Aşkın Nörobiyolojisi

0
242

Nörobiyologlar insanoğlunun bildiği en güçlü ve çoşkulu hallerinden olan aşkın nörolojik temellerini araştırmaya başlayalı çok olmadı. Bu konuda onlar, nesnel ve bilimsel araştırmaya elvermeyen öznel zihin durumlarının nöral karşılıklarını sorgulamayı olanaklı kılan görüntüleme tekniklerinin icadı yardımcı oldu. Haliyle bu nöral karşılıklar hakkında bugün söyleyebildiklerimiz sınırlı ve henüz taslak halinde, Ancak bu araştırma alanında önümüzdeki yıllarda hızlı gelişmelerin kaydedileceğine neredeyse kesin gözüyle bakabiliriz. Geleceğin nörobiyologları aşkın nörobiyolojisini araştırırken aşk hakkında dünya edebiyatında yazılanlardan da yararlanacaklar; çünkü edebiyat insan beyninin bir ürünüdür ve özenli bir araştırma beyindeki romantik sistemin nasıl örgütlendiği hakkında sağlam ipuçları verecektir. Ancak bu yazıda ben daha çok deneysel araştırmalardan elde edilen nörolojik veriler üzerinde duracağım.

Aşk sıklıkla görsel bir girdiyle tetiklenir, elbette bu, ses, zeka, karizma, para ya da sosyal mevki gibi öteki faktörlerin etkili olmadığı anlamına gelmez. Bundan dolayı insanda romantik aşkın nöral karşılıklarını araştırmak için yapılan ilk çalışmalarda görsel girdilerin kullanılmış olması hiç de şaşırtıcı değildir. Bu araştırmalar derinden, tutkuyla, ümitsizce aşık olduğumuz birinin yüzüne bakarken beynimizin özellikle birkaç bölgesinin aktive olduğunu göstermiştir. Bu her iki cinsiyet için de geçerlidir. Bu bölgelerden üçü serebral kortekste, ötekiler subkortikal bölümdedir. Bu, emosyonel beyni oluşturan bu bölümlerin beynin öteki bölümlerinden izole olarak çalıştıkları anlamına gelmez. Aşk elbette fiziksel arzu ve şehvet gibi dürtüleri de içeren, hattan bunlardan kolay kolay ayrılamayacak karmaşık bir duygudur. Gerçi şehvet aşk olmadan da olur ve aşktan kolaylıkla ayrılabilir. Olanca karmaşıklığıyla aşkla korelasyon içindeki sinirsel yapılar, cinsel arzı gibi aşkla yakından bağlantılı öteki duygu durumlarıyla aynı beyin bölgelerini paylaşsalar da ötekilerden kolayca ayırt edilebilirler. Bu durum hiç de şaşırtıcı değildir ve basit bir nörobiyolojik kurala uygundur: Eğer aradaki farkı anlıyorsanız, farklı beyin bölgeleri ya da hücreleri iş başındadır.

Aşkın Nörokimyasının Kısa Özeti
Aşkla ilgili beyin bölgeleri kortekse medyal insula, anterior cingulate ve hipokampüs; subkortekste ise striatumun kimi bölümleri ve muhtemelen nucleus accumbenstir; bunlar hep birlikte ödül sisteminin çekirdeğini oluştururlar (bkz şekil 1). Aşk tutkusu, coşku ve öfori, çoğu kez de karşı konulmaz ve tanımlanamaz bir mutluluk duygusu yaratır. Romantik duygulara yanıt olarak etkinleşen beyin bölgeleri büyük ölçüde, ödül, arzu, bağımlılık ve öforiyle bağlantılandırılan bir nöromodülatör olan dopamin konsantrasyonlarının yüksek olduğu bölgelerle aynıdır. Aşkla ilişkili öteki iki nöromodülatör oksitosin ve vazopressin gibi dopamin de beynin alt kısmında lokalize olan ve sinir sistemiyle endokrin sistem arasında bir köprü işlevi gören hipotalamustan salınır. bkz şekil 2 Kokain gibi öfori yaratan opioid maddeler alındığında da bu aynı bölgeler aktive olur. Dopamin salınımı kişiye kendini iyi hissettirir; dopamin yalnızca aşk ilişkisiyle değil, ödüllendirici ve kişiye kendini iyi hissettiren bir eylem olarak cinsellikle de yakından bağlantılı gibi görünmektedir. Dopamin salınımının artışı, iştah ve duygudurumla ilişkilendirilen bir nöromodülatör olan serotonin (5-HT ya da 5-Hidroksitriptamin) düzeyinin düşmesine yol açar. Araştırmalar bir aşk ilişkisinin başlangıcında serotonin düzeylerinin obsesif-kompulsif bozuklukta yaygın olan düzeylere kadar indiğini göstermiştir. Aşk zaten bir tür saplantıdır ve başlangıçta genellikle düşünceyi hareketsiz bırakır ve tek bir kişiye odaklar. Aşkın ilk dönemleri başka bir maddenin, -sinir büyüme faktörünün- salınımıyla da korelasyon içindedir; aşık olmayanlara ya da istikrarlı, uzun süren bir ilişki sürdürenlere kıyasla henüz aşık olanlarda bu maddenin konsantrasyonunun da arttığı bildirilmiştir. Dahası, sinir büyüme faktörünün konsantrasyonu romantik duyguların yoğunluğuyla doğru orantılıdır.

Oksitosin ve vazopressin özellikle bağlanma yetisiyle ilişkili gibi görünmektedir. Her ikisi de hipotalamusta üretilir, hipofizden salınır ve yine orada depolanır. Özellikle orgazm, doğum ve emzirme sırasında kana salınır. Vazopressin erkeklerde sosyal davranıştan, özellikle başka erkeklere gösterilen saldırganlıktan sorumludur. Bu her iki nöromodülatörün konsantrasyonunu yoğun romantik bağlanma ve eşleşme sırasında yükselir. Vazopressin ve oksitosin reseptörleri beyin kökünün çeşitli bölümlerine dağılmıştır; bu bölgeler gerek aşk gerekse anne sevgisiyle aktive olurlar.

Cinsel uyarılmanın da anterior cingulate kortekste ve yukarıda anılan öteki subkortikal bölgelerde aşkın etkinleştirdiği alanlara komşu alanları (hipotalamus söz konusu olduğundaysa aynı bölgeleri) etkileştirdiği unutulmamalı. Bu bakımdan özellikle ilginç olan nokta,  hipotalamusun romantik duygular ve cinsel uyarılmayla etkinleşirken anne sevgisiyle etkinleşmemesidir. Hipotalamusun aktivasyonu romantik bağlanmada var olan, ancak anne sevgisinde olmayan bileşenden sorumlu olabilir. Dahası, cinsel uyarılma (ve orgazm) frontal kortekste bir bölgeyi deaktivite eder, bu bölge romantik aşkta deaktive olan bölgeyle aynıdır. İnsanların cinsel uyarılma sırasında kendilerini unuttukları hatta daha sonra akılları başlarına gelince pişma olacakları davranışlarda bulundukları düşünülürse, bu durum hiç de şaşırtıcı değildir. Gerçekten de aşka ve cinsel uyarılmayla başlatılan beyin bölgeleri arasındaki bu komşuluk ilişkisi daha daha fazla ilgi aşık etmektedir.

Dünya edebiyatına göre, aşkın temelinde birlik kavramı vardır. Yani tutkunun doruğundaki aşıkların arzusu birleşmek ve aralarındaki tüm mesafeyi kaldırmaktır. Bu birliği olabildiğince mümkün kılan da cinsel birleşmedir. Öyleyse cinsellik ve aşk gibi iki ayrı fakat yakından ilişkili eyleme katılan beyin bölgelerinin komşu olmasına şaşmamak gerekir. Cinsel birleşme yoluyla birliğe ulaşma arzusu gerçekte bu komşuluğun bir sonucu olabilir.

Prof. Dr. Semir Zeki, Nörobiyolog. University College London

http://www.vislab.ucl.ac.uk/pdf/turkish.pdf

 

Yüzüklerin Efendisi romanında yer alan en önemli karakterlerin hangi mitolojilerden alındığını karşılaştırmalı ve detaylı olarak anlatan inceleme-araştırma çalışması yayımlandı. Bugüne kadar sayısız araştırma yapıldı. Kitaplar, makaleler yazıldı. Ancak tam anlamıyla deşifre edilemedi. Bu konuda rehber bir kitap olacak. Kısacası, Tolkien’in romanı yazarken yaptığı kokteyli nasıl hazırladığını göreceksiniz. Bunun yanında Türk kültürünün diğer kültürlerle olan derin bağlarını da. Röportaj için buraya tıklayın. Kitabı imzalı satın almak için buraya tıklayın. Kitabı indirimli satın almak için buraya tıklayın.

LEAVE A REPLY

Please enter your comment!
Please enter your name here