Adile Ayda Kimdir?

Batı Avrupa Kültürü ile Türk-Tatar Kültürünün Sentezi: Adile Ayda (1912-1992)

Gadile Sadrievna Maksudova, ya da yaygın olarak bilinen adıyla Adile Maksudi Arsal Ayda 1912 yılında, o tarihte çarlık Rusya’sının başkenti olan Petrograd’da doğmuş, 1992 yılında Türkiye Cumhuriyeti’nin başkenti Ankara’da vefat etmiştir. Rusya ve Türkiye dışında, çeşitli sürelerle ABD, Almanya, Fransa, Hollanda, İtalya ve Yugoslavya’da yaşamıştır. Diplomatlık, üniversite öğretim üyeliği ve senatörlük yapmış, dernek faaliyetlerinde bulunmuş ve çok sayıda makale ile bir sürü kitap yazmıştır. Ayda, Tatarca, Rusça ve Türkçe dışında, Almanca, Fransızca, İngilizce ve İtalyanca biliyordu. Türkiye’nin ilk kadın diplomatı sıfatını taşıyan Ayda, hayatında, bir yandan Türkiye Cumhuriyeti’nin ortaya çıkardığı “modern kadın”ın en nitelikli örneklerinden birini oluştururken, öte yandan şahsında, her ikisini de çok iyi bildiği Batı Avrupa kültürü ile, en geniş anlamda Türk kültürünün nadir sentezlerinden birini oluşturmuştur. Bu sonuncu özelliği onu, görevi dolayısıyla bulunduğu İtalya’da giriştiği tetkiklerin de yardımıyla, Etrüsklerin Türk olduğu tezi hakkında kanıtlar geliştirmesine yol açmıştır. Günümüzde adı en çok bu tez ile özdeşleşmiştir.

 


Çok yönlü bu insanın hayatı ve eserleri değişik açılardan incelenebilir. Bu makale, çarlık Rusya’sının başkentinde bir azınlık milletvekilinin kızı olarak dünyaya gelip, Türkiye Cumhuriyeti’nin isim yapmış, saygın bir üyesi olarak hayata gözlerini yuman Adile Ayda’nın hayatının anahatlarını belirttikten sonra, en önemli yapıtlarının temalarına da kısaca değinerek, kendisinin Türkiye Cumhuriyeti’ne katkılarını öne çıkarma denemesidir.

Hayatı


Adile’nin babası Sadri Maksudi—ya da doğduğu zamanki adıyla Sadrettin Nizametdinoviç Maksudov—annesi ise, altın madeni işleticisi Orenburg’lu Ramiev ailesinden2 Kamile Ramieva’dır. Adile, çiftin iki kız çocuğunun büyüğüdür.3 Adile doğduğu zaman babası III. Duma’da Kadet partisi’nden milletvekiliydi ve bundan dolayı Petrograd’da bulunuyorlardı. Ancak Sadri Maksudi’nin IV. Duma’ya seçilmeyişi sonucu aile, Adile henüz küçük bir kız iken, Kazan guberniyası’nın başkenti Kazan kentine taşınmıştır.4 Bilindiği gibi, Maksudi 1917 ihtilali sonucunda, aynı yıl Ufa’da kurulan Milli Meclis’in ve Milli İdare’nin—birçok gözlemciye göre, zamanla “İdil-Ural” adını alacak bir ulus-devleti doğuracak yönetimin— başkanlığını yapmıştır. 1918 yılında Bolşeviklerin bu oluşuma son vermeleri sonucu, devletinin kaderini Versailles Barış görüşmelerine götürmek üzere, mujik kıyafetiyle ülkeden ayrılmıştır.

Vatandan göç


1920’li yıllarda Rusya’da baş gösteren kıtlık sonucu, Sadri Maksudi ailesini Finlandiya’ya çağırmış, eşi iki küçük kızıyla kaçakçıların yardımıyla Rus-Fin hududunu geçmiştir. Adile’nin bundan sonra ölümüne kadar hayatı, Kazan açısından bakıldığı takdirde, “hür dünya”da, iradesi dışında bir sürgün olarak geçmiştir. Vatanına, ecdadının yurduna dönmesi, hayatı boyunca mümkün olmamıştır. Yakın akrabalarını, sadece, artık Kazan guberniya’sının, bölünerek “Tataristan” adını almış “sovyet sosyalist respublika”sına dönüşmüş kısmından glasnost başladıktan sonra yollanan fotoğraflar dolayısıyla tanıyabilmiştir. Sovyetler Birliği’nin yıkılışı ise onu hasta yatağında yakalamıştır.

Annesi Kamile Maksudi ve iki kız çocuğu Finlandiya’da Sadri Maksudi ile buluştuktan sonra aile bir yıl Almanya’da, Berlin kentinde yaşamış, Adile burada ilk kez okula gitmiş ve ilk yabancı dili Almanca’yı öğrenmiştir. Ama onu esas olarak, ailesinin arkasından göç ettiği ve birkaç yıl yaşayacağı Fransa ve—Fransa’dan ayrıldıktan sonra dilinde sürdürdüğü eğitimi dolayısıyla—Fransız kültürü etkileyecek ve kişiliğinin oluşmasında etkin olacaktır. Fransızca’yı, bir Fransızdan ayırdedilmeyecek kadar iyi konuşacak, kusursuz bir Fransızca yazabilecek, bu dilde kitap ve makale yayımlayacak; ve en önemlisi, onun her şeyden çok bir Fransız entelektüelinin zihniyetine sahip olmasına yol açacaktır.

Aile Fransa’da, Paris dışında Nogent-sur-Marne kasabasına yerleşecek, kızlar okula giderken Sadri Maksudi Sorbonne Üniversitesi’ne bağlı Slav Etüdleri Enstitüsü’nde Türk Kavimleri Tarihi dersi vermeye başlayacaktır.

İkinci göç


1924 yılında, yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti’ne giderek bir dizi konferans veren Sadri Maksudi’ye, 1925 yılında, Mustafa Kemal Atatürk’ün, kendisini Türkiye’ye yerleşmeye davet ettiği bildirilir. Maksudi bu davete icabet eder ve böylelikle, Adile on üç yaşında iken, ailecek geldikleri Türkiye’ye ilk kez ayak basar. Bundan sonraki hayatı Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak, bu devletin kaderi ile birleşecektir. Kendisini yakından tanımış olan bir çok kişinin tanıklığıyla, hayatı boyunca “tam bir Atatürkçü” olmuştur. 

Türkiye’ye gelince aile Ankara’ya yerleşir; ancak iki kız, yatılı olarak, İstanbul’da, Fransızca eğitim veren sörler okulu Notrdamdösiyon (Notre Dame de Sion) lisesinde okurlar. Devir, henüz, okulda duvarlarda Hazreti İsa’nın resimlerinin asılabildiği devirdir, ama o nispette de katıksız Aydınlanmacı bir eğitim verilmektedir. O dönemde İstanbul’un—ve Türkiye’nin—neredeyse parmakla sayılı özel okullarından biri olan, halk arasında bilinen kısa adı ile “Damdösiyon”da, Adile çok iyi bir eğitim alacaktır. Ayrıca, burada, İstanbul burjuvazisinin kızları sınıf arkadaşları arasında, hayat boyu sürecek arkadaşlıklar edinecektir. Adalet Gogen ve Rikkat Köknar, bunlardan bazılarıdır. Adile, sonraları okulun en iftihar ettiği mezunlarından biri olacak ise de, sörlerin fazla “sıkı”lığı yüzünden öğrenciliği yıllarında mutlu olmamıştır; kendisi çocuk sahibi olduğu zaman kızlarını orada okutmayacaktır.

Adile, liseden sonra babasının “mektebi”ne, kurucu “müderris”lerinden biri olduğu, Ankara Hukuk Fakültesi’ne kaydolur. Adile’nin üniversite öğrenciliği yılları (1928-1932) sırasında tanımaya başladığı Ankara’da, erken cumhuriyetin belki de en güzel yılları yaşanmaktadır. Sıkıntılar geride bırakılmış, heves ve heyecan içinde yeni adımlar atılırken, Ankara başkent olarak parlak bir sosyal hayata sahne olmaktadır. Ankara Palas’ta balolar dönemidir. Atatürk’ün ölümü, “Milli Şef” dönemi, İkinci Dünya Savaşı … henüz ufukta değildirler bile. 1930 yılında Sadri Maksudi—daha sonra, 1934’de çıkacak soyadı kanunu ile alacağı soyadını da eklersek—Arsal, “mebus” seçilmiş, Atatürk’ün sofrasının müdavimleri arasına girmiş, “devlet erkânı” sayılmakta, aile kordiplomatik tarafından en çok davet edilen kişiler arasında bulunmaktadır.

Türkiye’nin ilk kadın diplomatı

Belki biraz da kordiplomatik hayatını böylesine yakından görebilmiş olduğu için, Adile, hukuk eğitimini bitirince Dışişleri Bakanlığı’nda “meslek memurluğu” sınavına girer, ve kazanır. Sınavı birlikte kazandığı, “promosyon arkadaşları”ndan biri de Fatin Rüştü Zorlu (1910-1961)’dur.5
Adile’nin 12 Aralık 1932 günü bakanlığa atanması tarihî bir adımdır: “Türkiye’nin ilk kadın diplomatı” sıfatını kazanır ve herhalde hem İslâm dünyasının, hem de genelde Doğu’nun ilk kadın diplomatı olur.6 Bu olay, Türkiye’de kadın hakları tarihinde bir merhale sayılabileceği gibi, Cumhuriyet’in gerçekleştirdiği inkilapların hem bir unsuru, hem de doğal sonucudur.

Ancak, bu arada başarısız, kısa sürecek bir evlilik geçiren Adile, Dışişleri’ne bu ilk girişinde fazla kalmayacak, 1934 yılında istifa edecek ve artık, Damdösiyon yıllarından beri çok sevdiği Fransız edebiyatına yönelecektir. Dil-Tarih ve Coğrafya Fakültesi’nin Fransız Filolojisi bölümünden mezun olduktan (1941) ve bu arada, sırası ile Ankara Devlet
Konservatuarı’nda, “Ankara Koleji” diye bilinen Maarif Cemiyeti kolejinde ve Ankara Kız Lisesi’nde Fransızca öğretmenliği yaptıktan sonra, 1941’de Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Fransız Filolojisi bölümüne asistan olarak girer.

Öğretim üyeliği ve yazarlık


Henüz doktora derecesinin zorunlu olmadığı o dönemde, Adile kısa zamanda Fransız edebiyatı doçenti olacaktır (1943). Bu arada, 1942 yılında yeniden evlenecek ve artık hayatının sonuna kadar bilineceği, “Adile Ayda” adını taşımaya başlayacaktır. Ayda’nın bu evlilikten iki kızı olacaktır.7

İstanbullu olan eşi mühendis Reşit Mazhar Ayda (1900-1986)’nın isteği üzerine çift İstanbul’a taşınır. Ayda, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde, Fransız Filolojisi bölümünde öğretim üyeliği yapar, bir yandan da, 1947 yılında başlayarak hayatı boyu sürdüreceği, günlük gazete ve dergilerde (başlıca, ilk önce Cumhuriyet gazetesinde, daha sonraları da Tercüman gazetesi ve Hisar dergisinde olmak üzere) makale yayımlamaya başlar. Güncel sanat ve edebiyat konularından değişik konulara kadar uzanan bu metinlerde Ayda, bugün artık Osmanlıca tabir edilen dili çok güzel bir üslupla kullanır. Bu makalelerden bir tanesi, “Paris Kütüphaneleri” başlıklı metin, uzun yıllar, ortaokul ikinci sınıf okuma kitabında okuma parçası olarak yer alır. Makalelerinden bir seçki, ölümünden sonra, 1998 yılında, Bir Demet Edebiyat adı ile ve kendisine “Adile abla” diye hitap etmiş, Ankara’da genç kızlık yıllarından eski komşu oğlu olan ve ölümüne kadar da aile dostu kalacak, Osmanlı tarihçisi Halil İnalcık (1916-2016)’ın, “Âdile Abla” başlıklı önsözü 8 ile Türkiye İş Bankası Yayınları tarafından yayımlanmıştır.

Le Drame Intérieur de Mallarmé


Ayda’nın Fransız edebiyatı öğretim üyeliği döneminin en önemli olayı muhakkak ki, doğrudan Fransızca kaleme aldığı ve yayımlandığı zaman Fransa’da ve Fransızca konuşulan Belçika ile İsviçre gibi ülkelerde yankı bulmuş, hakkında eleştiriler çıkmış olan Le Drame Intérieur de Mallarmé ou l’Origine des Symboles Mallarméens (Mallarmé’nin İç Dünyasındaki Dram veya Mallarmeyen Sembollerin Kökeni) adlı eserinin çıkmasıdır. 1955 yılında basılan kitap, Fransız Sembolist şair Stéphane Mallarmé (1842-1898)’nin şiirlerini psikolojik açıdan tahlil etme denemesidir.9 Ayda’nın bu kitabı, İstanbul Üniversitesi’nden izin alarak Paris kütüphanelerinde iki akademik yıl (1951-1952 ve 1953-1954) boyunca yaptığı araştırmaların ürünüdür.10 Ayda Paris’te geçirdiği bu dönemde aynı zamanda Sorbonne Üniversitesi Fransız Medeniyeti bölümünden mezun olmuştur.

Ayda bundan sonra başka Fransız şair ve yazarları üzerinde de çalışır. Çalışmaları bir yandan da, salt Fransız kültürü konularından, belki de karşılaştırmalı edebiyat denilebilecek alana kayar: 1956 yılında yayımladığı ve Paris’te bir kongrede sunduğu bildiriye dayanan Un diplomate Turc auprès du Roi-Soleil (Güneş-Kral nezdinde bir Türk Diplomatı) adlı, Molière (1622-1673)’in Le Bourgeois Gentilhomme (Kibarlık Budalası, ilk oynanışı 1670) piyesini incelediği eserde, Fransız edebiyatı ile ilgili olarak da olsa, “Türk” konusunu da işlediği görülmektedir. Bu çalışma, zamanla Ayda’nın tamamiyle Türk kültürüyle ilgili konulara eğileceğinin habercisidir.

Öğretim üyeliği sırasında, başta Berke Vardar ve Tahsin Yücel olmak üzere, sayısız öğrenci yetiştirmiş olan Ayda, on beş yıldan fazla süren bir akademik hayattan sonra, 1957 yılında üniversiteden ayrılır.

Yeniden Dışişleri: Lahey, Belgrat
1958 yılında yeniden Dışişleri’ne girer. Aynı yıl Eylül ayında Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’na delege olarak gönderilir. New York’ta kaldığı kısa sürede bile kendini gösterir: Hakkında, “Turkey Unveils Woman as UN Envoy” (Türkiye kadının peçesini çıkartıp BM’ye temsilci olarak gönderiyor) diye gazetede yazı çıkar. 1959 yılına kadar Ankara’da, Dışişleri Bakanlığı’nın hukuk müşaviri olarak görev yapar.

Ayda, bu sırada bakanlık adına ülke dışında katıldığı uluslararası bir toplantı sonucu, International Council of Women’e “afiliye” üye dernek olacak—ve daha sonra Türk Kadınlar Konseyi adını alacak—Kadınlar Dayanışma Derneği’ni kurar ve ilk başkanı olur (1959). Genel merkezi Ankara’da olan Türk Kadınlar Konseyi bugün hâlâ faaliyet halindedir.

Yine 1959 yılında, Hollanda’nın başkenti Lahey’deki Türkiye Büyükelçiliği’nde müsteşar olarak atanır. O sırada Dışişleri Bakanı olan Zorlu, eski promosyon arkadaşını Lahey’e uğurlarken müjde vermiştir: Müsteşarlık, bir tür “ısınma” içindir, büyükelçilik çok yakındır.

Ayda, Lahey’de, beraberinde getirdiği orta öğretim çağında iki kızı ile birlikte mutludur: Türkiye gibi “gelişmekte” olan bir ülkeden, Sanayi Devrimi’ni çoktan tamamlamış bir Batılı ülkeye gitmek, tüketim toplumunun nimetleriyle karşılaşmak, her zaman için zevklidir—hele, Paris’te araştırma yıllarındaki kadar mali sıkıntı içinde olunulmazsa. Üstelik, en ufak tatilde Lahey’den Paris’e kaçabilmek de işin cabasıdır. Ve ufukta büyükelçilik vardır… 

Ancak, Türkiye’de olaylar kızışır … derken “27 Mayıs” gerçekleşir. Bu arada, çok geçmeden Türkiye’de “ihtilal”i gerçekleştiren “Milli Birlik Komitesi”nin içinde anlaşmazlık su yüzüne çıkar ve “galip” taraf ötekini—“ondörtler” adını alacak arkadaşlarını—sürgüne gönderir. Lahey’in kısmetine İrfan Solmazer (1925-2008) düşer. İçi dışı bir Solmazer, karıştığı darbenin içyüzü konusunda anlattıklarıyla, kordiplomatik davetlerinin dışında hayatın yeknesak olduğu, iklimi kasvetli Kuzey kentinde, büyükelçiliktekilere az da olsa değişiklik yaratır.

Ankara’daki tasarruflar birbirini izlemektedir. Yeni rejim tarafından “Fatin Rüştü’nün adamı” sayılan Ayda, 1961 yılında “ceza” olarak Yugoslavya’nın başkenti Belgrat’a atanır. Böylelikle, Zorlu’nun planladığı, Ayda’nın doğrudan büyükelçiliğe atanması rafa kaldırılmış olur—ve bir daha da gündeme gelmez.

O sırada Belgrat’taki Türk büyükelçiliğine herkes cezaen gelmiştir ama aslında Belgrat, siyasal açıdan örneğin bir Lahey’den çok daha ilginç ve önemlidir. Başkan Tito’nun en güçlü olduğu; insanın, Yugoslavya’nın birgün parçalanacağını aklına bile getiremiyeceği bir dönemdir.

Ayda, her ne kadar hem uluslararası politikayla hem Türk iç politikasıyla yakından ilgilense de, her şeyden önce bir entelektüeldir. Yugoslavya’daki günlerini ve özellikle geçici olarak, kısa bir süre için, Üsküp’e konsolos atanmasını fırsat bilir, Yahya Kemal Beyatlı (1884-1958)’nın doğmuş olduğu bu kentte şairin izlerinin peşine düşer. Adeta bir dedektif öyküsü gibi kaleme aldığı bu arayış ve sonuçları, 1979 yılında yayımlayacağı Yahya Kemal’in Fikir ve Şiir Dünyası kitabında, “Yahya Kemal’in Çocukluğu” (ss. 99-111) bölümünde yer almıştır.

Kültür İşleri Genel Müdürlüğü
Ayda, dışarıda dört yıl hizmet dönemini bitirince, 1963 yılında, Ankara’ya geri döner ve bakanlıkta Kültür İşleri Genel Müdürlüğü’ne atanır. İlk önce genel müdür yardımcısı, daha sonra genel müdür vekili olarak, canla başla, hevesle, sanatçılarla ve kültür insanlarıyla haşır neşir olur. Ayda’nın, hem ülkeden hem ülke dışından ressamlar, müzisyenler, tiyatro insanları, vs. ile işbirliği içinde olduğu, sayısız uluslararası serginin, konserin, temsilin vs. düzenlenmesine katkıda bulunduğu, bakanlık adına çok sık da ülke dışına seyahat ettiği bu dönemi, hiç kuşkusuz onun Dışişleri Bakanlığı yıllarının en üretken olduğu kadar en mutlu devri olmuştur. 

Nitekim, en azından Batılı, takdirini belirtmekte gecikmez. Ayda 1966 yılında, Türkİtalyan kültürel ilişkilerine yaptığı katkıdan dolayı İtalyan devletinden Liyakat Nişanı alır.

Roma ve Etrüskoloji çalışmaları


Bu nişan mı bakanlığa ilham vermiştir? 1967’de, Ayda’nın yeniden dışarıya atanma zamanı gelince, İtalya’nın başkenti Roma’ya “elçi-müsteşar” olarak tayin olur. Burada maslahatgüzarlık da yapacaktır. Bu görevde 1971 yılına kadar kalacak, çok iyi İtalyanca öğrenecek ve artık Fransız edebiyatı alanında değil, bambaşka bir konuda araştırma yapmaya heves edecektir.

Bu başka konu “Etrüskler”dir. Ayda, başta Vatikan kütüphanesinin kaynakları olmak üzere İtalya’da elinin altında olan, inceleyebileceği her türlü kaynaktan faydalanmaya bakar, hatta bunun için elçilikten izin alarak mesai saatlerini kullanır. Bu çalışmasının ürünü, makalenin sonundaki listede yer alan Etrüsklerle ilgili yapıtlar olacaktır.

Senatörlük

Ankara’ya döndükten sonra, “bakanlık müşaviri” iken, 1976 yılında Cumhurbaşkanı Fahrettin Korutürk (1903-1987) tarafından—o zamanlar var olan—cumhurbaşkanlığı kontenjan senatörlüğüne getirilir. Bu görevi sırasında senatoda Dışişleri Komisyonu üyesi olur. Senatörlüğü 1978 yılına kadar sürer. Bu arada devlet memurluğundan—fiilen yirmi yıl görev yapmış olduğu Dışişleri Bakanlığı’ndan, “ortaelçi” payesiyle—emekli olur.

Emeklilik ve yazarlık

Bundan sonra, 1992’de vefatına kadar, kendisi de çoktan emekli olmuş olan eşiyle birlikte bir süre İstanbul’da otursa da, onu Ankara’ya gitmeye ikna eder ve ömrünün son yıllarını, hayatının belki de en verimli dönemini Ankara’da, Cinnah Caddesi üzerinde Yeşilyurt sokakta, dış görevleri sırasında edindiği klasik mobilyalarla döşeli dairesinde kitap yazarak, kendisini ziyarete gelenleri kabul ederek ve her ikisi de başkentte oturan artık evli iki kızından olan beş torununu11 severek geçirir. Glasnost ve perestroika Türkiye’nin başkentine Tataristan’dan gittikçe daha çok sayıda ziyaretçi gelmesini sağlayacak, onlarla görüşmeler ile Kazan’dan gelen fotoğraflar ve kitaplar, ömrünün son yıllarında Ayda’nın içini ısıtan bir olgu olacaktır. 

Eserleri


Ayda, Fransız edebiyatı uzmanı olarak başladığı bilimsel çalışmalarını, akademik yaşamdan ayrıldıktan sonra da, geri döndüğü Dışişleri Bakanlığı’nda çalışırken, kontenjan senatörlüğü yıllarında ve emekliliği sırasında da sürdürmüştür. Yazmış olduğu eserlerin listesi makalenin sonundadır.

Mallarmé konusundaki kitabından sonra yayımladığı en önemli eser, 1962’de çıkan, Yahya Kemal. Kendi Ağzından Fikirleri ve Sanat Görüşleri, adından da anlaşılacağı gibi, doğrudan ve sadece bir Türk şairi hakkındadır. Bu kitabı ikinci baskı için elden geçirirken o derece değiştirmiş ve (şiir tahlilleri gibi) ilaveler eklemiştir ki, artık adını da değiştirmiştir: Yahya Kemal’in Fikir ve Şiir Dünyası (1979).

1971’de ise, hayatının son yıllarını vakfedeceği ve ölümünden sonra da adının en çok birlikte anılacağı konuya el atmıştır: Les Etrusques Étaient-ils des Turcs? (Etrüskler Türk müydüler?) adlı, Fransızca olarak kaleme aldığı, Paris’te yayımlanan küçük kitap, daha o tarihte Ayda’nın bilimsel açıdan Fransız edebiyatının dışında konulara ilgi duymaya başlamış olduğunu göstermektedir. Bu kitapçığı, aynı konuda 1974’te yayımladığı Etrüskler Türk mü idi? adlı Türkçe küçük eser takip etmiş; on bir yıl sonra, 1985’te, Ayda kendi sorusuna Les Étrusques Étaient des Turcs. Preuves (Etrüskler Türktüler. Deliller) adlı Fransızca eser ile kendi cevap vermiş; bunu, dolaylı olarak aynı konuda olan, Türklerin İlk Ataları (1987) takip etmiş; Ayda en son olarak da, öldüğü yıl yayımlanan Etrüskler (Tursakalar) Türk idiler. İlmî Deliller (1992) adlı eseri yayımlamıştır.

Ayda bu eserlerde, din, dil ve sosyal hayat konularında yaptığı karşılaştırmalar ile Etrüsklerin Türk olduğunu kanıtlamaya girişmektedir. Fransız edebiyatı dolayısıyla çok iyi bildiği Latince ve genelde Batı Avrupa kültürü ile, diplomat olarak tayin olduğu Roma’da mükemmelleştirdiği İtalyancasını ve İtalya’da bulunma sayesinde Etrüsklerle ilgili araştırma yapabilme fırsatının kendisine sağladıklarını, Tatarca bilgisi ve genelde en geniş anlamda (örneğin Çuvaşça ve Yakutça’ya erişmesini sağlayan) Türk kültürü bilgisi ile birleştirmeyi bilmiştir. Bir başka deyişle, sadece Batı’da değil, yahut sadece Türkiye’de veya sadece Tataristan’da değil, dünyada nadir bulunabilecek bir sentez oluşturmayı bilmiştir.

Ayda’dan artakalan önemli eserlerden biri de muhakkak ki Kültür Bakanlığı’nın “Türk Büyükleri Serisi” kapsamında yayımlanan ve o gün bugün bir tür başvuru kitabı işlevi gören, babasının hayatını kaleme almış olduğu Sadri Maksudi Arsal (1991) adlı biyografidir. Bu kitap daha sonra Rusça’ya da çevrilmiştir (1996)

Sonuç

Babası Duma’da azınlık milletvekili iken çarlık Rusyası’nda doğan Adile Ayda, henüz okul çağındayken geldiği, yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nde ömrünü geçirmiş ve bu ülkenin ilk kadın diplomatı olarak tarihte yerini almıştır. Türk insanının sıcaklığı ve kucaklayışısayesinde kendini hiçbir zaman “muhacir” veya “göçmen” çocuğu hissetmemiştir. Ancak, kuruluş yıllarının bütün heves, ümit ve iyi niyetine rağmen, erkek-egemen anlayışın baskın çıktığı bir toplumda, ne derece ve nereye kadar başarılı olabilirdi ki?

Ayda, görgüsü ve genel kültürü ile bildiği diller dolayısıyla özel alanda her zaman takdir görmüştür. Diplomat olarak görev yaptığı başkentlerde (Lahey, Belgrat, Roma) her zaman kordiplomatiğin en kültürlü üyelerinden biri olarak dikkat çekmiştir. Ancak, yeni kurulan düzende çok kişinin kendine “güneş altında bir yer edinmeye” çırpınışından ve genelde vizyonsuzluktan olsa gerek, özel alanda gördüğü takdir Türkiye’de kamusal alana yansımamıştır. Ne Dışişleri Bakanlığı, ne de üniversite camiası Ayda’nın tam olarak kıymetini bilmiş, dolayısıyla da tam olarak kendisinden yararlanmıştır. Türkiye’de kökleri olmayışı, onun bir hâmiden, “arka”dan yoksun kalışını da getirmiştir. Öte yandan Ayda, komünizmin yerinden ettiği, uygulamasının vahşetine tanık olmuş bir ailenin mensubu olarak, “sol”un en ılımlısından bile uzak durmuş; bu tutumu da, yaşadığı Soğuk Savaş dönemi boyunca sola açık aydınlarla diyalog kurmasına engel olmuştur. Yöneldiği “milliyetçi” kesim mensuplarının ise görgü ve genel kültür konusunda Ayda ile her zaman aynı düzeyde olup olmadıkları tartışmaya açıktır. Ecdadının vatanında kalmış olsaydı onu nasıl bir hayat çizgisi beklemiş olurdu, artık sadece tahminden öteye gidemez; ama Türkiye’de, genel kültürünün meslektaşlarınınkinin fevkinde olması her zaman onun aleyhine işlemiştir.

Adile Ayda’nın hayatı, yirminci yüzyılın büyük tarihî olaylarının şekillendirdiği kaderlerden biridir.

Eserlerinin listesi:12


– L’Influence de Victor Hugo sur Mallarmé. İstanbul: Dialogues, 1953.
– Le Drame Intérieur de Mallarmé ou l’Origine des Symboles Mallarméens. İstanbul: La Turquie Moderne, 1955.
– Un Diplomate Turc Auprès du Roi-Soleil. İstanbul, 1956.
– “Molière et l’Envoyé de la Sublime Porte. Les Divertissements de Cour au XVIIe
– Siècle.Actes du VIIIe Congrès de l’Association Internationale des Études Françaises, Paris, 3-5 septembre 1956 in Cahiers de l’Association Internationale des Études Françaises, 9 (juin 1957). 103-116.
– Yahya Kemal. Kendi Ağzından Fikirleri ve Sanat Görüşleri. Ankara: Ajanstürk Yayınları, 1962.
– Les Étrusques Étaient-ils des Turcs? Paris: 1971.
– Etrüskler Türk mü idiler? Ankara: Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü Yayınları, 1974.
– Yahya Kemal’in Fikir ve Şiir Dünyası. Ankara: Hisar Yayınları, 1979.
– Böyle İdiler Yaşarken. Ankara: 1984.
– Les Étrusques Étaient des Turcs. Preuves. Ankara: 1985.
– Atsız’dan Adile Ayda’ya Mektuplar (derleme). Ankara: 1988.
– Türklerin İlk Ataları. Ankara: 1987.
– Sadri Maksudi Arsal. Ankara: Kültür Bakanlığı Yayınları Türk Büyükleri Serisi, 1991.
– Etrüskler (Tursakalar) Türk idiler. İlmî Deliller. Ankara: 1992.
– Садри Максуди Арсал. Перевод (Çeviren) В.Б. Феоновой. Москва: 1996.
– Bir Demet Edebiyat. Makaleler. Halil İnalcık’ın önsözü ile. Ankara: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 1998.


Kaynakça


Aygün, Ömer (haz. ve çev.) Stéphane Mallarmé. Profil. İstanbul: Yapı Kredi Yayınları,2002.
Çaykara, Emine. Tarihçilerin Kutbu: Halil İnalcık Kitabı. Söyleşi. İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2005.
İnalcık, Halil. “Âdile Abla.” Bir Demet Edebiyat, Adile Ayda. Ankara: Türkiye İş BankasıKültür Yayınları, 1998. 1-19.
Molière. Le Bourgeois Gentilhomme. Paris: Gallimard, 1998.

1 Bu metin, Eylül 2005’de, Kazan’da 1000. Yıl kutlamaları çerçevesinde, Galimcan İbrahimov Dil ve Edebiyat Ensitüsü ile İstanbul Üniversitesi Türkiyat Enstitüsü tarafından ortaklaşa düzenlenen “Türkiye ile Tataristan Arasında Kültürel İlişkiler: Türkiye Cumhuriyeti’ne Katkıda Bulunan Tatarlar” başlıklı sempozyumda sunulan bildiridir.
2 Kamile Arsal, Derdmend mahlasıyla şiir yazmış Zakir Ramiev (1859-1921)’in de yeğenidir.
3 Diğeri Naile Turhan (1915-1990)’dır.
4 Maksudi, Kazan’ın dışındaki Taşsu köyünde doğmuştur.
5 “Milli Birlik Komitesi” 27 Mayıs 1960’da “ihtilal” gerçekleştirdiği zaman, Zorlu Demokrat Parti milletvekili ve Menderes hükümetinin dışişleri bakanıydı. Yassıada’da “yargılama” sonucu suçlu bulunarak (başbakan Adnan Menderes ve maliye bakanı Hasan Polatkan ile) asılan üç kişiden biri oldu.
6 Dünyada ilk kadın büyükelçi, 1930’da Sovyetler Birliği’nin Stokholm büyükelçisi yapılan, meslekten diplomat olmayan, ünlü devrimci Aleksandra Kollontay (1872-1952)’dır.
7 Akademisyen/yazar Gönül Pultar (1943- ) ve iktisatçı Gülnur Üçok (1945- ).
8 İnalcık, kendisi ile yapılan “nehir söyleşi”de de Ayda’dan söz etmektedir (bkz. Emine Çaykara, Tarihçilerin Kutbu: Halil İnalcık Kitabı, 2005).
9 Bu kitaba son yıllarda yapılan bir atıf için bkz. Aygün, 2002 (ss. 12, 155-56).
10 Ayda’nın 1957 yılında üniversiteden ayrılışıyla, kitabın tasarladığı ikinci cildi gerçekleşmemiştir.
11 Mine Üçok Hughes, Giray Pultar, Eren Pultar, Selçuk Pultar ve Deniz Üçok.
12 Çeşitli günlük gazete ve bilimsel dergide yayımlamış olduğu makaleler listeye dahil edilmemiştir.

Kaynak: https://www.academia.edu/36775438/Batı_Avrupa_Kültürü_ile_Türk-Tatar_Kültürünün_Sentezi_Adile_Ayda_1912-1992

Batı Avrupa Kültürü ile Türk-Tatar Kültürünün Sentezi: Adile Ayda (1912-1992,  Gönül Pultar


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

scroll to top