Kam/Şaman Tipi ile Alevilikteki Dede Tipinin Karşılaştırılması

0
655

Alevilik ve Şamanizm içinde birer tip olarak karşımıza çıkan kam/şaman ve dede, birtakım benzerlikleriyle dikkat çekmektedir. Bu iki tipin benzer özelliklerini verirken farklılıklarını da göstermeye çalışacağız.
Kam/Şaman tipi ile Dede tipi karşılaştırmamızda öncelikli olarak dikkat çeken nokta, her ikisinde de soy takibi şartı olmasıdır.

Dede çocuklarından ya da torunlarından dedeliğe en istidatlı olanı post sahibi olur. Bunda bir seçim söz konusu değildir. Eğer dede soyundan gelen kişi isterse dedelik yapabilir. Ancak dede olmak için Kur’an okuyabilmek, Alevîlikle ilgili kaideleri, gelenekleri ve kitapları bilmek gerekir. Aynı zamanda halk ona güvenmelidir; dedenin, gözü gönlü tok, erdemli, kapısı ve sofrası herkese açık olmalıdır. Kam/Şaman için de soy takibi söz konusudur. Kam/Şaman ailesinden gelen biri, rüyasında atalarının ruhlarını görür. Farklı birtakım hareketler gösterir. En sonunda kam/şaman olmaya  karar verdiğinde yaşlı bir şamandan eğitim alır. Bu süreçte şamanlığın kaidelerini, ataların ve ruhların adlarını, cinlerin çeşitlerini, dillerini, transa geçme yeteneğini, davulun ve diğer törenlerde kullanılan rituel araçlarının kullanımını öğrenir. Kamlığın/Şamanlığın ve dedeliğin soydan gelmesi onların benzer yönleriyken kam/şaman olacak kişinin farklı tavırlar içine girmesi, çocukluğundan beri içine kapalı olması gibi özellikleri kamı/şamanı, dededen farklı kılar. Şaman adayı kendini kaybeder ve hastalıklı bir ruh hali içine girer. Dede olacak kişide böyle davranışlar görülmez. Dedenin hareketlerinde herhangi bir tuhaflık yoktur. Kam/Şaman ve dede tiplerinin soy takibi şartı yanında yetişmeleri de birbirleriyle ortaklık gösterir. İkisi de sözlü gelenekten beslenir. İkisinde de kitabi bilgi hakim değildir. Dedeler, Kur’an bilgisi ve Alevîlikle ilgili birkaç kitap (ör. Hacı Bektaşi Veli:Makâlât; İmam Cafer-i Sadık: Buyruk; Velâyetnâme-i Otman Baba; Cabbar Kulu: Kitâb-ı Cabbarkulu, Saltukname vs.) dışında, kamlar/şamanlar gibi sözlü gelenekten beslenirler.

Alevilikte dedelerin yanında babalar da vardır. Onlar, dede soyundan gelmezler; ancak dedeliğe meyilli olduklarından dedeler tarafından görevlendirilirler. Böyle olan kamlar/şamanlar da vardır. Soydan gelmedikleri halde kamlığa/şamlığa meyilli olup kamlık/şamanlık yaparlar (Eröz, 1992: 15). Ancak nasıl ki babalar dedeler kadar saygı görmezse, soydan gelmeyen kamlar/şamanlar da ırsi kamlar/şamanlar kadar saygı görmemiştir. Soydan gelmeleri hem dedeler hem de kamlar/şamanlar için bir kutsiyet ve büyük bir saygı oluşmasını sağlamıştır.

Günlük hayatta kam/şaman ve dede halktan farklı değildir. Olağan yaşamlarına devam eden bu iki tipin halktan farkı ayin sırasında görülür. Şamanizm ayinlerinde kam/şaman trans haline geçer ve herkes ondan dua ve öğüt bekler. Bu yüzden halk, kama/şamana büyük saygı gösterir ve ondan çekinir. Çünkü o, insanlar ve ruhlar arasında ekstaz halinde iletişim kurar. Dedenin de benzer özellikleri vardır. Dedelik kurumunu tanımayan ya da pek fazla itimad etmeyen kesim bile dedelere günlük hayatta oldukça saygı duyar. Özellikle nüfusun yaşlı kesimi dedelerden çekinir ve diğerlerine oranla dedelere daha fazla saygı duyar.

Dede, cem ayini esnasında dualar okur. Orada bulunanlara öğütlerde bulunur. İnsanlara Hak yolunun doğru yol olduğunu söyler. “Eline, diline, beline sahip ol” felsefesinden yola çıkarak insanların kötülükten, fenalıktan uzak durmaları gerektiğini anlatır. Bu yönüyle dedeler, toplumda yol gösterici ve öğüt verici bir fonksiyona sahiptir. Kam/Şaman da ayinler sırasında dualar okur. Herkes ondan trans halindeyken dua almayı bekler. Ancak kamlar/şamanlar ayin sırasında trans haline geçerken dedelerde bu durum görülmez. Onların ortak fonksiyonu toplumda lider durumunda olmalarıdır ve ikisinin de yol gösterci ve öğüt verici fonksiyonlara sahip olmalarıdır.

Dede, cenaze törenlerine katılarak cenazenin yıkanmasını, duasını ve defnini yapar. Önemli olan nokta ise kırk gün ve elli iki gün sonra bir koyun kesilerek cenaze için yemek verilmesidir. Dede, bu günlerde cenaze için dualar okur. Aynı gelenek eski Türklerde de vardır. Kırk gün sonra yapılan yas törenini kam/şaman düzenlerdi. Büyük aş törenleri yaparlar ve zenginler yüzlerce hayvan keserlerdi (İnan, 1976: 183).

Cem esnasında âşık elinde sazı deyişler okur. Saz, cem ayininde yer alan önemli bir enstirümandır. Şamanizm ayinlerinde ise kamın/şamanın davulu vardır. Kam/Şaman ayin yapmak için davula ihtiyaç duyar.

Âyin yapmak için gerekli nesnelerden biri davuldur. Altaylılar ve Yakutlar Şamanların kullandıkları davula tüngür derler. Bu kelimeye eski metinlerde, bu mânasiyle, rastlanmıyor. Fakat davulun şaman âyinlerinde Doğu Asya’da çok eski zamanlarda kullanıldığına dair Çin kaynaklarında kayıtlar bulunmaktadır. Eski Yenisey Kırgızları’nın şaman âyinlerinde saz çaldıklarını XI. yüzyıl tarihçilerinden Gardizi haber vermektedir. Bugünkü Kırgız-Kazak baksıları kopuz kullanırlar. Eski Oğuzlarda, İslâmdan sonra, Şamanizm geleneklerini devam ettiren ozan’lar kopuzu mübarek saymışlardır. Dede Korkut her hikâyede kopuzu ile meydana çıkıyor, ad verirken, dua (alkış) ederken hep kopuz çalıyor; Oğuz kahramanı kopuzun sesinden kuvvet alarak mücadelede galip oluyor (İnan, 2006: 93).

 

Saz, Alevî toplumlarında bir gelenek halini almıştır. Bunda eski Türk kültürünün etkisi muhakkak ki büyük bir paya sahiptir. Saz, Türklerin ulusal çalgısıdır ve Asya’dan Anadolu’ya taşınmıştır. Asya’daki adıyla kopuz, eski Türklerde bağlandığı ağacı söken bir olağanüstü güce sahip sayılmıştır ve kutsal görülmüştür (Zelyut, 1990: 167). Geleneksel yapısını korumuş olan Alevîlikteki sazın öneminin, onun Cem ayinlerinde de yer almasıyla kanıtlanabileceğini sanıyoruz.

Bazı dedeler saz çalıp irticalen şiir söyleme özelliklerine de sahiptir. Ancak bu özellik dedeler için ortak bir nitelik değildir. Burada dikkat çekmek istediğimiz nokta, Cem törenlerinde ve Şamanizm ayinlerinde de müzik enstirümanın önemli bir unsur olmasıdır.

İlkel toplumlarda müzik ve oyun dinsel içeriklidir. Ezginin yanında oyun, tüm doğal dinlerde olduğu gibi Şamanizm’in dinsel törenlerinde büyük bir yer tutar. Kam/Şaman davulu ve dansı olmadan ruhlarla iletişim kuramaz, ayinlerini yapamaz. Çoktanrılı dinlerden tektanrılı dinlere geçişte tektanrılı dinler eski dinlerin izlerini silmek isterler. Ön Asya kökenli tektanrılı dinlerin oyun ve ezgiye bakışları olumsuzdur. Bu durum, İslâm için de söz konusudur. Başlangıçta Mevlevîlik, Fars müziği ile desteklediği Orta Asya oyununu dinsel törenin bir kesidi biçimine sokmuştur. Oyun ve müzik Alevîlikte ise hiçbir engele takılmamıştır. Orta Asya’nın kopuz’u Anadolu’da bağlama’ya dönüşürken, bengü(mengü), semah biçiminde sürmüştür. Semahta kadın ve erkek yanyanadır. Çünkü semahlar kökende, göçebe Türk toplumunun dinsel oyunudur. Göçebe toplumlarda ise kadın erkek ayrımı yerleşiklerdeki gibi katı kurallarla ayrılmaz. Bu yönüyle semah, Alevi geleneğinin bir parçası olarak devam etmektedir ve her Cem ayininde mutlaka uygulanmaktadır (Bozkurt, 2006: 51).

Semahın kaynağının açık havada ve ateş çevresindeki raks olduğu varsayımı söz konusudur. Şaman, ev sahibine, karısına ve çocuklarına temsili olarak zırh ve külah giydirir. Sonra ateş etrafında döner. Davulu hızlı vurur ve sürekli olarak manzum ilahiler söyler. Bu bireylerin semahların ilk örneğidir diyebiliriz. Yakutlarda “umay”kavramı “ımı” biçiminde ve yalnız yazgı (talih) kuşunun adına dönüşünce “umay”ın bütün görevleri “Ayısıt” denilen ruhlara aktarılıyor. Ayıtlar için yapılan törenlerde ise şaman, dokuz kızları sol yanına, dokuz yiğitleri sağ yanına alıp halka oluşturur. İlahiler okuyup dansa başlarlar. Semahlardaki halka oluşlar bu örneğin kalıntılarıdır. Şamanizmin yaşadığı Sibirya ve Orta Asya halkları arasındaki dansların hepsi şamanizmin kalıntısıdır. Anadolu halk dansları ve Alevi semahlarında ise bu danslar kalıntılarıyla kimlik değiştirmiş olarak bulunuyor (Birdoğan, 1999: 403-405).

Dedelerin Cem ayininde söyledikleri dualarla kamların/şamanların kendi törenlerinde söyledikleri dualar arasında da benzerlik söz konusudur. Bunu Cemal Şener şu şekilde
örneklendirmiştir: Anadolu’daki Alevi ve Bektaşilerin gülbenklerine (dua) benzeyen bir şaman duasını verelim: “Sizden medet diliyorum. Kara murt (kara bıyıklı) ata evliya! Hu… ey! Bektav Ata, Bekata Behiç Ata yardım et! Çakmak Ata evliya, Koçkar Ata evliya, sizden medet diliyorum. Hu… ey! Evliya Ata evliya… Sizden medet diliyorum. Tekdurmuş Ata evliya. Karahan Baba yardım et! Hu… ey!”.

Aradan geçen bu kadar zamana rağmen, bir de Alevi gülbenginin (duasının) sözlerini vererek aradaki benzerliğe kulak verelim. İşte bir Alevi dedesinin taliplerine verdiği dua: “Allah… Allah… hizmetleriniz kabul ola, muratlarınız hasıl ola, Muhammed-Ali, Ehlibeyt katarından, didarından ayırmaya. Adlarını zikrettiğiniz 12 İmamlar’ın himmeti üzerinizde ola. Diliniz dert görmeye. Dil bizden, nefes Hz.Hünkar’dan ola… Gerçeğe hu…” (Şener, 1997: 79).

Dedelerin ve âşıkların söyledikleri şiirler ve deyişler Cem törenlerinde büyük yer tutar. Şiir sevgisi ve şiirle öğreti Alevî yaşamının en önemli kesitlerinden biridir. Okunan deyişler, dinsel törenlerin ayrılmaz bir parçasıdır. Bilgi birikimini kuşaktan kuşağa ulaştıran şiirler ve deyişler toplum yaşamında büyük önem taşır ve Alevî kültürünü oluşturur (Bozkurt, 2006: 45-46). Buna benzer bir yaklaşım eski Türklerdeki kam/ozan/baksı geleneğinde de vardır. Kültürümüzün önemli unsurlarını kamlar/şamanlar ve ozanlar aracılığı ile kuşaktan kuşağa aktarılan şiirlerde buluyoruz.

Kam/Şaman ayinlerini düzenlerken farklı kıyafetler giyerler. Bu genellikle cübbedir. Her kamın/şamanın bir cübbesi vardır ve kamın/şamanın kıyafetleri onun yardımcı ruhlarına göre değişiklik gösterir. Dede ise Cem törenlerinde normal kıyafetleri içindedir. Araştırma yaptığımız köylerde dedelerin herhangi özel bir kıyafet giydiğine şahit olmadık. Alevi dedelerinde herhangi bir özel giysi yoktur. Bektaşi geleneği içerisinde babalar özel giysiler giyerler.

Cem ayini sırasında mutlaka bir kurban kesilir. Eski Türk inanç sisteminde kurbanın yeri büyüktür. Kanlı olan kurbanların yanında kansız kurbanlar da vardır ki buna saçı denir. Cem ayinlerinde her iki kurban türüne de rastlıyoruz. Ceme katılan herkes lokma adıyla evde yaptığı çörekleri getirir. Dedenin duasını aldıktan sonra sofracıya teslim eder. Cem sonunda bu lokmalar her eve dağıtılır. Kurban tığlama denilen olayda ise Dede, kurbanı dualadıktan sonra kurban kesilir. Şamanizm ayinlerinde ise aynı görev kama/şamana aittir. Şamanlarda kurban olmadan dinsel ayin yapılmaz. Dinsel tören için kanlı veya kansız kurban (saçı) şarttır. Kanlı kurbanların başında at kurban etmek vardır. Kansız kurbanlar da Türk boylarında yaygındır. Saçı, her boyun kendi emek ürünüdür ve boyların imkânlarına göre değişiklik gösterir. Göçebelerde; süt, kımız, yağ, çiftçilerde; buğday, darı ve şarap saçı olarak geçerlidir (Şener, 1997: 58). Buradaki benzer nokta Cem ayinleri ile Şamanist ayinlerinde mutlaka bir kurban olmasıdır. Kurbanları Cem töreni sırasında dede dualar. Kam/Şaman tipi de aynı işleve sahiptir. Onlar da Şamanist ayinlerini gerçekleştirirken kurban dualama işlevini yerine getirirler.

Dedelere yaptıkları hizmet karşılığında gönüllü olarak ‘hakkullah’ ya da ‘yol hakkı’ denilen hediyeler verilir. Hakkullah çoğu zaman az miktarda para olur. Ancak dedeler, geçimlerini bundan sağlamazlar. Dedeler de tarımla ya da hayvancılıkla uğraşarak geçimlerini sağlamaya çalışırlar. Şamanlar da her yıl obadan obaya dolaşarak dini ayinlerini düzenler ve verilen hediyeleri, yiyecekleri atlarına yükleyerek götürürlerdi (Eröz, 1992: 32). Bu noktadaki benzerlik ise her iki tipte de bu hediyelerin büyük maddi değer taşımamasıdır. Kamlık/Şamanlık ve dedelik özünde inanca dayalıdır ve onlar, dünyalığa düşkün değillerdir.

Bayat Şamanlarında kam/şaman olma töreni dokuz gün sürer. Dokuz günün sonunda yine bir tören yapılır; kam/şaman adayı bir keçe üzerine oturtulur. Bu keçe üzerindeyken havaya kaldırılarak o kişi kam/şaman ilan edilir (Şener, 1997: 20). Dedeler de Cem törenin ‘dede postu’ denilen döşek benzeri bir yastıkta ve herkesten yüksekte oturur. Dedelik postu önemli bir gelenektir; çünkü ocakzâde dede olmayan o posta oturamaz.

Şamanist inanışta bir hastalık durumunda kama/şamana başvurulurdu. Şamanların bir doktor gibi olabilmelerinin nedeni ise, hastalık dolayısıyla kötü ruhların insanın içine girerek onları hasta ettiği inancıdır. Kam/Şaman, bedenin dengesini bozan ruhu bularak, onu hastadan uzaklaştırmaya çalışır ve bunu değişik ruhsal yapısı, aldığı eğitim, Tanrılar ve ruhlar arasındaki ilişki sayesinde yapar. Hastayı iyileştirmek için kam/şaman yoğunlaşmış duygularla transa geçer ve doğaüstü olduğu kabul edilen varlıklarla ilişkiye girer (Şener, 1997: 31). Alevilikte de hastalıklar veya başkaamaçlarla dedeye başvurma geleneğini görmek mümkündür. Bu gelenek içerisinde eski Türk kamlarının/şamanlarının dinî-sihrî birçok uygulamarı İslamî motiflerle bezenerek meşrulaştırılmıştır (Güngör, 1997: 107). Dedenin duasının hastalıkları tedavi edeceğini düşünenler, dua almak için dedeye giderler. Ya da hasta için dededen bir muska yazması istenir. Hastalıkla ilgili en önemli uygulama ise dedenin hasta için dua etmesidir.

Cem ayinlerinde ‘erkân değneği’ denilen bir asa (sopa) vardır. Tabi bunu dede kullanmaz. Gözcü, erkân değneğini Cem ayini esnasında elinde bulundurur. Ancak Dedenin yürüttüğü Cem’de tarik değneğinin bulunması şaman törenlerini anımsatır. Yakut kamları/şamanları ayin esnasında davulla birlikte kayın ağacından yapılmış bir asa kullanırlardı. Samoyed Şamanları bir asa vasıtasıyla gaipten haber verirlerdi. Güçlerini şöhretli atalarından aldıklarını söyleyen Müslüman Kazak ‘baksı’ları da kopuz ile beraber bir sopa bulundururlar (Eröz, 1992: 28)

Dedeler, cem ayinleri düzenlemek üzere talibi olan köylere ziyaretlerde bulunur. Bu arada Alevi köyleri arasında bir iletişim ve organizasyon sağlamış olur. Dede bu yönüyle de Alevi toplumları arasında birlik ve bütünlük sağlayan bir işlevi yerine getirmiş olur. Kamlar/Şamanlar da köyden köye, obadan obaya gidip ayinler düzenlerdi. Bu yönleriyle dedelerin ve kamların/şamanların toplum içerisinde ulaklık görevi üstlendiklerini söylemek de mümkündür.

Eski Türklerde ölülerin hatırasına büyük aş törenleri yapılırdı. Göktürkler ölüm merasimi sırasında ölüyü çadıra koyarlar; ölenin akrabaları atları, koyunları keser çadırın önüne sererlerdi. Yine Göktürklerde Tanrıya yakın olmaları düşüncesiyle kamların mezarları yükseklere, dağ başlarına yapılırdı ve yanında ulu bir ağaç olmasına dikkat edilirdi. Eski Türklerde yine ölüye yemek getirme, onun için kurban kesme ritüelleri de uygulanırdı (Şişman, 1996: 567-568). Araştırma yaptığımız yörelerdeki dede mezarlarının da yükseklerde ve ulu bir ağacın yanında bulunduğu tespit edilmiştir. Dede mezarına yakın bir yerde adak kurbanları kesilir, mezarın yanındaki ağaca çulçaput bağlanarak dilek tutulur. Mezarların altından cüher/cevher denilen toprak alınır ve bu toprağın şifalı olduğuna inanılır. Ayrıca dede mezarları kutsal mekanlardır ve buralarda dualar edilir. Bu uygulamalar bize kam mezarları ile dede mezarlarına yüklenen misyonun da benzer olduğunu göstermektedir.

Kaynak: 19 Mayıs Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Türk Dili ve Edebiyatı Anabilim Dalı – Melike Esen, KAM-ŞAMAN TİPİ İLE ALEVİLİKTEKİ DEDE TİPİ ÜZERİNE KARŞILAŞTIRMALI BİR İNCELEME (SİVAS-YILDIZELİ ÖRNEĞİ)

Makaleye ek admin notu: Cübbe Hacı Bektaşi Veli döneminde vardı. Hatta cübbe renkleri Keltlerin rahip sınıfı druidlerin cübbeleri ile de benzerlik gösterir.

Yüzüklerin Efendisi romanında yer alan en önemli karakterlerin hangi mitolojilerden alındığını karşılaştırmalı ve detaylı olarak anlatan inceleme-araştırma çalışması yayımlandı. Bugüne kadar sayısız araştırma yapıldı. Kitaplar, makaleler yazıldı. Ancak tam anlamıyla deşifre edilemedi. Bu konuda rehber bir kitap olacak. Kısacası, Tolkien’in romanı yazarken yaptığı kokteyli nasıl hazırladığını göreceksiniz. Bunun yanında Türk kültürünün diğer kültürlerle olan derin bağlarını da. Röportaj için buraya tıklayın. Kitabı imzalı satın almak için buraya tıklayın.

LEAVE A REPLY

Please enter your comment!
Please enter your name here