Göreceli Gerçeklik

113
Image converted using ifftoany

Dünyaya klasik Newtoncu bakış iyiydi. Yalnızca doğal olay­ları şaşırtıcı bir kesinlikle betimlemekle kalmıyor, betimlemenin ayrıntıları da yani matematik- deneyimlerle örtüşüyordu. Eğer bir şeyi iterseniz, hızlanır. Bir topu ne kadar hızlı fırlatırsanız, duvara çarptığı zaman etkisi o kadar büyük olur. Eğer bir şeye baskı uygularsanız, onun da size baskı uyguladığını hissedersi­niz. Bir cismin kütlesi ne kadar büyük ise kütleçekimi de o kadar büyük olur. Bunlar doğal dünyanın en temel nitelikleri arasında­dır. Newton un kurduğu yapıyı öğrendiğinizde bunların denk­lemlerde gün gibi açık bir biçimde temsil edildiklerini görür­sünüz. Bir falcının kristal küresinin sorgulanamaz gizeminden farklı olarak, Newton yasalarının işleyişi, en alt düzeyde mate­matik bilgisine sahip herkesin anlayabileceği şekilde ortadaydı. Klasik fizik insan sezgileri için sağlam bir temel oluşturuyordu.

Newton denklemleri kütleçekimi kuvvetini kapsıyordu, ama klasik fiziğin yapısı elektriksel ve manyetik kuvvetleri de kapsayacak biçimde ancak 1860’ta İskoç bilim insanı James Clerk Maxwell tarafından genişletildi. Bunu yapabilmek için Maxwell in yeni denklemlere ihtiyacı vardı. Kullandığı mate­matiği tam olarak anlamak için daha yüksek düzeyde bir eği­tim almış olmak gerekiyordu. Ama Maxwell’in yeni denklemle­ri, elektriksel ve manyetik olguları, Newton denklemlerinin ha­reketi açıkladığı kadar başarılı bir şekilde açıklıyordu. 1800’lerin sonuna doğru artık insan aklının gücünün, evrenin gizlerini çözebileceği açıkça görülmeye başlamıştı.

Nitekim elektriğin ve manyetizmanın başarılı bir şekilde bir­leştirilmesiyle, kuramsal fiziğin yakın bir zamanda tamamlana­cağı duygusu güçleniyordu. Kimileri fiziğin kısa bir zamanda ar­tık tamamlanmış bir konu olacağını ve fizik yasalarının kesin bir biçimde ortaya konacağını düşünüyordu. Tanınmış deneysel fizikçi Albert Michelson 1894’te “En temel ilkelerden çoğunun ke­sin bir biçimde” belirlendiğini ifade etti ve “seçkin bir bilim insa­nının” -ki çoğu kimse bu kişinin İngiliz fizikçi Lord Kelvin oldu­ğunu düşünür- artık geriye sadece bazı sayıların ondalık basa­maklarını daha net olarak belirlemenin kaldığını söylediğinden söz etti. Kelvin’in kendisi de 1900’de ufukta “iki bulut” olduğu­nu, bunlardan birinin ışığın hareketinin özellikleri, değerininse cisimlerin ısıtılınca yaydığı ışınımın özellikleri olduğunu söyle­di. Ama genel kanı, bunların da yakın bir zamanda kuşkusuz in­celenip çözülecek ufak ayrıntılar olduğuydu.

On yıl içinde her şey değişti. Tahmin edildiği gibi, Kelvin’in ortaya attığı iki problem ele alındı, ama hiç de ufak problem­ler olmadıkları ortaya çıktı. Her biri bir devrim başlattı ve gene her biri doğa yasalarının yeni baştan yazılmasını gerektirdi. Kla­sik uzay, zaman ve gerçeklik kavramları yüzlerce yıl boyunca yalnızca işlerliğini korumakla kalmayan, aynı zamanda dünya­ya ilişkin sezgisel algılarımızı doğrulayan kavramlar- tamamen değişti.

Kelvin’in “bulutlarından” ilkini ele alan görelilik devrimi, 1905’ten Einstein’ın özel ve genel görelilik kuramlarını tamamladığı 1915’e kadar sürdü. Einstein elektrik, man­yetizma ve ışığın hareketi konularındaki bilmecelerle uğraşır­ken Newton’un klasik fizikteki en önemli kilometre taşların­dan olan uzay ve zaman kavramlarının hatalı olduğunu fark et­ti. 1905 baharında çok yoğun geçen birkaç haftada uzay ve za­manın Newton’un düşündüğü gibi birbirinden bağımsız ve mut­lak olmadığını, insanların ortak deneyimlerinin tam tersine gö­reli ve birbirinin içine girmiş olduğunu belirledi. On yıl kadar sonra kütleçekimi fiziğinin yasalarını yeniden yazan Einstein, Newton  fiziğinin sonunu hazırlamış oldu. Einstein bu kez yal­nızca uzay ve zamanın bir bütünün parçaları olduğunu göster­mekle kalmamış, eğrilip yamularak evrenin evriminde rol aldık­larını da göstermişti. Einstein’ın bakış açısına göre, uzay ve za­man Newton’un düşündüğü gibi katı ve değişmez olmak şöyle dursun esnek ve dinamiktir.

Her iki görelilik kuramı da insanlığın en değerli kazanımları arasındadır; Einstein bu kuramlarla Newton’un gerçeklik kavrayışını alaşağı etmiştir. Her ne kadar Newton fiziği fizik­sel deneyimlerimizin çoğunu matematiksel olarak kapsıyor gibi görünse de, Newton’un betimlediği gerçekliğin bizim dünya­mızın gerçekliği olmadığı anlaşılmıştır. Bizimki, göreli bir ger­çekliktir. Ama klasik fizik ve göreli fizik arasındaki fark yal­nızca uç koşullarda (çok büyük hızlar ve kütleçekimi) kendi­ni gösterdiği için, Newton fiziği ile pek çok koşul altında hâlâ çok kesin ve yararlı yaklaştırımlar yapılabilir. Ama yararlılık ve gerçeklik birbirinden çok farklı standartlardır. Göreceğimiz gibi, uzay ve zamanın bizim için neredeyse alışkanlık haline gelmiş özellikleri, hatalı bir Newtoncu bakış açısının parçala­rı haline gelmiştir.

 Devam yazısı için tıklayın

Kaynak : Brian Greene- Evrenin Dokusu

PAYLAŞ
Önceki İçerikGagauz Türklerinin Halk İnançları Ve Gelenekleri
Sonraki İçerikKuantum Gerçekliği
36 yaşındayım. Yıldız Teknik Harita Mühendisliği mezunuyum. Taşınmaz değerlemesi yapıyorum. Bilim,uzay, tarih,arkeoloji konularına ilgi duyuyorum. Ön Türk Tarihini araştırmaktan keyif alıyorum. Yüzüklerin Efendisi ve Türkler üzerine (Orta Dünya'nın Analizi) kitap çalışmam tamamlandı. Yakın zamanda yayımlanacak.

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER