Ashab-ı Kehf – Yedi Uyurlar Efsanesi

0
2921

Mağara Halkı manasına gelen, Ashab-ı Kehf hikâyesi, Kuranın Kehf (Mağara) suresinin 9 ile 21. ayetleri arasında anlatılır. Bu ayetlerdeki anlatımlarda özetle; mağaraya köpekleriyle sığınan insanların yüzyıllar sonra yeniden uyanması konu edilir.

 

Seven-Sleepers-of-the-Ephesos

“Yedi Uyurlar” olarak da bilinen bu hikayenin kökeni hristiyanlara ait olan (Seven Sleepers of Ephesus) bir efsaneden kaynaklanmaktadır. Bu efsaneden ilk bahseden 451-521 yılları arasında yaşamış olan Süryani piskopos Jacop’tur. Bu efsaneden bahseden bir başka hristiyan ise yine Süryani kayanaklarından hareketle efsaneyi anlatan Aziz Gregory of Tours’dur (538-594).

(Bir insanın uzun süre uykuya dalması ve yeniden uyanmasıyla ilgili çok daha eski anlatımlar da bulunmaktadır; hint kutsal kitaplarından Mahabharata’da “Yedi kişinin, peşlerinde bir köpek olduğu halde inzivaya çekilip krallığa ve dünyaya yüz çevirdikleri” anlatılır. Yahudilerin efsane ve masal kaynaklı Talmud anlatımlarına göre yahudi bilgin Honi ha-M’agel 70 yıllık bir uykudan sonra uyanmıştır. Yunan mitolojisinde Epimendies ise efsaneye göre tanrı Zeus için bir mağarada 46 yıllık bir uykuya dalmıştır.)

Hristiyanlıkta bahsedilen efsaneye dönecek olursak bu efsaneye göre 7 hristiyan genç bir mağaraya köpekleriyle birlikte sığınırlar. Aradan yüzyıllar geçtikten sonra tekrar uyanıp şehre inerler. Bunlar Hristiyanlıkta Malta, Malchus, Martinianus, Dionysius, Joannes, Serapion, ve Constantinus adındaki azizlerdir. Başka kaynaklar başka isimler verir. Bu kişilerin adlandırılması İslamiyet’te de yapılmıştır. Efsanenin hristiyan kaynaklarındaki anlatımında mağara içinde bu kişilerin ne kadar uzun bir süre kaldıklarına ilişkin farklı süreler verilmiştir.

Kehf suresindeki anlatılanlar köpekleri ile birlikte mağaraya sığınıp 300+9 yıl sonra uyanan bu insanların varlığının İslamiyetce de kabul edildiğini göstermektedir.

Açıkça görülmektedir ki, Kuran’da sadece Tevrat’ın indirilmesinden sonra yahudi din alimlerinin yazdığı yahudi efsanelerinin konu edildiği Talmud’daki anlatımlar (İbrahimin ateşte yanmaması, Süleymanın hüdhüd kuşuyla muhabbeti vs.) yer almamaktadır. Kuranda Hristiyanlarca efsaneleşen anlatımlardan da bahsedilmektedir.

Kuranda bahsi geçen bu tür hikayelerin ortak yanları; bu anlatımların daha önceki kutsal kitaplar olan tevrat ve incil’de bahsedilmeyen ancak halk arasında ağızdan ağıza dolaşan “doğaüstü” içeriklere sahip olmasıdır.

Peki hristiyanlar arasında efsaneleşmiş olan bu hikayeden Kuran’da neden bahsedilmiştir? Bu doğrudan doğruya peygamberin ve dolasıyla Allahın vermiş olduğu bir bilgi değildir. Bu konudaki hadisler, peygambere onun peygamber olup olmadığının anlaşılması için önceki kitaplarda bilgisi bulunmayan üç sorunun sorulduğundan bahseder. Bu sorular üzerine Kehf suresi indirilmiştir. Bu sorulardan birisi de “mağaradaki insanlara ne olduğuyla” ilgilidir.

(Diğer iki soru ise yine Kehf suresinde bahsi geçen; “zenginliğiyle başı dönüp allaha dua etmeyen adam” ve “doğuya doğru sefere çıkan büyük adamla ruhun hikayesi” dir.)

Yine hadisteki anlatıma göre; soruların zorluğundan mıdır, yoksa bu sorulara ilişkin elde yeterli bilginin  bulunmamasından mıdır bilinmez, peygamber sorulara zamanında cevap verememiştir. Bu konulardaki cevabını “yarına” ertelemek zorunda kalmıştır.

Sorulara ilişkin cevabını ise daha doğrusu açıklamada bulunmasını ise tam da kendisinden ümidin kesilip alay edilmeye başlandığı bir sırada 15 gün geçtikten sonra yapmıştır.

Acaba gerçekten de kendisinden beklenen cevapları verebilmiştir?

Ayetleri sırasıyla ele alarak üzerinde düşünelim:

Kehf 17: (Resûlüm! Orada bulunsaydın) güneşi görürdün: Doğduğu zaman mağaralarının sağına meyleder; batarken de sol taraftan onlara isabet etmeden geçerdi. (Böylece) onlar (güneş ışığından rahatsız olmaksızın) mağaranın bir köşesinde (uyurlardı). İşte bu, Allah’ın âyetlerindendir. Allah kime hidayet ederse, işte o, hakka ulaşmıştır, kimi de hidayetten mahrum ederse artık onu doğruya yöneltecek bir dost bulamazsın.

Bu ayette güneşin o insanlar uyurken onları rahatsız etmediğinden bahsedilmesi gereksiz ve tuhaf. Bunu belirtmeye gerek var mı? Yani güneş gelse üzerlerine Tanrının onları yüzyıllarca uyutan kerametine zeval mi olacak? Bunları yüzyıllarca uyutan içinde bulundukları karanlık ortam mı yoksa Tanrı’nın kerameti mi? Bir mağaranın güneş almadığından bahsetmeye ayrıca gerek yok sanırım.

Kehf 18: Kendileri uykuda oldukları halde sen onları uyanık sanırdın. Onları sağa sola çevirirdik. Köpekleri de mağaranın girişinde ön ayaklarını uzatmış yatmakta idi. Eğer onların durumlarına muttali olsa idin dönüp onlardan kaçardın ve gördüklerin yüzünden için korku ile dolardı.

Kehf 21: Böylece (insanları) onlardan haberdar ettik ki, Allah’ın vâdinin hak olduğunu, kıyametin şüphe götürmez olduğunu bilsinler. Hani onlar aralarında Ashâb-ı Kehfin durumunu tartışıyorlardı. Dediler ki: “Üzerlerine bir bina yapın. Rableri onları daha iyi bilir.” Onların durumuna vâkıf olanlar ise: “Bizler, kesinlikle onların yanıbaşlarına bir mescit yapacağız” dediler.

Bu ayetlerde ise dikkat çeken nokta ortada insanlarla birlikte bir “köpeğin” bulunması. Tanrı’nın  bu insanlar üzerinde tecelli eden bir kerameti varken bu köpeğin misyonu nedir? Neden köpekten bahsedildikten sonra bir “korku” tablosu çizilmektedir?

Görüldüğü gibi efsanevi bu anlatımda çok da gerekli olmayan; “güneş” ışınlarının sağdan sola doğru olan hareketi, mağaranın “girişindeki” “ön ayaklarını uzatmış” “korkutucu” “köpek” anlatımları bulunmaktadır.
piramit gunes
Bu anlatımlar insanı ister istemez çoğu efsaneye kaynaklık etmiş olan binlerce yıl önceki eski mısır uygarlığına götürmektedir. Bu efsanenin Mısır-Yunan-Roma ve Hristiyanlık kanalı üzerinden anlatıla gelmiş bir efsane olma ihtimali bir hayli yüksek gözükmektedir. Ayetlerde ve hristiyan anlatımında söz konusu mağaranın üzerine bir tapınak yapılmasından bahsedilmektedir. Acaba efsanede bahsedilen mağara binlerce yıl önceki anlatımlarında Mısır tapınağı olan piramidi, onun içindekiler ise öldükten sonra yeniden canlanması, uyanması beklenen ölmüş firavunları, tanrıları mı işaret ediyordu?

 

Mısır tapınakları inşa edilirken güneş ışınlarının nasıl hareket etmekte oldukları özellikle hesaplanıyordu. Acaba sığınılan ve gizlenen bir mağara zaten karanlık olacağı halde mağaranın üzerindeki “güneşin” nasıl hareket ettiğinden bahsediliyor olması bundan mıydı?
anubis
Yoksa mağara girişindeki köpek, eski Mısırda tapınak girişinde bekleyen çakal başlı Anubis mi işaret ediyordu? Eski Mısır’da çakal başlı Anubis ölümle beraber anılıyordu ve görevi tüm ölüleri korumak ve yüceltmekti. Ölüleri tekrar hayata döndürdüğüne de inanılan Anibus mezarların başında, tapınak girişinde veya duvar resimlerinde “ön ayakları uzatılmış” çakal, köpek benzeri bir hayvan olarak da resmediliyordu.

 

Çakal başlı Anibus, tanrıların en “korkutucu” olanıydı. Mağara girişindeki köpekten bahseder bahsetmez, insanların bunu görünce ondan çok “korkacağından” bahsedilmesi de bundan mıydı?

anubis_and_osiris

Tüm bunların dışında, eski medeniyetlerin tüm inançlarını şekillendirmiş olan gökyüzündeki en parlak yıldız olan kutup yıldızına “köpek yıldızı” denmesi, onun yakınında ise tüm yıl boyunca değişmeden kalan ve kutup yıldızını yani kuzeyin bulunmasını sağlayan takım yıldızının 7 yıldızdan oluşması, Hintliler’in inancına göre bu yedi yıldızın yedi kişiyi temsil etmesi gibi ilginç bilgiler de bulunmaktadır.

canis_major

 

Kehf 22: (İnsanların kimi:) “Onlar üç kişidir; dördüncüleri de köpekleridir” diyecekler; yine: “Beş kişidir; altıncıları köpekleridir” diyecekler. (Bunlar) bilinmeyen hakkında tahmin yürütmektir. (Kimileri de:) “Onlar yedi kişidir; sekizincisi köpekleridir” derler. De ki: Onların sayılarını Rabbim daha iyi bilir. Onlar hakkında bilgisi olan çok azdır. Öyle ise Ashâb-ı Kehf hakkında, delillerin açık olması haricinde bir münakaşaya girişme ve onlar hakkında (ileri geri konuşan) kimselerin hiçbirinden malumat isteme.

Bu ayette açıkça görüldüğü gibi aradan o kadar zaman geçtikten sonra peygamberce yapılan açıklama “cevap vermek” değil sadece tavsiyede bulunmak oluyor. Allah “onlar hakkında bilgisi olan çok azdır” diyor, bu bilenler arasında peygamber de var mı? varsa neden bunu bilmiyormuş gibi, “allah bilir” deyip soruyu tam olarak cevaplayamıyor? eğer peygamber bu bilenler arasında değilse peygamberin dahi bilemediği bu bilgiye sahip olanlar kimler?

Altı üstü mağarada kaç insan olduğunu söylemek çok mu zordur, yeri geldiğinde sayısal anlamda net bilgiler veren başka ayetler varken bu konuda neden sessiz kalınmaktadır? Yoksa peygamber hristiyanlar arasındaki bu görüş ayrılığında hangi tarafın doğrudan bahsettiğini kestiremeyince işi Allaha’mı havale etmeyi daha karlı görmüştür?

Kehf 23: Hiçbir şey için “Bunu yarın yapacağım” deme.

Kahf 24: Ancak Allah dilerse (yapacağım de). Unuttuğun zaman Allah’ı an ve “Umarım Rabbim beni,doğruya daha yakın olana eriştirir.”de.

Allah peygamberi geç kaldığı için uyarmakta. Allah mı uyarıyor yoksa peygamber bu sorulara geç cevap verdiğinin farkında olduğu için bu açığını “geç kaldım ama bakın allah bana kızdı” deyip örtmeye çalışıyor?

Kehf 25: Onlar,mağaralarında üçyüz yıl kadar kaldılar ve dokuz yıl da buna ilave etmişlerdir.

Kehf 26: De ki: Ne kadar kaldıklarını Allah daha iyi bilir. Göklerin ve yerin gizli bilgisi O’na aittir. O’nun görmesi de, işitmesi de şâyanı hayrettir. Onların (göklerde ve yerde olanların), O’ndan başka bir yöneticisi yoktur. O, kendi hükümranlığına kimseyi ortak etmez.
Bu ayetlerde de mağaradaki uyuyan kişi sayısındaki belirsizlik aynen devam etmekte. İlkin 300+9 gibi ilginç bir süre hesaplamasında bulunuluyor, onun hemen devamında bunun da allah tarafından bilineceği söyleniyor. Yani yine ortada net bir cevap yok. Kişi sayısını bilmek gibi ne kadar süre kalındığını bilmek de çok mu zordur? İlkin geçen süreyle ilgili 300+9 yıl deniliyor, ondan sonra hemen sanki verilen bu bilgiden tam emin olunamamış gibi “doğrusunu allah bilir” deyip konu yine allaha havale ediyor.

Kuranda birçok farklı konuda geçen sürelerle ilgili, insanlarla ilgili net bilgiler verilirken, tam da insanların hakkında fazla bilgi sahibi olmadıkları bir konuda bu kadar geç kalınması ve sorulara bu kadar “üstü kapalı” cevaplar verilmiş olması tesadüf müdür? Böylesi bir mevzuda bu kadar sessiz ve bu kadar cevapsız kalınması herşeyi bilen bir allahın kudretine değil yeterli bilgiyi bulamamış olan bir insanın çaresizliğine işaret etmektedir.

Yedi Uyurlar Mağaraları Nerededir?

 

33 tane mağaranın 4 tanesi Türkiye’dedir.

Diyarbakır –  Lice , Mersin – Tarsus, Kahramanmaraş – Afşin, İzmir- Selçuk – Efes, Yemen, Şam, Bağdat

Ürdün gibi sayısız şehirde bulunmaktadır.

 

Yüzüklerin Efendisi romanında yer alan en önemli karakterlerin hangi mitolojilerden alındığını karşılaştırmalı ve detaylı olarak anlatan inceleme-araştırma çalışması yayımlandı. Bugüne kadar sayısız araştırma yapıldı. Kitaplar, makaleler yazıldı. Ancak tam anlamıyla deşifre edilemedi. Bu konuda rehber bir kitap olacak. Kısacası, Tolkien’in romanı yazarken yaptığı kokteyli nasıl hazırladığını göreceksiniz. Bunun yanında Türk kültürünün diğer kültürlerle olan derin bağlarını da. Röportaj için buraya tıklayın. Kitabı imzalı satın almak için buraya tıklayın.

LEAVE A REPLY

Please enter your comment!
Please enter your name here