Urartu Arkeolojik Çalışmalarının Tarihçesi

0
354

Urartular hakkında ilk bilimsel çalışmalar, Fransız-Asya Derneği tarafından 1827 yılında Türkiye’ye gönderilen Friedrich Schulz ile başlamıştır. Schulz, Van Gölü civarında birçok Urartu kalıntısını gezmiş, Van kalesi içindeki mezarları tanımlamış ve hatta bazı yazıtları kopya ederek Paris’e göndermiştir. Schulz’un Hakkâri (Başkale) dağlarında öldürülmesi ile bu çalışmalar yarıda kalmış ve ancak 1828 yılında Paris’e gönderdiği çalışmaları 1840 yılında yayınlanabilmiştir. Schulz’un çalışmaları, 42 adet çivi yazısının kopyası, Van kalesinde kayalar içine oyulmuş kral mezar odalarının ve daha bir sürü kalenin tanımını içermektedir.

23 Mart 1838’de Suriye sınırına doğru yolculuğa çıkan Helmuth Von Moltke, Keban ve Maden üzerinden bölgeye gelir. Burada (Kömürhan) karşılaştığı İzoli yazıtını, “üzerinde binlerce küçük çivi işaretleri bulunan bir levha keşfettim” diye anlatmaktadır. Bu yazıt sonradan Yüzbaşı Von Mühlbach tarafından itina ile kopya edilmiştir.

1874 yılında İngiliz gezgin Henry Fanshave Tozer, Harput ve Palu kalelerini gördükten sonra, Palu’daki yazıtın Van krallığına ait olabileceğini vurgulamıştır.

Özellikle define avcılarının ve kaçak eserlerin Van bölgesinde yoğunluk kazanması sonucu, bölgedeki arkeolojik çalışmalar için bir uyarı oluşmuştur. 1877 yılında Henry Layard, İstanbul’da satın aldığı ilk Urartu antik eserlerinden sonra asistanı Hormuzd Rassam’ı bu eserlerle ilgili araştırma yapmak üzere Van şehrine göndermiştir.

Bölge kültürüne artan ilgi sonucu, 1879–1880 yılları arasında Londra British Museum’un Toprakkale’de ilk kazıyı yaptığını görmekteyiz. Van’ın İngiliz konsolos yardımcısı Captain Clayton kazı başkanıdır ve beraber çalıştıkları Rassam ve Raynolds, Toprakkale’deki tapınaktan elde ettikleri birçok eseri British Museum’a götürerek bir kısmını Asur eserleri arasında sergilemişlerdir. Bu eserler daha sonra Dr. Richard D. Barnet tarafından tekrar incelenecek ve gerçek değerleri ortaya çıkarılacaktır.

1882–1883 yıllarında, Joseph Wünsch, Mazgirt-Kaleköy’deki yazıtın II. Rusa’ya ait olduğunu keşfetmiştir.

1893–94 ve 1889–90, yıllarında Mezopotamya, Doğu Anadolu ve Sovyet Ermenistan’ında araştırmalar yapan H.B.F. Lynch, Fırat kavsine girmemekle beraber, Tozer gibi “kaya odalı ve çivi yazılı” Palu kalesinden söz etmiştir.

Alman Carl Friedrich Lehmann-Haupt ve Waldetnar Belck tarafından 1898 tarihinde Toprakkale’de başlatılan kazılar Urartu araştırmalarında önemli bir dönüm noktası teşkil eder. Toprakkale’deki kazılar tapınak ve diğer mimari kalıntılarının yanı sıra çok sayıda küçük eserin bulunmasına da yardımcı olmuştur.

1899’da Palu, Mazgirt ve Pertek kalelerini inceleyen araştırıcı, gezisini Harput-İzoli güzergâhını izleyerek Malatya’ya doğru sürdürmüş, Harput’taki kale kalıntılarından ve Bağın’daki Menua yazıtından söz etmiştir.

Aynı tarihlerde en az Lehmann-Haupt kadar yararlı tespitlerde bulunan bir diğer araştırıcı ise Huntington’dur. Genefik kalesinin bilim dünyasına tanıtılması ve Harput’taki Urartu izlerinin resimlerle belgelenmesi bunlar arasında sayılabilir. Ayrıca Murat Nehri boyunca yaptığı gezisinde, Keban’dan güneye doğru inen yolu, pek çok araştırıcının aksine bu defa kelek ile izleyerek yöredeki İlemil, Kaleköy ve İzoli gibi Urartu merkezlerini bir kez daha gözden geçirip, bazı kale ve yazıtların resimlerini çekmesi son derece önemlidir.

Lehmann-Haupt gibi Toprakkale kazılarında umduğunu bulamayan Belck’in 1900– 1901 yıllarında Fırat kavsi içerisinde yaptığı çalışmalar, Palu, İzoli ve Mazgirt gibi bilinen Urartu kaleleri ile sınırlıdır.

Bu ilk çalışmaların son derece yüzeysel olmasına karşın, Urartular’ın batıda Fırat’a kadar geldikleri ve güçlü kaleler inşa ettiklerini göstermeleri açısından önemlidirler. Ancak bu tarihlerden sonra yöre, araştırıcıların ilgisinin daha çok Güney Mezopotamya’ya kaymış olması nedeniyle, uzun süre incelemelerden yoksun kalmıştır.

Alman ekibin çalışmalarından sonra 1911–1912 yıllarında I. A. Orbeli, Toprakkale’de araştırmalarda bulunmuş ve bölgenin Rus işgali altına girmesiyle, 1916 yılında Rus Arkeoloji Derneği, Toprakkale’de kazıyı sürdürmek için N. Y. Marr başkanlığında bir ekibi görevlendirmiştir. Nikolaj Y. Marr, özellikle Toprakkale’de araştırmalarını sürdürmüş, buna karşılık Orbeli yönetimindeki kazı heyetinin sistematik çalışmaları sonucunda Van kalesinin kuzeydoğu tarafında bugün “Analı kız” olarak adlandırılan iki kaya içinde üzeri yazıtlı taş stel ele geçirilmiştir. Bu taş stel üzerindeki çivi yazısında Urartu Kralı II. Sarduri dönemindeki olaylardan söz edilmektedir.

Rus ekibinin ardından, 22’ yıl boyunca Urartu çalışmalarına ara verilmiş ancak 1938 yılında Kirsopp Lake başkanlığında bir Amerikalı bilim heyeti daha önceki araştırmalar sırasında gün ışığına çıkartılmış olan buluntuların tarihlendirilmelerini kontrol etmek amacıyla Van Kalesi ve Toprakkale’de çalışmalara başlamışlardır.

Urartu ile ilgili araştırmalar, bir başka Urartu yerleşim bölgesi olan Gökçegöl civarında Rus bilim adamları tarafından yürütülmüş ve 1893 yıllarında başlayan araştırmalar,1939 yılında Erivan yakınında yer alan ve Urartu Arkeolojisi için büyük bir öneme sahip Karmir-Blur’un kazılmaya başlamasını sağlamıştır.

Özellikle Urartu’nun batı bölgesini kapsayan alanlar, uzun süre araştırmalardan yoksun kalmıştır. 1945 yılında Kökten tarafından, prehistorik merkezleri belirlemek amacıyla Malatya, Elazığ ve Muş illerini kapsayan bir araştırma gezisi düzenlenmiştir.

1950 yılında Konstantin Ogenesjan başkanlığında bir ekip, Erivan yakınında ArinBerd (Erebuni) adını taşıyan bir tepede kazılara başlamışlardır. Bu kazılar sonucunda bir saray ve iki tapınak ile çeşitli depo yapıları ortaya çıkarılmıştır.

1956–1957 yıllarında Charles A. Burney adında genç bir İngiliz arkeolog Van bölgesini bisiklet ile gezerek birçok Urartu kalesinin planını çıkarmış ve bunları yayınlatmıştır. Ayrıca Bağın kalesinin de şematik bir planını çizmiştir.

Bu yıllarda Boris B. Piotrovsky, Richard D. Barnet ve daha sonraki yıllarda Mirjo Salvini ve Maurits Nanning Loon gibi bilim insanları Urartu Arkeolojisi ve dili konularında çalışmalar yaparak bunları yayınlamışlardır.

1959 yılından itibaren Türk bilim insanları Urartu kalelerinde yoğun bir araştırmaya girmiş ve bu kapsamda Türkiye’de ilk Urartu kazısını Erzincan Altıntepe’de Tahsin Özgüç yürütmüştür. 1959–1963 yılları arasında Afif Erzen Van kalesi ve Toprakkale kazılarını gerçekleştirmiştir. Daha sonra da uzun yıllar kazısı devam edecek olan Çavuştepe’de kazılarda bulunmuştur.

1964 yılında Emin Bilgiç ve Baki Öğün, Adilcevaz yakınlarında Kef Kalesi adını taşıyan tepede kazılarda bulunmuşlardır. Kemal Balkan, Aznavurtepe ve Giriktepe’yi, Charles A. Burney Kayalıdere’yi sistematik olarak kazmışlardır.

Afif Erzen’in İstanbul Üniversitesine bağlı olarak 1967 yılında Van ilinde kurduğu Van Bölgesi Tarih ve Arkeoloji Araştırmaları Merkezi, Urartu’nun merkezi bölgesinde yapılan çalışmaları hızlandırmıştır.

Ayrıca 1964 yılında Babken Arakeljan ve Arutjun Artasesoviç Martirosjan tarafından Armavir yakınında yer alan Armavir-Blur ve Davida adını taşıyan tepelerde arkeolojik kazılara başlanmıştır. Davida tepesi üzerinde bulunan yerleşme yerinin, Urartu kenti Argiştihinili (Argişti’nin kurduğu kent) olduğu saptanmıştır.

1965 yılında Charles A. Burney ve Seton Lloyd, Muş-Kayalıdere’de bir dönem süren kazılarda bulunmuşlardır.Bundan sonra Keban kazılarına kadar devam eden sürede, Hubertus Von Gall, Palu ve Bağın’ı; Meriggi ise Altınova ve çevresinde yer alan höyükleri incelemişlerdir.

1968 yılında, Keban Baraj gölü alanında başlatılan kurtarma kazıları ile bölgenin tarihi aydınlanmaya başlamıştır. Özellikle Tepecik, Değirmentepe, Korucutepe ve Norşuntepe’de saptanan Demir Çağı tabakaları bölgenin I. binyıl kültürüne büyük çapta ışık tutmuştur. Ayrıca Korucutepe ve Norşuntepe’de kazılar yapan Maurits van Loon  ve Harald Hauptmann başkanlığındaki bilim kurulları yöredeki Urartu kalıntıları ve yazıtları ile ilgili yayınlarda bulunmuşlardır. Keban ve Karakaya Baraj gölü altında kalacak olan alanlarda yapılan araştırmalar ile sonraki yıllarda bölgede devam ettirilen çeşitli araştırmalar Urartu Krallığının bu yöredeki pozisyonunu algılamamıza büyük ölçüde yardımcı olmuşlardır.

Yine bu proje çerçevesinde Kökten’in 1969 yılında başlattığı yüzey taramalarında özellikle Tunceli’nin güneyinde saptadığı höyükler, genellikle Demir Çağı malzemesi vermesi açısından önemlidir.

Urartu Krallığının yerleşim alanları içinde kalan Kuzeybatı İran topraklarında 1968 yılından başlayarak yoğun araştırmalar yapılmıştır. Özellikle Tahran’da Alman Arkeoloji Enstitüsü Başkanı Dr. Wolfram Kleiss başkanlığındaki araştırma heyeti, Kuzeybatı İran bölgesinde araştırmalarda bulunmuş ve çok sayıda Urartu kalesi, kaya mezarı ve yerleşme merkezinin planları Wolfram Kleiss tarafından yayınlanmıştır. Ayrıca Kleiss başkanlığındaki heyet, Kuzeybatı İran’da önemli bir Urartu yerleşim merkezi olan Bastam’da kazılarda bulunmuşlardır. Burada ele geçen çivi yazılı belgeler, kalenin Urartu kralı II. Rusa tarafından kurulduğunu kanıtlamaktadır.

Bağdat’ta bulunan Alman Arkeoloji Enstitüsü Başkanı Reiner Michael Boehmer tarafından yürütülen çalışmalarda ise, Irak’ın kuzeydoğusunda yer aldığı sanılan Urartuların kutsal Ardini (Asurca-Musaşir) tapınağı ve kentinin yeri araştırılmıştır.

1975 yılında bir Urartu eyalet merkezi görünümünde olan Palu’da Martin F. Charlesworth’ün yaptığı çalışma ise bu kalenin az bilinen bir yönüne, anıtsal mezarlarına dikkatleri çekmiştir. Daha sonra bu kaya mezarları Sevin tarafından iki grup altında incelenerek tarihlendirilmiştir.

Aynı tarihte biten Keban kazılarından sonra, Karakaya baraj gölü altında kalacak sahada başlatılan çalışmalar, Urartu Devleti’nin güneybatı yayılımı konusundaki çalışmalara yeni boyutlar kazandırmıştır. Önce Ümit Serdaroğlu ve Mehmet Özdoğan su altında kalacak olan sahayı, Keban’dan güneye doğru taramışlar, yaptıkları yüzey araştırmaları sonucu, bölgenin Baskil sınırları içerisinde kalan kesiminde Demir Çağı seramiği veren 14 yerleşim yeri saptamışlardır. Ayrıca varlıkları önceden bilinen Habibuşağı ve Kaleköy gibi iki Urartu merkezinde kısa süreli de olsa kazı çalışmaları yapılmış, İmikuşağı ve Fırat’ın batı kıyısındaki Köşkerbaba ile Değirmentepe’de Demir Çağı katları ortaya çıkarılmıştır.

Urmiye Gölü güneyinde yürütülen Robert Dyson başkanlığındaki Hasanlu kazıları, Oscar White Muscerella’nın keşfettiği Kalatkar ve Agrap Tepe’de yürütülen kazılar, Urartu için önemli bilgiler sağlamıştır.

Van Gölü çevresindeki Kef Kalesi, Toprakale ve Çavuştepe ile Kuzeybatı İran’daki Bastam gibi kazılara son verilmesi ile Urartu kazı ve araştırmalarında kısa süreli bir duraklama gözlenir. 1984 yılında Taner Tarhan, Veli Sevin, Oktay Belli ve Altan Çilingiroğlu’nun önderliğinde Van projesi oluşturulmuş ve Van Gölü çevresinde bazı yeni kazılar başlatılmış veya eski kazılar yeni bir anlayış ile sürdürülmüştür. Van kalesinde Taner Tarhan ve Veli Sevin tarafından kazılarda bulunulmuştur.

1985 yılında, Urartu Devleti’nin batı bölgesini kapsayan alanlarda, Veli Sevin başkanlığında bir ekip araştırmalara başlamıştır. Bu araştırmada önce kontrol gezileri yapılmış, Karakaya baraj gölü alanı yeniden gözden geçirilmiş ve Maltepe’nin bir sınır karakolu olduğu saptanmıştır. Malatya, Elazığ ve Bingöl illerindeki çalışmaların sonucunda ise Urartu Devletine ait bir yol şebekesi ve bununla ilişkili tesislere ait ilk bulgular bilim dünyasına sunulmuştur36. Daha sonraki yıllarda Urartu ile ilgili araştırmalar çeşitli şekillerde devam etmiştir. Veli Sevin Karagündüz Höyüğü ve mezarlık alanında, Oktay Belli Aşağı ve Yukarı Anzaf kalelerinde, Altan Çilingiroğlu ise Dilkaya ve Ayanis’te kazılarda bulunmuşlardır.

Kaynak: Dicle Üniversitesi / Sosyal Bilimler Enstitüsü / Arkeoloji ve Sanat Tarihi Anabilim Dalı/Tunceli bölgesi’ndeki Urartu kalıntıları – İrfan Sevim

Yüzüklerin Efendisi romanında yer alan en önemli karakterlerin hangi mitolojilerden alındığını karşılaştırmalı ve detaylı olarak anlatan inceleme-araştırma çalışması yayımlandı. Bugüne kadar sayısız araştırma yapıldı. Kitaplar, makaleler yazıldı. Ancak tam anlamıyla deşifre edilemedi. Bu konuda rehber bir kitap olacak. Kısacası, Tolkien’in romanı yazarken yaptığı kokteyli nasıl hazırladığını göreceksiniz. Bunun yanında Türk kültürünün diğer kültürlerle olan derin bağlarını da. Röportaj için buraya tıklayın. Kitabı imzalı satın almak için buraya tıklayın.

LEAVE A REPLY

Please enter your comment!
Please enter your name here