Adetler, Çev. ZYüksel, Tercüman Yay.)

1835-1839 yılları arasında Osmanlı ordusunda askeri öğretmen ve tahkimat uzmanı olarak görev yapan Alman Helmuth von Moltke Türkiye’de Durum ve Olaylar Üzerine Mektuplar adıyla bir kitap yayınlıyor. Ve bu döneme ilişkin gözlemlerini aktarıyor. “Kim Binbirgece’ye aldanıp da aşk maceraları diyarını Türkiye’de aramağa kalkarsa şartları hiç bilmiyor demektir. Eğer bir Türk kadını müslüman bir erkekle ihanette bulunursa kocası onu hakaretle boşar. Yok eğer bu aldatma işini reayadan yani devletin Hıristiyan tebasından bir erkekle yaparsa bugün de, 1836’da da kadın hiç acımadan suda boğulur, reaya da asılır. Bu barbarlığa bizzat ben şahit oldum.”
Slade, anılarında bir gayri müslim ile ilişkisi olan bir müslüman kadının ölüm cezasına çarptırıldığı ve bu cezanın çuvala konularak denizde boğulmak suretiyle infaz edildiğini yazıyor:
“O günlerde bir müslüman kadınla gönül rabıtası kuran bir yahudi, kendi evinin kapısında idam olundu. Yahudiyle sevişecek kadar aşağılaştığı için, müslüman kadın çuvala konulup Marmara Denizi’ne salıverildi. Kadının müslüman olduğu halde, bir yahudiyle sevişmek gibi adiliğe tenezzül etmesi,Türklere pek ağır gelmişti!” (Agy., sf.274)

ÇUVALA KONULARAK ASILMAK
İdam cezası gerektiren bir suç işleyen kadına verilen cezanın infazı sırasında infazı izleyen erkeklerin cinsel arzularını kamçılamamak gerekçesiyle cezanın kadının çuvala konularak asılması suretiyle icra edilmesi yoluna gidildiği de görülmüştür. İngiliz Adolphus Slade anılarında (1829-1831) şöyle yazıyor: “Kadın, erkekler karşısında mahrem bir varlık olduğundan, cezalandırılan kadın; halkın edeb ve haya hislerine hürmet edilerek, çuval içine konulup asılmıştı!” (Aclolphus Skide, Kaptan Paşa sf.274) Karısı kendisini aldatan erkek bu konuda bir tepki göstermez ise devlet ona pezevenklik cezası veriyor, (bak. Barkan, agy, 67,Köftehorkanlığı cezası)

HAFİF KADINLARIN DENİZDE BOĞULMASI
1754 yılında Osmanlı tahtına oturan IlI.Sultan Osman’ın kadınlara karşı özel bir şiddet uyguladığı görülür. Padişah, kadınların sokağa çıkmalarıyla erkekleri azdıracağı düşüncesindeydi. Bu nedenle “kadınlara ince yaşmak tutunmayı, yakası mutadından fazla açık, erkeğin nazarını hemen çekebilecek şekilde sırma işlemeli, süslü ferace giymeyi, sokak-aşırı misafirlikleri, arabalarla, kayıklarla mesirelere gitmeyi şiddetle yasak etmişti. Padişah yasağını dinlemeyen İstanbul’un hafifmeşrep nigarlanndan pek çoğunu toplattığı, geceleyin bostancı kayıklarına doldurtup Marmara açıklarında boğdurtarak denize attırdığı söylenir. Pek namlı iki fahişe de bu şekilde idam edilmiştir.”(Koçu, Agy, sf. 312)

KURŞUNLA AĞIRLAŞTIRILMIŞ ÇUVALLA DENİZE ATILMAK
Gayrimüslimlerle zina eden kadınlara verilen ölüm cezasımn bir infaz türü olarak kurşunla ağırlaştırılmış çuvalla denizde boğma yöntemi uygulanırdı. “Fransız subayları iki kadının bir haremden kaçmasını sağlamışlardı. Harem sahibi, kadınların Fransız Garnizonunda olduklarını öğrendiğinde Fransız komutana başvurmuştu. Komutan kadınları teslim etti. Zavallı kadınların ikisi de ceza olarak kurşunla ağırlaştırılmış çuvallara kondular ve sonra Boğaza atıldılar.”

Bir Hıristiyan Adeti
İDAMDAN ÖNCE DİNİ TELKİN DİNİ TELKİNİN KÖKENİ
“Biz Avrupalılar, ölüme mahkûmiyet karşısında cesaret ve kendine hakim olma konusu dışında, başka yollar aramışızdır. meselâ; papazlar zavallı mahkûmun karşısına geçip günah çıkartmaya çalışır, tövbekar olmasını ister. Fakat bir müslüman günde beş vakit namaz kılıdığından ve Allaha şükretmek için bellediği kelimeleri dilinden düşürmediğinden dolayı, fani dünyayı terke her zaman hazırdır ve son dini görevini kalben de yerine getirebilir. ‘Son duanı et’ diye bir de söz oluşmuştur.
(Adolphus Skide, agy.sf.279
Bir yandan “tanrının verdiği canı tanrının alacağına” inanıp sonra da (celladın işini kolayşaştırır gibi, onu sakinleştirip ölümü kutsayarak) idam öncesi mahkûma dinsel telkinde bulunmaya kalkışan din adamı ne kadar ikiyüzlü ve günahkardır!
, İdam cezasında cellat vc din adamı rollerini/görevlerini ifa ediyorlar. Önce din adamı ardından cellat işbaşı yapıyor!

Kaynak : Ali Yıldırım- Bir Celladın Anıları

PAYLAŞ
Önceki İçerikOsmanlıda İnfaz ve İdam Yöntemleri-2
Sonraki İçerikOkçuluk
36 yaşındayım. Yıldız Teknik Harita Mühendisliği mezunuyum. Taşınmaz değerlemesi yapıyorum. Bilim,uzay, tarih,arkeoloji konularına ilgi duyuyorum. Ön Türk Tarihini araştırmaktan keyif alıyorum. Yüzüklerin Efendisi ve Türkler üzerine (Orta Dünya'nın Analizi) kitap çalışmam tamamlandı. Yakın zamanda yayımlanacak.

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER