Türk Adının Kökeni

1208

Türk Milleti’nin adının nereden geldiğini araştıran, Atatürk’ün kurduğu bu kuruluşlar ve bu kuruluşlarda yetişen ilim adamları Türk tarihine birçok katkılarda bulunmuşlardır. Bu ilim adamlarımızdan Prof. Dr. İbrahim KAFESOĞLU’nun Türk Milli Kültürü kitabı referans niteliğindedir.
“Türk Milleti’nin tarihi insanlık tarihi kadar eskidir. “Türk” sözü tarihin en eski çağlarından beri kullanılıyordu ve belirli bir kavmin ya da kavimler birliğinin adı olarak mevcuttu. Türkler’in köklü ve çok zengin bir tarihe ve kültüre sahip olması nedeniyle birçok bilim adamı “Türk” adının nereden geldiği hakkında araştırmalar yapmış, bu araştırmalar neticesinde de Türk adı ilk defa MÖ. 14. yy’da “Tik” veya “Tikler” adıyla geçmeye başlamıştır. Diğer bir görüş ise Türk adının MÖ. 14. yy’d an önce de var olduğudur. Zira Türk ırkının tarihi insanlığın tarihi kadar eskidir. Bu gerçeği kavmi ve milli mitolojilerde ve tarihi oluşumlarda izah eden eski kayıtlarda görmek mümkün olmaktadır. Türk ırkının çok eski olması nedeniyle Türk adının nerden geldiği hakkında birçok iddia ve görüş ileriye sürmüşlerdir. Buna göre:
• Herodotos’tın doğulu kavimleri arasında zikrettiği TARGİTAB’lar.
• İskit topraklarında doğdukları söylenen TYRKAE’ler
• Tevrat’ta adı geçen Togarma’lar.
• Eski Hint kaynaklarında tesadüf edilen TURUKHA’lar veya THRAKlar
• Eski Ön Asya çivili metinlerinde görülen TURUKKUlar.
• Çin kaynaklarında M.Ö. I.yy’da rol oynadıkları belirtilen TİK veya Dİ’ler bizzat “Türk” adını taşıyan Türk kavimleri olarak gösterilmektedir.
İslam kaynaklarında yer alan İran menşeili “Zend -Avesta” rivayetleri ile İsrail menşeili “Tevrat” rivayetleri de Nuh Peygamber’in torunu olan Yafes’in oğlu “Türk” ile İran rivayetlerindeki Feridun’un oğlu “Türac” veya “Tur”un soyu Türk adını taşıyan ilk kavim olarak gösterilmek istenmiştir.
“Avesta”da yer alan “Ebül Beşer”den, (Avesta, antik bir Pers dini olan Zerdüştçülüğün kutsal kitabı. Bu dini kuran Zerdüşt, Gatalar denen dörtlükler yazmıştı. Bu dörtlükler Avesta’da toplanmıştı. Bu yazılar, Zerdüşt’ün neye inandığını ve Zerdüştçülüğün temellerini anlatan tek belgedir.) Cemil ve oğlu Feridun’dan bahsedilmektedir. “Feridun ülkesini Salm, Irak ve Turak (Türk) ismindeki üç oğlu arasında pay etmiştir. Salm’a bugünkü İran ve havalisi, Irak’a bugünkü Irak ve havalisi, Turak’a ise Orta Asya ve Çin havalisi düşmüştür.Feridun ölünce Irak, Salm’a saldırarak İran ve havalisini almış,daha sonra Turak’a saldırmıştır. Irak, Turak ı yenememiş, savaş bunların torunlarına uzanana dek senelerce sürmüştür. Sonunda Turak’ın torunu “Afrasyap” Irak torunun “Muneihir”i mağlup ederek Ceyhun nehri sınır kabul edilen bir anlaşma yapmıştır. Bu tarihten sonra Ceyhun nehri doğusunda “TURAN”, batısına da “İRAN” denmiştir.

Tevrat rivayetlerinde ise Nuh tufanından sonra Nuh Peygamber dünyayı üç oğlu arasında pay etmiş. Yafes’e Orta Asya ve Çin ülkeleri düşmüş, Yafes ölürken tahtını sekiz oğullarından biri olan “TÜRK”e bırakmıştır. Görülmektedir ki Âdem devrine yakın zamanlarda Turak (Türk)den İran-Turan savaşlarından ve Alp Er Tunga gibi büyük bir Türk Başbuğundan ve Saka imparatorluğu  Kağanından bahsedilmektedir. Yukarıda mitoloji ve tarihi kayıtlar içerisinde yer alan ‘Türk” kelimelerinden, Türk adının ne kadar eski olduğu ortaya çıkmaktadır.

MÖ 14. yy’ da yer alınan “Tik’ler ile dünyada mevcut olan medeniyetlerin en eskisi olan MÖ. 7.Yy’da Orta Asya’da kurulan “Anav” medeniyeti de Türkler tarafından kurulmuştu. O halde Türkler MÖ. 14. yy’da Tik’ler, MÖ. 7. yy’da Avarlar, MÖ IV yy’da Sakalar ile tarih kayıtlarında yer almaktadır.

Türk kelimesinin yazılı olarak kullanılması ilk defa MÖ 1328 yılında Çin tarihinde “Tu-Kiu” şeklinde görülmektedir. MÖ. I. yüzyılda Romalı yazarlardan biri olan Pompeius Meala’nın Azak Denizi kuzeyinde yaşayan halktan “Turcae” olarak bahsetmesi ile ilk defa yazılı olarak karşılaşıyoruz. Türk adının tarih sahnesine çıkışı MS VI. yüzyılda kurulan Kök-Türk Devleti ile olmuştur. Orhun Kitabeleri’nde yer alan “Türk” adı daha çok “Türük” şeklinde gösterilmektedir. Bundan dolayı Türk kelimesini Türk Devleti’nin ilk defa resmi olarak kullanılan siyasi teşekkülün Kök-Türk imparatorluğu olduğu bilinmektedir. Kök-Türklerin ilk dönemlerinde Türk sözü bir devlet adı olarak kullanılmışken, sonra da Türk Milleti’ni ifade etmek için kullanılmaya başlanmıştır.

MS. 585 yılında Çin İmparatoru’nun KÖK-TÜRK Kağanı İhbara’ ya yazdığı mektupta “Büyük Türk Kağanı” diye hitap etmesi, İşbara Kağan’ın ise Çin İmparatoru’na verdiği cevabi mektupta ‘Türk Devleti’nin Tanrı tarafından kuruluşundan bu yana 50 yıl geçti” hitapları Türk adını resmileştirmiştir. Kök-Türk yazıtlarında Türk sözü daha çok ”Türk Budun”
şeklinde geçmektedir. Türk Budun’un ise Türk Milleti olduğu bilinmektedir. Dolayısıyla Türk adı bu dönemlerde bir topluluğun veya kavmin isminden ziyade, siyasi bir mensubiyeti belirleyen bir kelime olarak görülmektedir. Yani Türk soyuna mensup olan bütün boyları ve toplulukları ifade etmek üzere milli bir isim haline gelmiştir.

Türk’ün manasının ne olduğu konusunda da şu bilgilere rastlıyoruz.

Türk adına çeşitli kaynak ve araştırmalarda türlü manalar verilmiştir. Çin kaynaklan Tu-küe (Türk)’ü miğfer olarak, İslam kaynakları ise ses benzetmesine dayanarak terkedilmiş, olgunluk çağı ve benzeri manalar vererek yeni anlamlar üretmiştir.

19. asırda A. Vambery’nin ilmi izaha yakın olan fikrine göre ise Türk kelimesi “TÜREMEK” ten gelmektedir. Ziya Gökalp bunu “TÜRELİ” yani kanun ve nizam sahibi olarak açıklamıştır. Ancak Türk sözünün cins isim olarak “GÜÇ-KUVVET” manasında olduğu, buradaki Türk kelimesinin milletin adı olan “Türk” kelimesi ile aynı olduğu A.V. Le Cbq tarafından ileri sürülmüştür. Bu iddia Kök-Türk kitabelerinin çözücüsü olan V. Thomsen tarafından kabul edilmiş, aynı iddia G. Nemeth’in tetkikleri ile de ispat edilmiştir. Ayrıca Türk kelimesinin cins isim olarak “ALTAYLl (Ceyhun ötesi Turanlı) kavimlerini ifade etmek üzere 420 yıllarına ait bir Pers metninde, daha sonradan 515 hadiseleri dolayısıyla “Türk-Hun”(Kudretli-Hun) tabirleri de geçtiği bilinmektedir.

Iran kaynaklarında Türk sözü “Güzel İnsan” karşılığında kullanılırken, 11XI. yy’da Kaşgarlı Mahmut “Türk adının Türklere Tanrı tarafından verildiğini ” belirterek “Gençlik, kuvvet, kudret ve olgunluk çağı” demek olduğunu bir kez daha belirtmiştir. Tarihçiler ise Türk kelimesinin “Güçlü-Kuvvetli” anlamına geldiğini kabul etmektedirler.

Türk soyu hakkında verilen bilgilerle bu güne kadar gelinmiştir. Ama en üzüldüğümüz konu kendimizi hep başkalarından öğreniyor olmamızdır.

Tarihte Türk ırkı hakkında çeşitli tasvirler yapılmıştır. Çin, Latin ve Grek kaynaklarında Türkler daha çok Moğol tipinde tasvir edilmişlerdir. Bunun sebebi ise Türklerin tarih boyunca en çok temasının Moğollarla olmasıdır. Moğol kitleleri yıllarca Türklerin idaresinde yaşamış, göçlere, savaşlara Türklerle beraber katılmışlardır. Bunun sonucunda bu kaynaklar Türk ile Moğol tipini birbirine karıştırmıştır.

Son yarım asır içinde yapılan ilmi çalışmalar ve araştırmalar sonucu Türklerin beyaz ırka mensup bulundukları, yeryüzünde mevcut üç büyük ırk grubundan “Europid” adı verilen grubun “Turanid” tipine mensup bulundukları anlaşılmıştır. Kafa yapıları Brakisefal (yuvarlak kafalı) dır. Türklerin kendilerini başta “Mongolid” Moğollar olmak üzere diğer topluluklardan ayıran antropolojik çizgilere sahip oldukları tespit edilmiştir. Türkler’in hâkim vasfı beyaz renk, düz burun, değirmi çene, hafif dalgalı saç, orta gürlükte sakal ve bıyıktır. Turan tipine örnek olan Orta Asya, Maveraünnehir ve diğer Yakın Doğu Türkleri beyaz tenli, koyu parlak gözlü, değirmi yüzlü, endamlı, sağlam yapılı erkek ve kadınları ile Ortaçağ kaynaklarında güzelliğin timsali olarak gösterilmiş, hatta İran edebiyatında Türk sözü “Güzel İnsan” manasında kullanılmıştır. Tevrat’ta nakledilen bir rivayette ise Türk soyunun Ham ve Şam’dan değil, Yafes’den türemiş olarak beyaz ırktan geldiği gösterilmiştir.

Türk Yurdu konusunda bile tarih anlaşamamıştır. Türklerin geniş bir alana yayılmaları konunun araştırılmasını zorlaştırmaktadır. Yeryüzünde 350 milyonu aşan sayılan ile çok geniş bir bölgeye yayılan Türklerin ilk anayurdunun tespiti birçok bilim adamını asırlarca meşgul eden büyük bir konu olmuştur. Bilim adamlan ve araştırmacılar yaptıklan çalışmalar sonucu Türklerin ilk anayurdu ile ilgili birçok iddia ortaya atmışlardır.

Tarihçiler, Çin kaynaklarına dayanarak Altay Dağları’nı, etnologlar İç Asya’nın kuzey bölgelerini, dil araştırmacıları Altaylann veya Kingan Dağları’nın doğu ve batısını, kültür tarihçileri Altay-Kırgız Bozkırlan arasını, sanat tarihçileri kuzeybatı Asya sahasını, antropologlar ise Kırgız Bozkırı-Tanrı Dağları arasını ilk Türk anayurdu olarak saptamışlardır.

Bütün bu araştırmalara göre ilk Türk yurdunun kesin sınırlarını çizmek mümkün olmamaktadır. Zira Türklerin ilk zamanlardan itibaren çok geniş bir sahaya yayılmaları bu tespitte güçlük çıkartmaktadır. Bununla beraber son yıllarda yapılan dil araştırmaları ve yukarıda yapılan çalışmalar göz önüne alındığında, ilk Türk yurdunun Altay Dağlan’ndan, Urallar’a kadar uzanan, Hazar Denizi Kuzeydoğu Bozkırlarından, Tanrı Dağları’nı kapsayan çok geniş bir bölge olduğudur.

Kaynak: Burhan Yılmaz – Türklerin Kozmik Kökenleri 

Yüzüklerin Efendisi romanında yer alan en önemli karakterlerin hangi mitolojilerden alındığını karşılaştırmalı ve detaylı olarak anlatan inceleme-araştırma çalışması "Orta Dünyanın Analizi" çıktı. Yazarından adınıza imzalı satın almak için Tıklayın Kitap ile ilgili ropörtajı okumak için aşağıdaki bağlantıya tıklayabilirsiniz. Tıklayın
PAYLAŞ
Önceki İçerikAnadolu ve Mu Uygarlığı
Sonraki İçerikEktoplazma

36 yaşındayım. Yıldız Teknik Harita Mühendisliği mezunuyum. Taşınmaz değerlemesi yapıyorum. Bilim,uzay, tarih,arkeoloji konularına ilgi duyuyorum. Ön Türk Tarihini araştırmaktan keyif alıyorum.

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER