Tapınak Şövalyeleri-2

202

Tarikatın kurucusu olan Hugues De Payens’in dedesi, lakabı Gardielli Mağribi olan Tibaut De Payens’dir. Bu lakaptan, dede De Payens’in Endülüs’te yaşamış olduğu anlaşılmaktadır. De Payens kelimesinin Latincesi, Pagano’dur. Yani Pagan, Hıristiyan olmayan. Hugues De Payens, İskoç asilzadesi Catherine de Saint Clair ile evlidir. Bu isim daha sonra, Sinclair olarak değiştirilecek ve tarihte önemli rolleri olan bir aileye dönüşecektir.

Şövalye De Payens ve beraberindekiler, Kudüs’e geldikten kısa bir süre sonra İsmaililer ile karşılaştılar, Gilde mensubu rahiplerden, şövalyeler hakkında bilgi alan ve onların Hıristiyan camiası içindeki en etkili ve bilgili kişiler olduğunu öğrenen Hasan Sabbah, Mabet Şövalyeleri ile görüşmeyi özellikle istedi. Bu isteğin altında, Templierler’in eski bir Batıni doktrin mabedini koruma görevini üstlenmeleri ve mabet içinde bazı kaybolmuş sırları açığa çıkarmak için yaptıkları araştırmaların da etkisi vardı. Bazı araştırmacılar, De Payens’in amcası olan Aziz Bernard’ın, mabedin temellerinde gömülü olan Ezoterik sırların ve hâzinelerin yerlerini öğrendiğini, tarikatı da sırf bunların bulunması için kurduğunu ve Kudüs’e gönderdiğini öne sürmektedirler. Kimi iddialara göre, aralarında kaybolan bir kutsal kelimenin yazılı olduğu taş levha da dahil olmak üzere, sırların büyük bölümü şövalyeler tarafından, mabedin temelleri arasında ortaya çıkarılmıştır.

Templierlerle ilgili en dikkate değer bilgileri, 1175-1185 yılları arasında, Frank tarihçi Guillaume de Tyre yazdı. Tyre, şövalyelerin, 9 yıl boyunca mezhebe yeni üye almadıklarını söylemekte. Tyre, De Paynes ve 8 arkadaşının, Kral Baudoin tarafından Süleyman Mabedi kalıntılarında görevlendirildiklerini yazarken, kraliyet tarihçisi Fulk de
Chartes’in, ilk dokuz şövalye ile ilgili herhangi bir bilgi vermediği, daha ziyade, Papalıkça onaylanması sonrası, mezhebin 50 yıllık tarihini kaleme aldığı görülüyor.

12. yüzyıl ortalarında, kutsal toprakları hacı olmak için ziyaret eden Johan Van Würtzburg, Süleyman Mabedi yıkıntılarının tam altında olan ahırları ziyaret ettiğini yazdı. 20. yüzyıl başında, Kudüs’te, Herod Mabedi kalıntılarında inceleme yapan İngiliz kraliyet mühendisi Charles Wilson, Templierlerin mabet altında kazı yaptıklarını gösteren, şövalyelere ait oldukları kesin olarak tanımlanabilen çok sayıda buluntuyu ortaya çıkardı. 1956 yılında bulunan Kumran Ölü Deniz yazıtlarında, Süleyman Mabedinde 24 değişik hâzinenin bulunduğu yazmakta. Tapınak şövalyelerinin bu hâzinelerden kalanları bulmak üzere görevlendirildikleri, tapınağın altında yaptıkları kazılardan anlaşılıyor. Tapınak şövalyeleri, Süleyman Mabedinde bulunan hâzinenin neleri içerdiğini ve nerede korunduğunu sır olarak sakladılar.

Tyre’a göre, tarikat, 1118 yılında kurulmuş ve 9 yıl boyunca yeni üye alınmamıştı. Bununla birlikte, Batı Fransa Anjoun Lordunun tarikata, 1120 yılında, Champagne Lordunun da 1124’te katıldıklarına dair belgeler bulunuyor. Eğer Anjoun Lordu 1120’de üye olduysa ve tarikata gerçekten 9 yıl üye alınmadıysa, Templierlerin ilk kuruluş tarihi 1118 değil 1111 yılıdır. Nitekim 1114 yılında, Chartes rahibinin, Champagne Lorduna yazdığı bir mektupta, “Duyduk ki, Kudüs’e gitmeden önce, Hz. İsa’nın Misillerine katılmışsınız” ifadeleri yer almakta. Bu deyim, Aziz Bernard ve diğer din görevlilerinin, tarikata verdiği ad olarak biliniyor. Rahibin mektubundan açıkça anlaşılıyor ki Tapınak şövalyeleri o sırada vardı. Tarikatı kuran dokuz şövalyeden en az üçünün, Champagne Lordu ile akraba oldukları biliniyor. 1070 yılında, kendi topraklarında Kabbalistik bir okul açan Champagne Lordu, 1115 yılında, topraklarından bir bölümünü Aziz Bernard’a tahsis etti ve burada Clairvaux Manastırı inşa edildi. Champagne Lordu ve yandaşı bazı asiller, 1104 yılında özel bir toplantı yaptılar. Toplantıda bulunanlar arasında, Aziz Bernard’ın amcası olan Audre de Montbard
da vardı. Bu toplantıdan hemen sonra, Champagne Lordu, görevli olarak Kudüs’e gitti. 4 yıl Kudüs’te kaldı ve 1108’de araştırmalarını bitirerek döndü. Bu olaylar, tapınak hâzineleri hakkında grubun bilgili olduğunu göstermekte. İsa, Süleyman’ın soyundan geliyordu ve hazineler hakkında, miras yoluyla ailesinde bulunan bilgilere sahipti. İsa’nın soyunu devam ettiren kutsal aile de bu bilgilere sahipti ve ortaya çıkarılmaları için, Godfroi de Bouillon ve yandaşlarınca girişimlere başlandı.

On yıl gibi kısa bir sürede, şövalyelerin ünü bütün Avrupa’ya yayıldı. Avrupa’daki dini otoriteler, ne olduğu açıklanmayan, yaptıkları yüce görevden dolayı Templierleri övüyorlardı. 1128 yılına kadar, Clarvaux papazı Aziz Bernard’dan başka kimse şövalyelerin meziyetlerinden bahsetmiyordu. Bemard, “Yeni Şövalyeliğin Övülmesi” adlı risalesinde, Tapınak şövalyelerini Hıristiyanlığın en yüce mertebesine ulaşmış gösteriyordu. 1127 yılında dokuz şövalye Avrupa’ya döndü ve Aziz Bernard tarafından görkemli bir şekilde karşılandı. 1128’de, Trayes’de kilise konseyi toplandı. Bu konseyde, Tapınak Şövalyeleri, dini-askeri bir tarikat olarak tanındı. Hugues De Payens’e, “Büyük Üstat” unvanı verildi. Aynı yıl, Papa Honarius 2 tarafından, bu unvan onaylandı. 1139’da Papa 2. İnnocent tarafından, Templierlerle ilgili ikinci bir Papalık fermanı yayınlandı. Fermana göre şövalyeler, Papadan başka hiçbir dini ya da siyasi otoriteye karşı sorumlu değillerdi. Latince yazılmış olan Tarikat Tüzüğü, Papalığın bu fermanının hemen ardından, içeriğinde pek çok değişiklik yapılarak, Fransızcaya çevrildi. Latince tüzükte, “Aforoz edilmemiş şövalyeler” ifadesi bulunurken, tarikat üyesi
olmayanların gözünden özenle kaçırılan ve gizlenen Fransızca tüzükte, “Aforoz edilmiş şövalyelerin bir araya gelmeleri” gibi, Papalığın sapkın ilan ettiği Catharları aralarına aldıklarını gösteren ifadeler bulunuyordu.

De Payens, 1130’da Kudüs’e döndü. Hugues De Payens ve diğer şövalyeler, bir davet üzerine, Hasan Sabbah’ı, Alamut kalesinde ziyaret ettiler. Burada, Sabbah’ın kurduğu sistemi gözleriyle gören şövalyeler, fedailer örgütü ve Batıni doktrin hakkında da ilk ağızdan bilgiler aldılar. Templierler, Hasan Sabbah ve Dailerini tanıdıktan, İsmaili öğretisini derinlemesine inceledikten sonra, Ezoterik doktrine olan bağlılıkları arttı. 1194 yılında, Champagne Kontu Henry ile dönemin Şeyh ül Cebel’i arasında Kehf şatosunda gerçekleştirilen bir zirvenin kayıtları günümüze kadar ulaştı.

MS 1102’de İsmaili Büyük Üstadı, Kudüs kralı Baudoin’e bir elçi yollamıştır. Templierlerle İsmaililer arasında seksen yıl sürecek olan yakın ilişkiler böylece başlamıştır. Bu yakın ilişki sonucu, Mabedin Büyük Üstadının devreye girmesi ile MS 1129 yılında Haçlılar ile İsmaililer arasında bir anlaşma imzalandı ve Şam’a karşı Sur’un
İsmaililere verilmesi kabul edildi. Bu etkileşim sonucu Templierler, İsmaililerin örgütlenme biçimini, rit ve sembolleri ile meslek sırlarını benimsediler. Derecelere bağlı yükseliş sistemi, bir üst derecedekilerin emirlerine koşulsuz itaat ve Büyük Üstada hayatı pahasına bağlılık gibi kavramlar İsmaililerden alınmıştır. Aradaki bağ o denli güçlenmiştir ki, Templierlere İsmaililerden ve İsmaililere de Templierlerden katılımlar olmuştur. Her iki örgütün giysilerinde de beyaz ve kırmızı renkler ön plandadır. Beyaz, Işığın, Nurun; Kırmızı da Ateşin sembolüdür.

İsmaili örgütlenmesini örnek alarak oluşturdukları güçlü örgüt sayesinde, Ezoterizm tüm Avrupa’ya yayılırken, bu gelişme Katolik kilisesinin giderek zayıflamasına yol açtı. İsmaililerle Templierlerin ilişkisi, örgütün sonunu getiren suçlamayı da bünyesinde barındırdı. Templierleri yok etmek için bahane ararken Papalık, tarikatı “Müslümanlarla ilişki kurmak ve hatta Müslümanlaşmakla” suçladı.

Templierler, Hasan Sabbah’dan, örgütlenmenin yanı sıra bir şeyi daha öğrendiler; gerçek inançlarını saklamayı ve iyi birer Hıristiyan gibi görünmeye devam etmeyi. O kadar ki 1128 yılında Papalık, gösterdikleri yararlılıklar nedeniyle, tarikatın şubelerinin tüm Hıristiyan dünyasında açılmasına izin verdi. Yine Papalık, 1139 yılında da Templierler’in herhangi bir dünyevi ve dini otoriteye tabi olamayacağını ve sadece Papanın kendisine karşı sorumlu olduklarını açıkladı. Bu izin ile Templierler’in üzerinden
her türlü şüphe ve dini baskı kalkmış oldu.

Şövalyeler, Hıristiyan görünme zorunluluğu ile Ezoterik inançlarını bir arada tutabilmek için, üzerine yemin etmek üzere Ezoterik bir yapısı bulunan, Yohanna İncil’ini seçtiler. Templierler’in bu seçimi, diğer şövalye örgütlerini de etkiledi. Her türlü girişimde Templierler’i örnek alan diğer şövalye örgütleri de aynı İncil üzerine ant içmeye başladılar. Öyle ki şövalyelik kurumunun bir diğer ünlü mümessili olan ve savaşlarda yaralananlara yaptıkları yardımlardan dolayı, kendilerine “Hospitalierler” denilen şövalyelerin, bir diğer adı da “Sen Jan Şövalyeleri” idi.

İngiltere Kralı 1. Henry tarafından, De Payens’a “Büyük Hürmet” payesi verildi. De Payens, Filistin’e döndüğünde, 300 kişilik bir şövalye grubu Avrupa topraklarında üyeliğe alınan çırakları eğitmek üzere geride bırakıldı. Troyes Konsülünü takip eden yirmi yılda örgüt, olağanüstü bir hızla gelişti. 1146 yılında, beyaz elbisenin üzerine kırmızı Templier Haçının kullanılmasına karar verildi. Sonraki yüzyıl süresinde şövalyeler, uluslararası etkinliği olan bir kuruluş haline geldiler. Hanedanlar ve
asiller arası üst düzey diplomasi, şövalyeler tarafından yürütülür oldu. İngiltere’de Tapınağın Üstadı, kralın parlamentosunun daimi bir üyesi ve tüm tarikatların lideri konumundaydı. Şövalyeler, dini otorite ile kraliyet arasında anlaşmazlık vukuunda hakem rolü üstlenirlerdi. Magna Carta, bu tür bir hakemliğin ürünü olmuştu. Templierler, İngiltere’de, toprak baronları ile Kral John arasında meydana gelen sürtüşmeler sonucu, 1215’de imzalanan ve ilk demokratik anayasa olarak tanımlanan Magna Carta Libertatum’un (Özgürlüklerin Büyük Fermanı) imzalanmasında iki taraf arasında arabuluculuk yaptılar. Templier diplomasisine güzel bir örnek olan bu anlaşma, “Baronların elde etmeyi umdukları ve efendileri Kralın, kendilerine bahşettiği konular” gibi, son derece diplomatik ve iki tarafı da rencide etmeyen bir başlık taşıyordu.

Bir iddiaya göre Templier örgütü, kendiliğinden oluşmuş bir yapı değildir. Templierlerin arkasında, Tapınak Şövalyelerini askeri bir örgüt olarak kuran bir başka örgüt olan Sion Manastırı Tarikatı vardır. Sion Manastırı da Templierler gibi, Büyük Üstatlar tarafından yönetilir. Templierler, 1307-1314 yılları arasında çözülerek yok edilmişken, Sion Manastırı yüzyıllarca varlığını sürdürmüştür. Sion, bugün de faaliyettedir ve Avrupa ülkelerinde iç işlerinde ve ayrıca uluslararası ilişkilerde oldukça etkili konumdadır. Sion Manastırının amacı, Movorenj hanedanmın yeniden iş başına gelmesini sağlamak ve sadece Fransa’da değil, tüm Avrupa’da kan bağı yoluyla, bu hanedan mensuplarının yönetimin başına gelmelerini sağlamaktır.

Sion Manastır vesikalarında, Sion Tarikatının kuruluş yılı 1090 olarak verilmektedir. Kurucusu, Godfroi de llouillon’dur. Merkezi, 1099’da fethedilen Kudüs’teki, Sion Dağında bulunan Nötre Dam Manastırı olmuştur. Nötre Dam Manastırı, Bouillon’un emri ile 4. yüzyıldan kalma bir Bizans kilisesinin yıkıntıları üzerine inşa edilmiştir. Tarikatın resmi adı Kutsal Mezar Tarikatıdır. Şövalyelere de, “Nötre Dam Sion Tarikatı Şövalyeleri” denilmiştir. 1125 tarihli bir beratta, Hugues De Payens’in ismi, bu tarikatın Büyük Üstadı olarak geçmektedir. Diğer bir deyişle De Payens, hem Templierlerin, hem de Sion’un Büyük Üstadıdır ve iki tarikat arasında organik bağ vardır. Sion Manastır Dokümanlarında (Prieur Documents), tarikatın kurucuları arasında De Payens’in yanı sıra, Comte De Champagne, Andre de Montbard gibi isimler de yer almakta. Aynı belgelere göre Templierler, Sion tarikatının idari ve askeri kolu olarak kurulmuştur. Andre de Montbard da, Templierlere bir süre sonra katılmış ve ardından, yeğeni Aziz Bernard, kendisine bağlı olan Cistercian tarikatının üyeleri olan rahipleri, Templierlerin emrine vermiştir.

2. Haçlı seferlerinin bitiminde, 95 Sion üyesi şövalye Fransa Kralı 7. Louis ile birlikte Fransa’ya dönmüş ve burada, Saint Jean Le Blanc’da, Sion Dağı Küçük Manastırını oluşturmuşlardır. 7. Louis’in, Sion Tarikatına gönderdiği bir berat günümüze ulaşmıştır. 1178 yılında da Papa 3. Alexander, Sion Tarikatının mal varlığını resmen onaylamıştır.

1118 yılından, 1188 yılma kadar, Templierler ile Sion mensuplarının birlikte hareket ettikleri, Büyük Üstatlık görevinin aynı kişiler tarafından yürütüldüğü görülmektedir. Ancak 1187’de, Kudüs’ün Müslümanların eline geçmesi sonucu, Sion dağındaki manastır da Müslümanlara geçmiş ve tarikat mensupları, mülteci olarak Fransa’ya sığınmak zorunda kalmışlardır. Bu gelişmeler ve belki de Kudüs’ün düşmesinden birbirlerini sorumlu tutmaları, iki tarikatın arasının bozulmasına neden olmuş, 1188 yılında, resmi bir ayrılış meydana gelmiştir. Templierler, Sion’un idari ve askeri kanadı olmaktan çıkmış, bağımsız bir örgüt haline gelmiştir. 1188’deki ayrılıktan
sonra, Sion’un ilk Büyük Üstadı, Jean de Gissors’dur. Sion Tarikatı ayrıca, ismini “Sion Manastırı-Ormus” olarak değiştirmiştir.

Ormus, MS. 1. yüzyılda yaşayan, İskenderiye okulu mensubu bir bilgedir. Ormus ve altı arkadaşı, Markos’un etkisi altında kalarak Hıristiyanlığı kabul etmiş ancak, İsa’nın öğretilerini, kendi Hermetik bilgileri ışığı altında yorumlayarak, yeni bir mezhebin doğmasına neden olmuşlardır. Hıristiyanlığın ilk akidelerine dayandırılan bu mezhebin öğretileri bir sır olarak saklanmış ve sadece inisiyelere verilmiştir. Rahip Clemens’in sözünü ettiği Gnostik İncillerin yaratıcısı gizli ekol budur. Bu İnciller, Hermetik dokümanlarla birlikte, Nag Hammadi’de ortaya çıkarılmış bulunmaktadır. Öğretileri, İsa’nın deyişlerinin yanı sıra, Hermetizm, Pisagorculuk, Mitraizm ve Yeni Platonculuğa dayanan ve adı, “Çıraklar Tarikatı’ olan bu mezhebin sembolü, Kızıl Gül Haçtır. Tapınak şövalyeleri kızıl haçı kendi sembolleri olarak seçerken, 17-18. yüzyıllarda ortaya çıkan Rose Croix da kendi köklerini Ormus örgütüne bağlamıştır. Sion’un da kendisi için seçtiği bir diğer isimin, “L’Ordre de la Rose Croix Veritas” olması, Sion ile Rose Croix arasındaki organik bağı göstermesi açısından ilginçtir.

Kaynak : Ezoterik Batıni  Doktrinler Tarihi- Cihangir Gener

PAYLAŞ
Önceki İçerikTapınak Şövalyeleri-1
Sonraki İçerikMaori Mitolojisi
36 yaşındayım. Yıldız Teknik Harita Mühendisliği mezunuyum. Taşınmaz değerlemesi yapıyorum. Bilim,uzay, tarih,arkeoloji konularına ilgi duyuyorum. Ön Türk Tarihini araştırmaktan keyif alıyorum. Yüzüklerin Efendisi ve Türkler üzerine (Orta Dünya'nın Analizi) kitap çalışmam tamamlandı. Yakın zamanda yayımlanacak.

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER