Osmanlıda Külhanbeyliği – Yetim Kardeşliği

503

İstanbul, fethinden itibaren Osmanlı Devleti’nin değişik eyaletlerinden gelen kişiler için çekim merkezi olmuştur. Şehir, gelen göçler ile sürekli büyümüş ve zaman zaman marjinal gruplar tarafından adeta istila edilmiştir. 17.yüzyıldan başlayarak, 19. yüzyıla kadar süren tarihsel süreçte İstanbul; külhanbeyler, dilenciler, kabadayılar, kopuklar olarak adlandırılan marjinal grupları barındırmıştır. Bu dönemdeki savaşlar, ekonomik sıkıntılar, ahlaki çöküntüler ve devletin çözüm arayışlarının eksikliği külhanbeyler sorununu yaratan etmenler arasında yer almıştır. Göçler sırasında yaşanan gayrimeşru ilişkiler nedeniyle doğumlar hızla artmış ve ortaya korunmaya muhtaç çocuklar sorunu ortaya çıkmıştır. Bunların yanı sıra iş bulmak amacıyla İstanbul’a gelen genç nüfusun artması beraberinde işsizlik, barınma sorunu ve güvenlik sorununu getirmiştir. 11-15 yaş grubundaki gençler gündüzleri dilenerek veya günübirlik işlerde çalışarak yaşama tutunmaya çalışmışlar, akşamları ise soğuktan korunmak için çevrelerinde bulunan hamamların “külhanlarına” sığınmışlardır. Daha önce külhanlarda yaşayan ve ayni kaderi paylaşan külhanbeyler, yeni gelen yetimlere kucaklarını açmışlar, gelenek ve göreneklerini onlara usta çırak ilişkisiyle aktarmışlardır. Külhanbeyliği kurumu yetim ve kimsesiz çocukların hamam külhanlarını mesken tutmasıyla oluşmuş, kabul törenleriyle aralarındaki kardeşliği pekiştirmişlerdir. Kendine has giyimi ve argosu olan külhanbeylerin yaşam öyküleri günümüze kadar uzanmıştır.

Hamam ocağının sürekli yanmasını sağlayan, ateş atan kişiye Külhanbeyi denmekte olup, hamamların altında bulunan bu yerlere de Külhan denmektedir. Külhanbeyi de böyle çıkmış olup Külhancı adıyla da bilinmektedir.

Külhana Kabul ve Törenleri

İstanbul’da külhanbeylerin ilk barınağının Gedikpaşa Hamamı olduğu kabul edilmektedir. Daha sonra açılan Mahmutpaşa, Bayezit, İbrahimpaşa, Ayasofya, Çinili, Haseki, Tophane hamamlarında külhanbeyler yaşamlarını sürdürmüşlerdir. Bu alanda ilk olan Gedikpaşa Hamamı destebaşı akademik bir tavır göstermiş, diğer hamamlarda çıkan olaylar ve tartışmalarla ilgili hakemlik görevini üstlenmiştir. Gedikpaşa Hamamı destebaşının verdiği kararlar tartışmasız kabul görmüştür. Külhana girebilmenin önde gelen koşullarından birisi anasız babasız olmaktır. Kardeşinin bulunmasında sakınca olmamasına karşın, aile bağlarının olmaması tercih edilmiştir. 11-15 yaş grubunda bulunan gençler, külhana kabulden önce sınavdan geçirilirdi. Külhana girmeye aday gencin eline bir torba verilir, yırtık, pırtık elbiseler giydirilir ve şeker, un, yağ ve pirinç toplamak üzere gönderilirdi. Torbayı dolduran gençler külhana döner ve külhanın en yaşlı bireyi olan “baba” ya malzemeleri teslim ederlerdi. Toplanan malzemeler ile hazırlanan pilav ve helvadan adayların payı ayrılır, külhancı ve külhanbeylere aday gençler ayakta durarak hizmet ederlerdi. Geleneksel külhan duası okunması sonrası üç parmak arasına alınan ekmekler tuza banılarak yenilir ve kardeşlik pekiştirilirdi. Külhanbeyler, Gazneli Mahmut döneminde yaşayan Layhar’ı manevi önderleri olarak kabul etmişler ve törenleri onun adına düzenlemişlerdir. Sınavın ikinci aşamasında, torbayı doldurarak getiren başarılı genç ve daha önce külhana kabul edilmiş bir başka gençle birlikte “Layhar’ın Kefeni” denilen gömleği giyerlerdi. Gömlekten iki baş ve her iki gencin birer kolları çıkardı. Külhancı, ocağın başına çöker; “Ey Layhar’ın çocukları! Burası baba ocağıdır. Senin, benim yoktur. Burada herkes kardeştir.” diye devam eden kardeşlik, yardım ve dayanışmayı anlatan sözleri söylerdi. Daha sonra Layhar’ın ruhuna Fatiha okunur, gençler gece boyunca gömleğin içerisinde birlikte uyurlardı.

layhar-kefeni

Külhan Beylerde Yaşam

Külhana kabul edilen çocuklar önce külhan dilini öğrenirler, külhan yaşamına uygun tutum ve davranışları usta çırak iliş- kisi içerisinde öğrenirlerdi. Yaşları 10-14 arası olan Külhanbeyler günlük yaşamlarında dışarıya iki kişi çıkarlardı. Külhanbeyler gündüz yiyecek toplar akşamları külhana dönerler, Ocağın en son sakini gelince kapılar kapanır ve sofraya geçilir hep beraber yemek yenilirdi. Külhanbeyler on kişilik gruplara ayrılır ve her grup bir destebaşı tarafından yönetilirdi. Destebaşılar ise Koca destebaşına bağlanırlardı. Koca destebaşı hiyerarşik olarak külhanın en yetkin kişisi olup, külhanın düzenini sağlar ve akşamları külhanbeylere dışarıda nasıl davranılması gerektiği konusunda öğütler verirdi.

Osmanlı’da yetim dayanışma ve kardeş- liğinin güzel bir örneği olan külhanbeylik kurumu bu günkü sokakta yaşayan ve çalışan çocuklar örneğinin ilk uygulamalarından birisi sayılabilir. Yetim ve kimsesi olmayan çocuklar, Külhan’ın en üst yöneticisi Külhancı Baba’nın kontrolünde günlük yaşam, yapılacak işler, tutum ve davranışlar, kurallar konusunda yetiştirilmişler; akşam eğlenceleri, kestane ve salep pişirilmesi gibi organizasyonlarla zamanlarını geçirmişlerdir. Hasta olan çocuklar ise Külhancı Baba’nın odasında yatırılarak bakılmışlardır.

Külhanbeylerin Yaşam Kuralları

•Güç durumdaki küçük çocuk ve kadınlara yardım.

•Hamallara yük indirme, bindirme sırasında yardım.

•Seyyar satıcılardan bir şey istenilmemelidir.

•Lalalarıyla dolaşan ekâbir takımından para istediklerinde para vermezlerse, onlara sataşabilirler.

•Yollardaki çamurları süpürmek.

•İşi tıkırında olan dükkânlara musallat olmak.

Külhan Dilinden Örnekler

astar etmek – beklemek

camcı – kurnaz

çiroz – çelimsiz

gaco – kadın

hacamat – birisini bir kaç yerinden bıçaklamak

hasbi geçmek – aldırmamak

imanım – kardeşim

kaparoz – rüşvet kapı

tırmalamak – arsızlanmak

keriz etmek – çirkefleşmek

kuskunu koparmak – kaçmak

mostar – fiyaka

nargile – boşboğaz

patburun – inzibat

papaz uçurmak – eğlenmek

pestil – sarhoş

sipsi – sigara

zifosa bulamak – kirletmek

Külhanbeylik tarihsel süreç içerisinde bozulmalara uğramış, toplum tarafından dış- lanan bir topluluk haline gelmiştir. Daha önce dilenmeyle elde edilen yiyecekler bir dönemde zor kullanmayla elde edilmeye çalışılmıştır. Dükkânların soyulmaya baş- lanması, haraç istenilmesi ve yol kesmeye varan davranışlar halkın tepkisini çekmiş, zaptiyeler külhanbeylerle mücadeleye başlamışlardır. Harbiye Nazırı Rıza Paşa 1846 yılında bir gece baskını ile İstanbul’da yaşayan 700’ü aşkın külhanbeyini toplatmıştır. 16 yaş üzerindekiler askere alınmış, 16 yaşından küçük olanlar Gülhane’de orduya ayakkabı diken Kalavrahane’ye götürülmüşlerdir. Orduya alınanlar arasında bulunan gençlerden birisi olan Rıza daha sonra mirliva (genaral) olmuş ve “Külhan Rıza” lakabıyla anılmıştır.

Sokakta çalışan/yaşayan çocuklar modelinin ilk örneklerinden biri olan Külhanbeyler, sosyal hizmet tarihinde önemli kilometre taşlarından birini oluşturmaktadır. Tarihsel sürec içerisinde, külhanbeyler yaşamı, konuşmaları, giyimleri farklılık yaratmış olup, zaman zaman toplum tarafından dışlanmışlardır. Külhanbeyler, tulumbacılar, kabadayılar, kopuklar Osmanlı toplumunda oluşan marjinal gruplar içerisinde yer almış, kendi içlerinde geçişler yaşamış zaman zaman da çatışmalar yaşamışlardır. Her grup kendilerinin bir araya geldikleri kahvelerde zaman geçirmişlerdir. İlk önceleri yetim çocukları korumak kollamak amacıyla başlayan, yağmurlu havalarda sokakları süpüren, hamalların dinlenme sonrasını yüklerini kaldırarak yardım eden tavırlarıyla toplumdan aşırı tepki görmeyen külhanbeylik kurumu, daha sonra çalma, tehdit ve şiddete varan boyutuyla kendisini göstermiş ve asayiş kuvvetleriyle çatışmaya girmişlerdir. 18. yüzyıldan itibaren İstanbul’da halkı oldukça rahatsız eden, şehrin güvenliğini zedeleyen ve devleti bir hayli uğraştıran kesimlerin başında külhanbeyler gelmiştir. Halkın sürekli şikâyetlerinin artması üzerine, dönemin kolluk kuvvetleri konunun üzerine gitmiş, gerekli yasal düzenlemeler yapılarak, külhanbeyler bir dönem sonra İstanbul sokaklarından kaybolmuştur.

Kaynak:http://eydb.aile.gov.tr/data/54534ab7369dc340d8e9a18d/AILE%208%20INTERAKTIF.pdf

PAYLAŞ
Önceki İçerikHitit ve Mısır Arasında Yaşanmış Bir Hikaye
Sonraki İçerikKore Mitolojisi
36 yaşındayım. Yıldız Teknik Harita Mühendisliği mezunuyum. Taşınmaz değerlemesi yapıyorum. Bilim,uzay, tarih,arkeoloji konularına ilgi duyuyorum. Ön Türk Tarihini araştırmaktan keyif alıyorum. Yüzüklerin Efendisi ve Türkler üzerine (Orta Dünya'nın Analizi) kitap çalışmam tamamlandı. Yakın zamanda yayımlanacak.

HENÜZ YORUM YOK