Solucan Delikleri ve Zaman Yolculuğu

273

Zamanın doğasına ilişkin görüşlerimizin yıllar içinde nasıl değiştiğini gördük. XX. yüzyıla kadar insanlar mutlak zamana inanıyordu. Yani, her olay “zaman” denilen bir sayıyla benzersiz bir şekilde tanımlanabilmeli ve doğru çalışan bütün saatler iki olay arasındaki zaman aralığı konusunda örtüşmeliydi. Ancak, ışık hızının nasıl hareket ederse etsin her gözlemciye göre aynı olduğunun keşfi, görelilik kuramım ortaya çıkardı ve tek mutlak zaman düşüncesinin terk edilmesine yol açtı. Olayların zamanları tek şekilde tanımlanamazdı. Bunun yerine, her gözlemci yanındaki saatin kaydettiği zaman ölçüsüne sahip olabilirdi ve farklı gözlemcilerin taşıdığı saatlerin örtüşmesi gerekmiyordu. Böylece zaman, onu ölçen gözlemciye göre daha kişisel bir kavrama dönüştü. Ancak zaman hâlâ dümdüz uzanan, üzerinde sadece ileriye ya da geriye doğru hareket edebileceğimiz bir tren yolu gibi ele alınıyor. Ya tren yolunun kavşakları ve kolları varsa; tren ileri doğru gitmeyi sürdürürken bir süre önce geçmiş olduğu istasyona geri dönmez mi? Bir başka deyişle geçmişe ya da geleceğe yolculuk yapmak mümkün mü? H. G. Wells, sayısız bilimkurgu yazarı gibi, Zaman Makinesi kitabında bu olasılıktan araştırdı. Yine de bu konu, bilimkurgunun pek çok düşüncesi gibi tıpkı denizaltılar ve aya yolculuk gibi bilimsel gerçeğin konusu oldu. Öyleyse, zaman yolculuğunun olasılıkları nelerdir?

Geleceğe yolculuk yapmak mümkündür. Yani görelilik, bizi zamanda ileriye sıçratacak bir zaman makinesi yaratmanın mümkün olduğunu gösteriyor. Zaman makinesinin içine girersiniz, beklersiniz, dışarı çıkarsınız ve Dünya’da geçen zamanın, sizin makinede geçirdiğiniz zamandan çok daha fazla olduğunu görürsünüz. Günümüzde bunu yapabilecek teknolojiye sahip değiliz, ancak bu sadece bir mühendislik sorunu; biz yapılabileceğini biliyoruz. Böyle bir makine yapmanın yöntemlerinden biri,t artıştığımız ikizler paradoksundaki durumu geliştirmektir. Bu yöntemde, siz zaman makinesinin içinde otururken, makine uzaya fırlar, ışık hızına yakın bir ivme kazanır, (zamanda ne kadar ileri gitmeyi istediğinize bağlı olarak) bir süre böyle devam eder ve sonra geri döner. Zaman makinesinin aynı zamanda uzay gemisi olması sizi şaşırtmamalı, çünkü görelilik kuramına göre zaman ve uzay bağlantılıdır. Her durumda, size göre bütün bu süreç içinde bulunacağınız tek “yer” makinenin içi olacaktır. Makineden dışarı çıktığınızda, Dünya’da geçen zaman, sizin için geçen zamandan çok daha uzun olacaktır. Geleceğe yolculuk yaptık. Ancak geçmişe gidebilir miyiz? Zamanda geriye yolculuk yapmak için gerekli olan koşulları yaratabilir miyiz?

Fizik yasalarının zamanda geriye yolculuk yapılmasına gerçekten izin verebileceğiyle ilgili ilk işaret 1949’da, Kurt Gödel, Einstein’ın denklemlerine yeni bir çözüm keşfettiğinde geldi; genel görelilik kuramı yeni bir uzay-zamanı olanaklı kılıyordu. Pek çok farklı matematiksel evren modeli Einstein’ın denklemlerini doğrular, ama bu, modellerin içinde yaşadığımız evrene benzeyeceği anlamına gelmez. Örneğin o evrenlerin ilksel ya da sınır koşulları farklı olabilir. Bu modeller, evrenimize benziyor mu benzemiyor mu karar vermek için fiziksel kestirimlere bakmamız gerekir.

Gödel, bütün doğru hesaplamaların doğruluğunun kanıtlanamayacağını kanıtlamasıyla ünlü bir matematikçidir; kendinizi aritmetik gibi önceden belirlenmiş bir alandaki bütün doğru hesaplamaları kanıtlamakla şuurlaşanız bile, bunu yapamazsınız. Belirsizlik ilkesi gibi, Gödel’in eksiklik kuramı, evreni anlama ve tahminlerde bulunma yeteneğimize belki de temel bir sınır getirdi. Gödel, daha sonraki yıllan Einstein’la birlikte Princeton’daki Yüksek Araştırma Enstitüsü’nde geçirdiği için genel görelilik kuramını muhtemelen biliyordu. Gödel’in uzay-zamanının tuhaf özelliği, bütün evrenin dönmekte olmasıydı.

Bütün evrenin dönmekte olduğunu söylemek ne anlama geliyor? Bir şeyin etrafında dönmek, sabit bir referans noktasının varlığını gerektirmiyor mu? “Neye göre dönmek?” diye sorabiliriz. Yanıt biraz teknik olacak, ama aslında uzak bir madde, küçük topaçların ya da cayroskopların evrende işaret ettiği noktaya göre dönmektedir. Gödel’in uzay-zamanında bunun matematiksel yan etkisi şöyledir: Dünya’dan çok uzaklara yolculuk edip geri geldiğinizde, yola çıktığınız zamanın öncesine dönmeniz mümkündür.

Genel görelilik kuramında zaman yolculuğuna yer olmadığını düşünen Einstein, denklemlerinin böyle bir olasılık taşıdığım öğrenince gerçekten çok üzüldü. Gözlemlerimize göre evrenimiz dönmediğinden ya da en azından döndüğü fark edilmediğinden ne Gödel’in bulguları, içinde yaşadığımız evrene uyuyordu ne de Gödel’in evreni bizimki gibi genişliyordu. Ancak bundan sonra, Einstein’ın görelilik kuramını araştıran bilimciler, genel göreliliğin olası saydığı diğer uzay-zamanların geçmişe yolculuğa izin verdiğini buldular. Oysa mikrodalga fonunun ve bol bol bulunan hidrojen ve helyum gibi elementlerin gözlenmesi ilk evrenin, bu modellerin zaman yolculuğu için öngördüğü eğriliğe sahip olmadığını gösteriyor. Eğer sınırsızlık önermesi doğruysa, aynı sonuç kuramsal alan için de geçerli. Öyleyse sorumuz şu: Eğer evren, zaman yolculuğunun gerektirdiği eğriliğe sahip olmadan başladıysa, uzay-zamanı zaman yolculuğuna izin verecek şekilde sonradan eğriltebilir miyiz?

Yine, zaman ve uzay bağlantılı olduğundan, zamanda geriye yolculuk sorusunun, ışıktan hızlı yolculuk yapabilir miyiz, sorusuyla yakından bağlantılı olması sizi şaşırtmamalı. Zaman yolculuğunun ışıktan hızlı yol almayı gerektirdiğini görmek kolay; yolculuğun son bölümünde zamanda geri gitmekle, bütün yolculuğu dilediğinizce kısa bir zamanda yapabilir, sınırsız bir hızda yolculuk yapabilirsiniz! Ancak, daha sonra göreceğimiz gibi, bu durum tersine de işler; sınırsız bir hızda yolculuk yapabiliyorsanız,
zamanda geriye de gidebilirsiniz. Biri olmadan diğeri mümkün değildir.

Işıktan daha hızlı yolculuk yapma konusu, daha çok bilimkurgu yazarlarını ilgilendiren bir sorundur. Göreliliğe göre onların sorunu şu: en yakındaki yıldıza, yaklaşık dört ışık yılı uzaklıktaki Proksima Erboğa’ya bir uzay gemisi gönderdiğimizde, yolcuların geri dönüp, neler bulduklarını anlatmaları için en azından sekiz yıl beklenmesi gerekecektir. Galaksimizin merkezine bir araştırma yolculuğuna çıkılırsa, geri dönmemiz en azından
yüz bin yıl kadar sürecektir. Bu, galaksi içindeki bir savaş üzerine yazmaya hiç de uygun bir durum değil! Yine de, daha önce tartıştığımız ikizler paradoksu uyarınca görelilik kuramının bir tesellisi var: Uzay yolcuları için yolculuğun, Dünya’da kalanlara göre çok daha kısa olması mümkündür. Ancak uzay yolculuğundan birkaç yıl yaşlanmış olarak dönüp, arkada bıraktığınız herkesin binlerce yıl önce ölmüş olduğunu görmek pek keyifli olmayabilir. Yani bilimkurgu yazarları, öykülerindeki insanların yararına, bir gün ışıktan hızlı nasıl yolculuk yapacağımızı düşünmek zorundaydılar. Bu yazarların çoğu, genel görelilik kuramına göre eğer ışıktan hızlı yolculuk yapabilirseniz, zamanda geriye de yolculuk yapabilirsiniz gerçeğini anlamış görünmüyorlar. Tıpkı aşağıdaki şiir gibi:

Wight’in genç leydisi
Işıktan hızlı gidebilirdi.
Bir gün gitti
Ama farklı bir yoldan.
Ve gitmeden önceki gece geri döndü.

Bu bağlantının anahtarı şudur: Görelilik kuramına göre bütün gözlemcilerin üzerinde birleştiği tek zaman olmadığı gibi, belli koşullar altında, gözlemcilerin olayın sistemi konusunda da fikir birliğine varmaları gerekmez. Özellikle, eğer A ve B olayı, uzayda çok uzaktaysa ve roketin A’dan B’ye ulaşmak için ışıktan hızlı gitmesi gerekiyorsa, hızları farklı olan iki gözlemci, A olayı B olayından önce mi oldu, yoksa B olayı A olayından önce mi oldu konusunda anlaşamazlar. Diyelim ki, A olayı 2012 Olimpiyatları’nda yüz metre koşusunun finali olsun, B olayı da Proksima Erboğa Kongresi’nin 100 004. açılışı olsun. B olayı bir yıl sonra, dünya zamanıyla 2013’te gerçekleşecek diyelim. Dünya ve Proksima Erboğa arasındaki mesafe yaklaşık dört ışık yılı olduğuna göre, bu iki olay yukarıdaki kriterleri doğrular: A olayı B’den önce olmasına rağmen, A’dan B’ye ulaşmak için ışıktan hızlı gitmeniz gerekmektedir. Bu durumda, Proksima Erboğa’dan bir gözlemci için dünyadan neredeyse ışık hızında uzaklaşmak, olayların oluş düzenini değiştirecektir; B olayı, A olayından önce gerçekleşiyormuş gibi görünecektir. Bu gözlemci, B olayından A olayına ulaşmak için ışıktan hızlı yol alınabildiğinde, bunun mümkün olduğunu söyleyecektir. Aslında, gerçekten hızlı gidebilirseniz, yarışlardan önce dünyaya geri dönüp, kimin kazandığını bileceğinizden bahis oynayabilirsiniz!

Işık hızı sınırını aşmada bir sorun var. Görelilik kuramına göre, uzay gemisi gitgide ışık hızına yaklaşırken, roket gücünün ivme kazanması gerekir. Bununla ilgili deneysel bir kanıtımız var; uzay gemisiyle değil ama Fermilab’da ya da Avrupa Nükleer Araştırma Merkezi’nde (Conseil Europeen pour la Recherche Nucleaire- CERN) bulunan temel parçacık hızlandırıcılarıyla bu deney yapıldı. Parçacıkları ışık hızının yüzde 99,99’u oranında ivmelendirebiliyoruz, ancak ne kadar güç kullanırsak kullanalım, ışık hızı sınırını aşmalarını sağlayamıyoruz. Aynı durum uzay gemileri için de geçerli; ne kadar çok roket gücüne sahip olurlarsa olsunlar, ışık hızını aşacak kadar ivme kazanamıyorlar. Zamanda geriye yolculuk ancak ışıktan hızlı bir yolculukla mümkün olabileceğinden, hem hızlı uzay yolculuğunu, hem de zamanda geriye yolculuğu olasılık dışı saymalıyız belki de.

Oysa mümkün olan bir yol var. Uzay-zamanı bükebilirsek, A ve B arasında kestirme bir yol oluşabilir. Bunu yapmanın yollarından biri A ve B arasında bir solucan deliği yaratmaktır. Adından anlaşılacağı gibi solucan deliği, birbirinden uzak hemen hemen düz iki alam birbirine bağlayabilen ince bir uzay-zaman tünelidir. Bu durum, bir şekilde yüksek bir dağın eteğinde olmaya benzer. Diğer tarafa geçmek için normalde yüksek dağ sırtını tırmanır, soma tekrar aşağı inersiniz; ancak dağı yatay olarak kesen dev bir solucan deliği varsa bunu yapmanıza gerek kalmaz. Güneş sistemimizin çevresinden Proksima Erboğa’ya uzanan bir solucan deliği olduğunu ya da yaratıldığını hayal edebilirsiniz. Normal uzayda Dünya ile Proksima Erboğa arasındaki uzaklık yirmi milyon kere milyonken, solucan deliğinin içindeki mesafe sadece birkaç milyon kilometre olacaktır. Yüz metre yarışlarının sonucunu aldıktan sonra, Kongre’nin açılışına yetişmek için bir sürü zamanımız kalacaktır. Ancak Dünya’ya doğru yol alan gözlemci, Proksima Erboğa’daki Kongre açılışından soma yarışlar başlamadan Dünya’ya dönmek için bir başka solucan deliği daha bulabilmelidir. Yani solucan delikleri, ışıktan hızlı herhangi bir yolculuk gibi, geçmişe yolculuk yapmanızı da mümkün kılar.

Uzay-zamanın farklı bölgeleri arasında uzanan solucan delikleri, bilimkurgu yazarlarının icadı değildir; çok saygıdeğer bir kaynağı vardır. 1935’te Einstein ve Nathan Rosen, genel görelilik kuramının onların köprü dedikleri bizim bugün solucan deliği dediğimiz- durumu olanaklı kıldığını anlatan bir makale yazdılar. Einstein-Rosen köprüleri, bir uzay gemisinin geçebileceği kadar dayanamadılar; uzay gemisi bir tekilliğe çarparken solucan deliği de kapandı. Yine de, gelişmiş bir uygarlığın solucan deliklerini açık tutabileceği ileri sürüldü. Bunu yapabilmek ya da uzayzamanı, zaman yolculuğuna izin verecek şekilde bükmek için uzay-zamanda, bir semerin yüzeyi gibi karşıt bir eğrilmeye gerek duyulurdu. Pozitif enerji yoğunluğuna sahip sıradan bir madde, uzay-zamanı pozitif bir şekilde eğriltir, tıpkı bir kürenin yüzeyi gibi. Öyleyse, uzay-zamanı geçmişe yolculuk yapılmasına izin verecek şekilde bükmek için negatif enerji yoğunluğuna sahip bir maddeye ihtiyaç vardır.

Negatif enerji yoğunluğuna sahip olmak ne demek? Enerji biraz paraya benzer; eğer paranızın pozitif bir dengesi varsa, farklı biçimlerde dağıtabilirsiniz; oysa bir yüzyıl önce geçerli klasik yasalara göre, hesabınızdan fazla para çekemezdiniz. Yani bu klasik yasalar negatif enerji yoğunluğunu, dolayısıyla da zamanda geriye yolculuk olasılığını göz önüne almıyordu. Yine de, önceki bölümlerde anlatıldığı gibi, klasik yasaların yerini, belirsizlik ilkesine dayanan kuvantum yasaları aldı. Kuvantum yasaları daha liberaldir ve bakiye toplamının pozitif olmasını sağlamanız için bir ya da iki hesaptan fazla para çekmenize izin verir. Başka bir deyişle, kuvantum kuramı enerji yoğunluğunun bazı yerlerde negatif olmasına izin verir; bunu diğer yerlerde pozitif enerji oluşturmak için yapar ki böylece toplam enerji pozitif kalsın. Böylece, hem uzay-zamanın bükülebileceğine, hem de zaman yolculuğuna izin verecek şekilde eğrilebileceğine inanmak için bir nedenimiz var.

Feynman’ın çoklu geçmiş fikrine göre, zamanda geçmişe yolculuk, tek parçacıklar ölçüsünde meydana gelir. Feynman’ın yönteminde, zamanda ileri doğru giden sıradan bir parçacık, zamanda geriye doğru hareket eden karşıt parçacığa eşittir. Onun matematiğinde bir parçacık-karşıt parçacık çiftinin birlikte yaratıldığını ve birbirlerini yok ederek, uzay-zamanda kapalı bir devrede hareket eden tek bir parçacık gibi davrandığını görürsünüz. Bunu görmek için, bu süreci önce geleneksel yoldan hayal edelim. Belli bir zamanda diyelim ki A zamanında-bir parçacık ve karşıt parçacık yaratıldı. İkisi de zamanda ileriye doğru hareket ediyor. Sonra, ileriki bir zamanda, diyelim ki B zamanında ikisi birbirini etkiledi ve birbirlerini yok etti. A’dan önce ve B’den sonra iki parçacık da mevcut değil. Feynman’a göre bu duruma farklı bakabilirsiniz. A zamanında tek parçacık yaratıldı. Bu parçacık zamanda ileriye, B zamanına doğru ilerledi, sonra tekrar A zamanına döndü. Parçacığın ve karşıt parçacığın zamanda birlikte ileriye doğru hareket etmeleri yerine, Adan B’ye uzanan bir kapalı devrede hareket eden tek bir nesne vardır. Bu nesne zamanda ileriye doğru (Adan B’ye) hareket ettiğinde, ona parçacık diyoruz. Ancak bu nesne zamanda geriye doğru (B’den A’ya) hareket ettiğinde, zamanda ileri doğru hareket eden bir karşıt parçacık olarak görünür.

Böyle bir zaman yolculuğunun gözlenebilir etkileri vardır. Örneğin, parçacık-karşıt parçacık çiftinden birinin (diyelim ki karşıt parçacığın), kendisini yok edecek parçacığı yalnız bırakarak bir kara deliğe düştüğünü varsayalım. Terk edilen parçacık da kara deliğe düşebilir, ama kara deliğin kenarından kaçabilir de. Eğer kaçarsa, uzaktaki gözlemci için parçacık kara delikten çıkıyormuş gibi görünür. Ancak, kara delikten yayılan ışınımın mekanizmasıyla ilgili farklı, ama sezgisel olarak eşit bir tablo görebiliriz. Parçacık çiftinin kara deliğe düşen üyesini (karşıt parçacığı diyelim), kara deliğin dışında zamanın gerisine doğru hareket eden parçacık olarak kabul edebiliriz. Parçacık-karşıt parçacık çifti birlikte göründüğü noktaya ulaştığında, kara deliğin kütleçekimi alanı tarafından dağıtılır; parçacıklardan biri zamanda ileriye doğru yol alır ve kara delikten kaçar. Kara deliğe düşen parçacığı da zamanda geriye doğru hareket eden ve kara delikten dışarı çıkan parçacık olarak düşünebiliriz. Yani kara deliklerin yaydığı ışınım, kuvantum kuramının zamanda geriye yolculuğu mikroskobik ölçekte olanaklı kıldığını gösterir.

Bu nedenle kuvantum kuramı, bilim ve teknolojide geliştiğimizde nihayet bir zaman makinesi yapabilmeyi sağlar mı sağlamaz mı diye sorabiliriz. İlk bakışta mümkün görünüyor. Feynman’ın çoklu geçmiş fikri, bütün geçmişlerin toplamıdır. Yani, uzay-zamanın geçmişe yolculuğu mümkün kılacak şekilde bükülmüş olduğu bir geçmişi de içermesi gerekir. Fiziğin bilinen yasaları henüz zaman yolculuğuna izin verecekmiş gibi görünmese de, bunu, mümkün mü, değil mi diye sorgulamamızın farklı nedenleri var.

Sorulardan biri şöyle: Eğer geçmişe yolculuk yapmak mümkünse, neden gelecekten biri geriye gelip, bunu nasıl yaptığını bize anlatmıyor? Şimdiki ilkel gelişmişlik düzeyimizde zaman yolculuğunun sırrını vermenin akıllıca olmayacağını düşünmesinin iyi bir nedeni olabilir; ancak insan doğası kökten bir şekilde değişmekte olduğundan, gelecekten gelen bir ziyaretçinin ağzındaki baklayı çıkarmayacağına inanmak zor. Elbette bazı insanlar UFO’ların yabancılar ya da gelecekten gelen insanlar tarafından ziyaret edildiğimizin kanıtı olduğunu iddia edeceklerdir. (Diğer yıldızların bizden ne kadar uzak olduğunu düşünürsek, yabancılar mantıklı bir sürede dünyamıza gelebiliyorlarsa, ışıktan hızlı yolculuk yapabiliyor olmaları gerekir ki böylece iki olasılık eşitlensin.) Gelecekten gelen ziyaretçilerin olmadığını açıklamanın yollarından biri şöyle olabilir: Gözlemlediğimiz kadarıyla geçmiş sabittir ve geçmişe yolculuk yapmayı mümkün kılacak bükülmenin olmadığı görülmüştür. Öte yandan, gelecek bilinmez ve açıktır; yani gereken eğrilmeye sahip olabilir. Bu, herhangi bir zaman yolculuğunun gelecekle sınırlı olacağı anlamına gelir. Kaptan Kirk ve yıldız gemisi Atılgan’ın şimdiki zamana dönmesinin hiç yolu yoktur.

Belki de bu, dünyanın neden gelecekten gelen turistlerle dolup taşmadığını açıklıyor, ama geçmişe dönüp tarihi değiştirmek mümkün mü, değil mi sorusundan kaynaklanan bir başka tür sorundan kaçamıyor: Neden tarihle sorunumuz var? Örneğin, biri geçmişe gitti ve Nazilere atom bombasının sırrını verdi ya da siz geçmişe gidip, büyük büyük büyükbabanızı çocuk sahibi olmadan önce öldürdünüz. Bu paradoksun pek çok biçimi var, ama temelde aynılar: Geçmişi değiştirmekte özgür olsaydık, çelişkiye düşerdik.

Zaman yolculuğunun ortaya çıkardığı paradoksların mümkün olan iki çözümü var. İlkine tutarlı tarih yaklaşımı diyebiliriz. Buna göre, uzay-zaman geçmişe yolculuğu olanaklı kılacak şekilde bükük olsa bile, uzay-zaman içinde olanlar fizik yasalarıyla tutarlı olmak zorunda. Bir başka deyişle, bu bakış açısına göre, tarih zaten geçmişe gittiğinizi ve oradayken büyük büyük büyükbabanızı öldürmediğinizi ya da şimdiki zamana gelişinizin tarihiyle çatışacak bir eylemde bulunmadığınızı söylüyorsa, geçmişe gidemezsiniz. Dahası, geçmişe gitmiş olsanız da, kayıtlı tarihi değiştiremeyebilirsiniz, sadece onu izlersiniz. Bu bakış açısına göre geçmiş ve gelecek önceden saptanmıştır; istediğiniz şeyi yapmak için özgür iradeye sahip değilsiniz.

Elbette özgür iradenin sadece bir yanılsama olduğunu söyleyebilirsiniz. Gerçekten her şeyi yöneten eksiksiz bir fizik yasası varsa, tahminen eylemlerimizi de belirliyordur. Ancak insan gibi karmaşık bir organizmada bunu hesaplamak bir şekilde olanaksızdır ve kuvantum mekaniğine göre belli bir gelişigüzellik gerektirir. Yani bu duruma farklı bir şekilde bakabilir, ne yapacağını önceden kestiremeyeceğimiz için insanın özgür iradeye sahip olduğunu söyleyebiliriz. Yine de, eğer insan bir roketle gidip, gitmeden önceki zamana geri dönerse, onun ne yapacağını önceden kestirebiliriz, çünkü yapacakları kayıtlı tarihin bir parçası olacaktır. Yani bu durumda, zaman yolcusunun hiçbir şekilde özgür iradesi olmayacaktır.

Zaman yolculuğunun paradokslarının diğer mümkün olan yoluna alternatif geçmiş varsayımı diyebiliriz. Buradaki düşünceye göre, zaman yolcusu geçmişe gittiğinde, kayıtlı tarihten farklı olan alternatif geçmişe girer. Böylece, önceki geçmişiyle uyumlu olmak zorunluluğu hissetmeyeceğinden, özgürce davranabilir. Steven Spielberg Geleceğe Dönüş filmlerinde bu düşünceyle eğlenmiştir; filmin kahramanı Marty McFly geçmişe gidip, daha başarılı bir geçmiş yaratmak için anne ve babasının kur yapmalarına müdahale edebilmiştir.

Alternatif geçmiş varsayımları, Daha önce anlattığımız Richard Feynman’ın kuvantum kuramını çoklu geçmiş olarak anlatmasına benzer. Ona göre evrenin sadece tek geçmişi yoktur; tersine, her biri kendi olasılığını taşıyan, mümkün olan her geçmişe sahiptir. Yine de, Feynman’ın varsayımı ile alternatif geçmiş arasında önemli bir fark varmış gibi görünüyor. Feynman’ın çoklu geçmişi, geçmiş uzay-zamanları ve içindeki her şeyi eksiksiz kapsıyor. Uzay-zaman o kadar bükülmüştür ki, bir roketin içinde geçmişe gitmek mümkündür. Ancak roket, tutarlı olabilmek için aynı uzayzamanda ve dolayısıyla aynı geçmişte kalabilir. Yani Feynman’ın çoklu geçmiş fikri, alternatif geçmişleri değil, tutarlı geçmiş varsayımlarını destekler görünüyor.

Kronoloji koruma tahmini diyebileceğimiz bir yöntemle bu sorunlardan kaçabiliriz. Buna göre fizik yasaları, makroskobik cisimlerin geçmişe bilgi taşımalarını önlemek üzere bir düzen kurmuştur. Bu tahmin doğrulanmamıştır, ama doğruluğuna inanmamızı sağlayan bir neden var. Uzay-zaman geçmişe yapılacak zaman yolculuğunu mümkün kılacak şekilde büküldüğünde kuvantum kuramının kullandığı hesaplamalar, kapalı bir döngü içerisinde dönüp duran parçacık-karşıt parçacık çiftinin uzay-zamanı, zaman yolculuğunu mümkün kılan bükülmeyi önleyecek ve pozitif bir şekilde eğmeye yetecek büyüklükte enerji yoğunluğu yaratabileceğini gösterir. Durum böyle mi değil mi, henüz netlik kazanmadığından, zaman yolculuğu olasılığı açık duruyor. Ama bunun üzerine bahse girmeyin! Rakibiniz geleceği biliyorsa, haksız bir üstünlüğe sahip olacaktır.

Kaynak: Zamanın daha kısa tarihi- Stephen Hawking

PAYLAŞ
Önceki İçerikAteşin Keşfi
Sonraki İçerikÜtopik Sosyalizm
36 yaşındayım. Yıldız Teknik Harita Mühendisliği mezunuyum. Taşınmaz değerlemesi yapıyorum. Bilim,uzay, tarih,arkeoloji konularına ilgi duyuyorum. Ön Türk Tarihini araştırmaktan keyif alıyorum. Yüzüklerin Efendisi ve Türkler üzerine (Orta Dünya'nın Analizi) kitap çalışmam tamamlandı. Yakın zamanda yayımlanacak.

HENÜZ YORUM YOK

CEVAP VER