Kozmoloji Nedir? Kozmolojinin Tarihçesi

350

Yunanca düzenlemek, süslemek, yerli yerine koymak anlamına gelen “kosmeo” sözcüğünden türetilen “kosmos”, ilk kez Platon (MÖ 428/427-348/347) tarafından evren anlamında kullanılmıştır.

Evrenbilim olarak da adlandırdığımız kozmolojinin ilgi alanı, evrenin büyük ölçekte tüm yapısı, oluşumu ve evrimidir. Aynı kökten türetilen bir de “kozmogoni” (terimi) vardır. Anlam itibariyle eşanlamlı gibi görünse de, astronomi geleneğinde daha ziyade Güneş Sistemi’nin oluşumuyla ilgili kuramlar için kullanılagelmiştir.

Gökbilim ve onun bir kolu olan kozmoloji bilimlerin en eskisidir. Nasıl olmasın ki? Gecenin sessizliğinde, yıldızlı göğün o görkemli görüntüsü karşısında kayıtsız kalınabilir miydi? İlk uygarlıkların genelde gökyüzünün bulutsuz olduğu güney ülkelerinde yeşerdiği düşünülürse, güneş batıp da hava karardıktan sonra, oranın insanları için en ilgi çekici görüntünün yıldızlı gökyüzü oluşu, bugünün kentlerinin hava ve ışık kirliliği nedeniyle en parlak yıldızları bile zor görebilen insanları için anlaşılması zor bir olgudur.

Şu parıldayan yıldızlar nedir? Nereden geliyoruz? Nereye gidiyoruz? Uzay ve evrende yerimiz nedir? Bu ve benzeri sorular, tarih öncesinden beri insanların zihinlerini kurcalamıştır.

Ancak bu sorulara verilen yanıtlar, eskiçağlarda, sağlam gözlemsel verilerden yoksun, sadece düş gücü ile üretilmiş, kozmolojik mitoslardan öteye gidemedi.

İnsanların gökyüzü ile ilgilenmelerinin pratik nedenleri  de vardı: Yön tayini ve zamanı kayıt altına alan takvimlerin yapımı için gerekli veriler elde etmek. Diğer bir ilgi nedeni de, kendi kaderlerinin orada yazılı olduğu inancı idi. Ne yazık ki bu saplantı, günümüzde bile, büyük halk kitlelerinin ilgisini çekmektedir. Gökbilim, kendisini bu batıl inançlardan arındırdığı ölçüde gelişti ve bilim oldu.

Her uygarlığın evrenin oluşumu ile ilgili bir “yaradılış mitosu” vardır. Evrenin başlangıcında bir kaos (karmaşa) içerisinde olduğu ve tanrıların sonradan gelip bu karmaşayı bir düzene soktukları inancı, kozmoloji efsanelerinin genelde ortak paydasıdır. Yaratılış mitosları hakkmdaki tarihsel bilgimiz, ancak yazılı belgelerin bulunabildiği birkaç bin yıl öncesine, Mezopotamya uygarlıklarına kadar uzanır. Bu efsanelerin çok karmaşık olan ayrıntılarına girecek değiliz.

Ancak, Sümerlerden gelip, İslamiyet’in çıkışma kadar uzanan binlerce yıllık süreç içerisinde, efsanelerin ve dinlerin ortaklaşa paylaştıkları bir inanç var ki, ona kısaca
değinmeden geçemeyeceğiz.

Kökeni Sümerlere kadar giden bu efsaneye göre, yer ile gök başlangıçta yapışıktı. Sümer Tanrısı Enlil, bunları birbirinden ayırarak göğü yükseltti ve gök kubbe oluştu.
Burada ilginç olan, Tanrı Enlil’in, Rüzgâr ve Fırtına Tanrısı oluşudur. Yani yere yapışık olan göğün, rüzgârın üfürmesi ile adeta bir uçurtma gibi havalanıp yükselmiş olduğuna inanılmaktadır.

Sümerlerden sonra, Babil Yaratılış Efsanesi Enuma Eliş’te de “Başlangıçta, tatlı su, tuzlu su, sis ve bulut karışımından oluşan bir Kaos vardı. O zaman henüz Tanrılar bile yoktu. Tanrılar bu Kaos’a bir düzen vermek üzere geldiler ve yapışık olan Yer ile Göğü ayırdılar” denilmektedir.

Ancak Babil anlatımında, Sümer Tanrısı Enlil’in yerini, Babil Tanrısı Marduk almıştır. Eğer efsanenin Sümer kökenindeki Rüzgâr Tanrısı Enlil’in üfürmesi ile göğün havalandığı inancını bilmesek, Marduk’un bunu yapış nedenini anlamakta biraz zorluk çekebilirdik.

Yunan mitolojisine göre ise, Gaia (Yer-Toprak) ile Uranos’un (Gök) birleşmesinden doğan oğul Kronos, anası Gaia’nm kışkırtması ile babası Uranos’un cinsel organım bir tırpan darbesi ile keserek denize fırlatır ve su köpükleri üzerine saçılan spermlerden Aşk Tanrıçası Aphrodites doğar. Uranos ise büyük bir çığlık atarak yukarıya fırlar ve böylece gökyüzü oluşur. Rüzgârın üfürmesi ile havalanan Sümerlerin masum “uçurtma-gökyüzü” öyküsünün burada bir Yunan tragedyasına dönüştüğünü görmekteyiz.

Tevrat’ın “Yaratılış” (Genesis) bölümünde ise göğün oluşumu “…ve Tanrı dedi: Suların ortasında bir gök olsun ve onları birbirinden ayırsın. Ve Tanrı göğü yaptı ve göğün altındaki suları göğün üstündeki sulardan ayırdı” şeklinde sunulmaktadır. Sümer efsanesinden yaklaşık 3000 yıl sonra yazılmış olan Kuran’da ise “…gökler ve yer yapışıkken onları birbirinden ayırdığımızı bilmezler mi?.. Halâ inanmıyorlar mı?” (Enbiya, 30) anlamında biraz serzeniş içeren bir ayetle bu inanç yerini almaktadır. Bugün bazı din bilginleri, bu ayeti “işte Büyük Patlama kuramının habercisi” diye yorumluyorlar. Ancak bu konuda önceliğin Sümerlerde olduğunu göz ardı etmemeleri gerekir.

Bilimsel diye niteleyebileceğimiz ilk kozmolojik düşünceler ne zaman ortaya çıktı?

Geleneksel inanca göre gökyüzü, üzerinde birer kandil gibi asılı duran yıldızlar ile birlikte, Yer’in çevresinde dönen bir kubbe gibi algılanıyordu.

Ancak göğün Yer çevresindeki günlük hareketini dikkatli izleyenler, onun tek bir kubbeden ibaret olamayacağım anlamışlardı. Yaptıkları gözlemler sonucunda şunu gördüler: Ay, yıldızlı gök kubbenin günlük hareketine göre, her gün biraz “geri” kalıyor (ortalama günde 12 yay derecesi veya 48 zaman dakikası), bazen Güneş’in önünden geçerek Güneş tutulmasına, bazen de yıldızların ve gezegenlerin önünden geçerek “örtülme” denen olaylara neden oluyor. Güneş de, yıl boyunca (gökyüzünün günlük hareketinin ters yönünde) günde yaklaşık 1 yay derecesi (veya 4 zaman dakikası) “geri” kalıyor. Gezegenler ise, yıldızlı gökyüzüne göre, bazen ileri gidiyor, bazen geri kalıyor, bazen de duraksıyor.

“Gezegenler gök kubbe üzerinde sinek gibi dolaşıyorlar” demiş olan Miletli Anaksimander ve onun öğrencisi Anaksimenes, Ay, Güneş ve gözle görülebilen- beş gezegenin her birini taşıyan ve ortak merkezlerinde Yer’in bulunduğu iç içe yedi tane katman olması gerektiğini ileri sürmüşlerdi. Bu katmanların dönüş hızlarının yıldızlı göğünkünden farklı oluşu nedeniyle, sözü edilen gökcisimlerinin karmaşık hareketleri açıklanabiliyordu. Soğan kabukları gibi iç içe geçmiş olan bu katmanların görüntülerini engellememesi için de, saydam bir maddeden, bir çeşit kristalden oluştukları varsayılıyordu.

Kaynak : 50 Soruda Büyük Patlama Kuramı

PAYLAŞ
Önceki İçerikAllianoi Antik Kenti – Bergama – İzmir
Sonraki İçerikAmorium Antik Kenti – Hisarköy – Afyon
36 yaşındayım. Yıldız Teknik Harita Mühendisliği mezunuyum. Taşınmaz değerlemesi yapıyorum. Bilim,uzay, tarih,arkeoloji konularına ilgi duyuyorum. Ön Türk Tarihini araştırmaktan keyif alıyorum. Yüzüklerin Efendisi ve Türkler üzerine (Orta Dünya'nın Analizi) kitap çalışmam tamamlandı. Yakın zamanda yayımlanacak.

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER