Roma Kim Tarafından Nasıl Kuruldu?

388

ROMA’NIN KURULUŞU hakkında bugünkü etrüskologlarda da, onların dayandıkları eski tarihçilerde de, o kadar çok çelişki vardır ki, bunların içinden çıkmak meseledir.

Niçin? Çünkü Etrüskler tarafından yazılmış tarihlerin yok edilmiş olması yetmiyormuş gibi, August dönemindeki tarihçilerin çoğu, imparatoru memnun etmek için, Roma tarihini bile bile değiştirmişler, bu tarihe uydurma olaylar eklemişlerdir.

Bu hazin gerçeği Christopher Hampton şöyle açıklar :

“Roma devletinin şan ve şerefini yükseltme gayreti ile, Romalı tarihçi ve propagandacıların KASTEN yaptıkları TAHRIFLER yüzünden, Roma tarihi, yüzyıllar boyunca, YANLIŞ bilinmiş, yanlış tanınmıştır”

Fransız etrüskologu Alain Rus ayni gerçeği şöyle ifade eder :

” (Etrlsklerin) epopeleri, efsaneleri, gelenekleri Romalı tarihçiler tarafından Romalılara maledilmiştir”

Romanın en eski tarihi hakkında bilgi veren eski tarihçiler şunlardır : Halikarnaslı Dionysos, Herodot, Tukidid, Sirakuzalı Antiokoe, Timeos, Katon, Polibius, Eski Plinius ve Sevius. Fakat bu konuda klasik sayılan eser Titus-Livius’un eseridir.

Bugünkü bazı tarihçiler Halikarnaslı Dionysos’a önem verir ama, ben şahsen bu tarihçiye güven duymuyorum. Sebebini de bu kitabın sonundaki “Pelasglar kim idiler ?” başlıklı yazında anlattım.

Titus-Livius’ta da hayali, uydurma olaylar bulunmakla beraber, doğru olduğu hissini veren değerli bilgiler de bulmaktayız. Bu tarihçide, konumuzla ilgili olarak, şu satırları okuyoruz :

“Enea ve adamları … sahile yanaşıp  karaya çıkınca) istilacılardan kendilerini korumak isteyen silahlı yerlilerle karşılaştılar … Hikayenin burasında iki rivayet vardır : Birine göre) iki taraf arasında savaş oluyor ve yerlilerin kralı Latinus yenilgiye uğruyor… öteki rivayete göre ise) (daha savaş başlamadan) Latinus Enea’ya doğru yürüyerek) ona uzlaşma teklif ediyor, ayrıca yabancı şefe kızım vermeyi  vadediyor … “

Bir iki satır atlayıp, okumaya devam edelim :

“Iki taraf arasında barış anlaşması yapıldı Troyalılar kendileri için bir yerleşim yeri (yani şehir) kurmaya başladılar. Enea bu şehirekarısı Lavinia’nın adından dolayı) Lavinium adını koydu. Çok geçmeden) bu evlilikten bir erkek çocuğu doğdu. Bu çocuğa da Askan (ius) adı veridi .. , Troyalıarla Latinler, bu sırada, kendilerini, müşterek bir düşmana karşı savaş içinde buldular. Enea gelmeden önce, Latinus’un kızı Lavinia Rütül milletinin kralı Türnüs ile nişanlanmış bulunuyordu. Türnüs, kendisine bir yabacının tercih edilmiş olmasını hakaret sayarak Enea’nın da, Latinus’un da ordularına saldırmıştı … Bir de, zengin ve güçlü Etrüsklerin kralı Mezentius’un yardımını istemişti. Troyalıların kurdukları şehrin gelişmesinden ve Troyalıların ordusunun güçlenmesinden endişe duyan Mezentius tereddütsüzce  Rütüllerin  yardımına koşmuştu… Bu tehlikeli durum karşısında, ENEA, yerlilerin adı olan LATIN adını KENDI MILLETINE DE VERDi . . . ve böylece, çok güçlü olan Etrüsk milletine saldırmak cesaretini buldu.”

Yukandaki satırlan basit bir tahlilden geçirelim ve Virjil’in Eneid’i ile karşılaştıralım. Gerçi Titus-Livius’un eseri bir tarih, yani bilim eseri olmak iddiasındadır. Virjil’in eseri ise, bir edebi eserdir. Edebi eserde hayale genİş hak tanınır. Fakat yapacağımız karşılaştırma bazı önemli gerçekleri ortaya çıkaracaktır.

1- Bir kere, Latinlerin kralının, tam da Enea’nın geldiği sırada, Latinus adlı olması bu adın uydurmaolduğunu göstermektedir. Bu uydurma adı Virjil’de de buluyoruz.

2- Titus-Livİus’un rivayetlerden biri olarak gösterdiği olay, yani Troyalıların Latinlerle savaşmış olması, besbellidir ki, tarihi gerçektir. Titus Livius bu savaşı yarım cümle ile geçiştiriyor.

3- Buna karşılık, Livius Troyalıları Etrüsklerle dövüştürüyor’. Virjil’in ise, Troyalıları Etrüsklerle dövüştürmeye gönlü razı olmuyor ve ustaca bir çare bularak, onları sadece Etrusk kralı ile dövüştürüyor. Bu şöyle oluyor : Virjil farzediyor ki, Etrusklerin kralı zalim bir diktatördür. Etrüsk milleti onun zulmüne uzun yıllar tahammül ettikten sonra, isyan etmiş ve kralı ülkeden kovmuştur. Mezentius da Rütüllere sığınmış ve Rütül ordusunda vazife almıştır. İşte Virjil’in eserinde, Trayolılar bu krala karşı dövüşüyorlar. Etrüsklerin yeni kralı ise, Virjil’e göre, TARKHON’dur.

4- Enea’nın Lavinia’dan doğmuş oğlunun adı Askanius olamaz. Çünkü Enea’nın, daha Troya’dan ayrılmadan, Askanius alı oğlu vardı. Bu çocuğun annesi ve Enea’nın ilk karısı olan Kreusa Troya yangını sırasında kaybolmuştu. Virjil  Askanius’u Enea’nın Troya’dan gelmiş oğlu saymaktadır. Titus- Livius da, zaten, daha sonraki sahifelerde, Askanius konusundaki kendi çelişkilerinin farkına varmaktadır.

5- Titus-Livius’daki TroyalılarınLatin adını almayı kabul ettiklerine dair iddia, her halde İmparator’un veya Mekena’nın ilham veya tavsiyesinin sonucu idi. Titus-Livius bunu savaşın başına koymuş. Virjil’de ise, ayni iddiayı savaşın ve hattaeserin sonunda buluyoruz. Başka fark : TitusLivius bunu ,Eneanın bir kararı olarak, Virjil ise,tanrıça Junon’un, gerçekleşip gerçekleşmeyeceği belli olmayan arzusu ve dileği olarak göstermektedir.

6- Virjil’de, Titus-Livius’ta bulunmayan başka bir şey vardır : Virjil farzediyor ki, meşhur Evander ülke ve ordu sahibi bir kraldır. Enea Rütüllere karşı verdiği savaşta onun yardımını ister. Evander de bu yardımı vadeder. üstelik Virjil Evander’i bir Yunanlı olarak kabul etmektedir. Halbuki o Peloponez’in Arkadya bölgesinden, bir isyan suçu sonucunda, kaçarak, tek başına (daha doğrusu bir kahin veya kadın şaman olan annesi Karmenta ile birlikte) gelmiştir. Evander bİr Yunanlı değil, bir Pelasg’dır. Herodot Arkadyalıların Pelasg ırkından olduklarını açık açık söyler.

Evander ne Arkadya’da iken, ne de İtalya’ya geldikten sonra, kral falan değildi. Titus-Livius’ta Evander hakkında şu satırları buluyouz :

“O dönemde, Evander, o bölgede sözü geçen bir adamdı. Peloponez’den gelen bir göçmendi. Otoritesi politik gücünden çok şahsı nüfuzundan ileri geliyordu”

Hem Virjil kendisi de, Evander münasebetiyle, .”fakir” kelimesini kullanmaktadır : “burası Evander’in fakir ikametgahı  idi”

Eneid’de dikkati çeken bir nokta da, ikide birde, Troyalılardan “Frikyalı” diye söz edilmesidir.

7- İşin tuhaf tarafı şudur ki, tıpkı Homeros’un İlyada’sında olduğu gibi, hem Titus-Livius’un kitabında, hem Virjil’in Eneid’inde, Troyalılardan ve Troya’nın geçişinden büyük saygı ve hayranlıkla söz edilmekte, ‘ Yunanlılara ise, hiç önem verilmemektedir. Hatta, sırasına göre, onlar hakkında olumsuz sıfatlar kullanılmaktadır. Mesela, “hain Mycenes” denilirken , burada “Mycenees” kelimesi ile Troyaya saldırmış bütün Yunanlılar kastedilmektedir.

Virjil’in epopesinde, Enea Rütüllere karşı zafer kazandıktan ve Tünüs’ü kendi eliyle öldürdükten sonra, eser sona eriyor.

Titus-Livius’ta ise, Enea Etrüsklere karşı zafer kazanıyor ve çok geçmeden kendi de ölüyor. Askanius’un o sırada tahta geçmek için henüz çok küçük olduğunu söyledikten sonra, Titus Livius şu sempatik ve namusluca cümleyi kullanıyor:

“Bu benim sözünü ettiği. Askanius mu idi, yoksa Troya’nın yağmalanmasından önce, (Enea’nın ilk karısı Kreusa’dan) doğmuş olup, yanmakta olan şehirden kaçtıkları sırada babasının yanında bulunan Askanius mu?

Hangisi olursa olsun tarihçiye göre, bunlardan biri” Lavinium şehrini idare etmeyi annesine (veya üvey annesine) bırakıp, Lavinium’un kuruluşundan 30 yıl sonra, gider, başka br şehir kurar. Uzunca bir dağın sırtında kurulduğu için buna uzun Alba, Alba Longa denmiştir. Askanius bu şehirde yerleşir, çoluk çocuğa karışır.

On onbeş nesil sonra, şöyle bir durum olur :
Amulius ile Numitor adlı iki kardeş taht kavgası halinde iken, Amulius ötekinin Remus ve Romulus adlı ikiz torunlarını Tiber nehrine attırır. Nehrin sularının çekilmesi ve bir dişi kurdun kendilerini beslemesi sayesinde, ikiz bebekler kurtulurlar. Büyüyünce, ölmeye bırakılmış olup da kurtulmalarına sahne olan yerde, yeni bir şehir kurma hevesine kapılan ikizler bir takım arkadaşlarını ve başka cesur delikanlıları peşlerine takıp yola çıkarlar ve bugün Roma’nın kurulu bulunduğu yere gelince de orayı beğenirler. Ancak yeni şehri kurmak için kardeşlerden biri bir tepeyi, öteki başka tepeyi beğenir. Kardeşler tanrıların fikrini” almaya, yani kuş falına baş vurmaya karar verirler. Her biri beğendiği tepeye çıkıp, tanrılardan mesaj bekler. O sırada, Remus’a 6 kuş, Romülüs ‘e 12 kuş görünür. Böylece Romülüs yeri seçme ve şehri kurma hakkını
kazanmış olur.

Burada bir an duralım. Bu faslın başında, kendi kendimize sormuştuk : Roma kim tarafından kuruldu? diye. Görüyoruz ki, Titus-Livius’a göre, (Plütark’. göre de) Roma Troyalıların torunlarının torunu Romülüs tarafından kurulmuş oluyor. İşte burada, yukarıda sözünü ettiğimiz çelişkilerden birinin karşısında bulunmaktayız. Çünkü belli başlı etrüskologlar “Roma Troyalılar tarafından kuruldu” demiyorlar. Ya ne diyorlar ? Aşağıda zikredilen sözleri söylüyorlar.

lain Bus :
“Roma, başlangıçta, BIR ETRÜSK ŞEHRİ idi ve yüzyıldan daha uzun bir zaman içinde de bundan başka bir şey değildi”

Raymond Bloch ;
“Etrüsklerin Roma’sı Güney Etruria’daki diğer ETRÜSK ŞEHİRLERİNDEN FARKSIZDl”

H.H. Scullard ; “Roma bir Etrüsk şehri sayılabilir”

Christopher Hampton :
“Gerçekte, 250 yıllık ilk döneminde, Roma BIR ETRÜSK ŞEHRİYDİ”

Peki bundan ne netice çıkarabiliriz ? Zannedersem Titus-Livius’un iddia ettiği gibi ve Virjil’in istemeye istemeye ifade ettiği gibi, Troyalıların latinleştiği DEĞİL onların ETRÜSKLEŞTİĞİ neticesini…
Ya da, esasen Etrüsklerle Troyalıların aynı ırktan iki millet olduklarını…

Roma NASIL kuruldu ? Bu konuda Plütark’ta çok önemli bilgiler bulmaktayız. Tarihçi diyor ki :

“Romülüs …. bundan sonra, şehrin kuruluşu ile ilgili işlerle meşgul oldu. Bunun için ETRURIA’DAN  adamlar GETİRTMİŞTİ. Bunlar Romülüs’e, şehri kurarken uyulması gereken formülleri ve yapılması gereken törenleri ÖĞRETTİLER”

Kaynağını bildirmeyen Agnes Carr Vaughan’ın Etrüsklere dair kitabında ise, değişik, fakat daha da önemli ,bilgiler vardır.

Kitaptaki satırlar şöyle :
“Tarkinya kralı …. kendisinin. .. (Roma’nın kuruluşu konusunda) FIKRINI ALMAYA GELEN bir heyeti memnuniyetle huzuruna kabul etti. Taht üzerinde bir tanrı heybetiyle oturan krala, heyetin sözcüsü yeni bir şehir kurmak istediklerini ve şehir kurma ile ilgili usul ve kuralların kendilerine öğretilmesini dilediklerini söyledi”

Bu cümlelerde sadece usul öğrenme değil, İZİN isteme havası da vardır. Ayrıca, Tarkinya’ya bağlı bir Etrüsk şehri kurma isteği de sezilmektedir.

Attilio Gaudio, “Le s Etrusques, une civilisation retrouvee” adlı kitabında, Roma’nın VI. yüzyılda, Tarkinya’nın hakimiyeti altında bir şehir olmuş olabileceğini söylemektedir.

Titus-Livius’un Roma’nm nasıl kurulduğu hakkında bir şey söylememesi tabiidir. Söylediği ve anlattığı takdirde, onun kitabını yazdığı dönemde, her kes : “A.a … bu Etrüsk usulüdür” diyecekti. Halbuki Livius Romülüs’ün atalarını Etrüsklere düşman göstermişti.

Eski tarihçiler de, bugünkü etruskologlar da Roma’nın “ETRUSCO RİTU”, yani “Etrüsk töresine göre” kurulmuş olduğunu itiraf etmek mecburiyetindedirler.

Peki, Roma kurulurken, Etrüsk töresine göre, neler yapıldı ?

Önce kurulacak şehrin merkezi belirtildi. Burada derin bir çukur kazıldı ve bu çukura yeraltı tanrıları için çeşitli armağanlar aldı. Çukurun ağzı dua ve törenlerle kapatıldıktan sonra, bu çukur merkez sayılarak, kurulacak şehrin sınırları çizilmeye başlandı. Bunun için, bronz bir sapana bir öküz ile bir inek  koşularak, Romülüs tarafından geniş bir daire çizildi. Çizgi üzerinde ileride şehrin surları bulunacaktı. Etrüsklerde sınırlar ve surlar kutsaldı. Onun içindir ki, kapının kutsallığı olmadığından, ileride şehrin kapılarının bulunacağı yerlerde sapan havaya kaldırılarak, sonra tekrar indiriliyordu. Sadece sınır çizgisi değil, saban tarafından kaldırılan toprak da kutsal idi. Onun için, sınır çizme törenine katılan halk
saban geçtikçe kabaran toprağı, belirli duaları mırıldanarak, sınırın iç tarafına atıyordu.

İşte bu sırada Romulüs’ün kardeşi Remus töreye aykırı bir şey yapıyor : Kapılar için bırakılan yerden değil de, çizginin üstünden, içeriye doğru atlayıveriyor. Romülüs buna o kadar kızıyor ki, oracıkta kardeşini öldürüyor ve şu meşhur sözü söylüyor: “Bu kutsal sınırlara kim saygısızlık gösterirse, böyle ölecektir”.

Roma’nın kuruluş yılı kesin olarak belli değilse de , kuruluş günü bellidir : 21 Nisandır

Roma Papalığın da Başkentliği vazifesini gördüğü için, Kilise, Ortaçağ döneminde, 21 Nisan kutsal gün ilan etmiştir. Bugün Roma Belediyesi de, her yıl, 21 Nisan gününü, Kuruluş günü olarak, büyük törenlerle kutlamaktadır.

Kaynak : Adile Ayda- Türklerin İlk Ataları

PAYLAŞ
Önceki İçerikKelt Mitolojisi
Sonraki İçerikKonfüçyanizm
36 yaşındayım. Yıldız Teknik Harita Mühendisliği mezunuyum. Taşınmaz değerlemesi yapıyorum. Bilim,uzay, tarih,arkeoloji konularına ilgi duyuyorum. Ön Türk Tarihini araştırmaktan keyif alıyorum. Yüzüklerin Efendisi ve Türkler üzerine (Orta Dünya'nın Analizi) kitap çalışmam tamamlandı. Yakın zamanda yayımlanacak.

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER