Sümerlerde İnanç-Din

0
422

Sümerlerin siyasi yapıları, inançları, ekonomik hayat, kültür ve mitolojileri konusundaki neredeyse tüm bilgiler, yazılı tablet ve silindir mühürlerde algılanan bilgilere dayanmaktadır. Sümer dilinde yazılmış yüz binlerce tablet ve parçalarından oluşan malzemeler bu bilgileri bize sunmaktadır. Ancak dünyanın farklı müzelerinde bekleyen bu tabletlerin çözümü ve eksik noktalarının tamamlanması zaman aldığından, günümüzdeki bilgiler eksiksiz değildir. Sümer metinleri, tabletlerdeki kırık ya da kayıp parçalar nedeniyle tam olarak okunamadığından, bazı açıklamalar ve bilgilere daha sonra eklemeler yapılabilmektedir.

Sümer belgeleri incelendiğinde, inançların toplum yaşantısına baştan başa hükmettiği görülür. Sümer toplumunun ortaya çıktığı ilk tarihlerden, Sami topluluklarının baskın hale gelerek hakim duruma geçtiği zamanlara kadar şehirlerdeki ziggurat denilen dev tapınaklar, sayısız dini yazıtlar, her kutsal binanın duvar kalıntıları arasında bulunan adak sunma tasvirleri, edebi metinlerdeki dini konuların yoğunluğu, bu insanların yaşayışlarında inançlarının önemini yansıtır. Belgelerden anlaşılabildiği kadarıyla Sümerler, aşağı Mezopotamya‟ya yerleşmeden önce ortaklaşa aynı tanrılara tapıyorlardı. Bunların en önemlileri An, Enlil, Enki ve İnanna idi. Ancak, daha sonra, her kentin koruyucu tanrısı oldu: Örneğin Enlil Nippur‟un, Enki Eridu‟nun tanrısıydı.

 

Sümer‟de şehir tanrısı, şehrinin korunması ve iyi bir yaşam sürmesinden sorumlu idi. Onun gücü şehrinin ne kadar iyi ya da kötü bir durumda olmasına göre değişirdi. Tanrılara ait listelerde 1500 kadar tanrı adı bulunması Sümerlilerin sosyal hayatı ile inanç bağlantısının ne kadar iç içe olduğunun bir işareti sayılabilir.

Sümerlerden kalan yazılı metinlerde her şeyden önce hakim sınıfın, ilahi hükümdarların, memurlarının ve din adamlarının ifadeleriyle karşılaşıyoruz. Bu, hükümdarların ve dinin dayanakları demektir. Böylece bunların dini tutumları yansıtılmış ve resmi bir duruma getirilmiş olmaktadır. Sümer dininin birçok faaliyetlerini, resmi bir dindarlık yaratan ve onun gereklerini talep eden bir devlet dini olarak tanımlamak mümkün. Ancak kimi zaman çok güçlenen dini otoritenin iktidarı ele geçirmesi ya da kralları değiştirecek kadar güçlü bir konuma gelmesi de söz konusudur. Bazen daha zayıf hükümdarlar zamanında ruhbanlık, devletin kudret ve tasarrufu aleyhine olarak aşırı derecede gelişmiş ve hatta Urukagina‟nın Reform Metinleri‟nden anladığımıza göre, bizzat tahta oturmuştur. Bundan sonra tanrı hizmetçileri demek olan rahipler, yoksullara ait bahçelerdeki ağaçların meyvalarını toplamaktan ve bakımlı merkep yavrularını müsadere etmekten çekinmediler. Bu zamanda mabet işleri için verilen ücretler de aşırı derecede artırıldı. Fakat bu şekilde gelişmeler zamanla giderildi. Önceden olduğu gibi mabet, hukuk ve düzenin dayanağı, bilginin korunduğu bir yer ve aynı zamanda sosyal hayatın merkezi haline getirildi.

Sümer dininde kader inancının değişmez ve çok sağlam bir güç olarak yer aldığı görülüyor. Gök Tanrı An ve Hava Tanrı Enlil dünyanın kaderini çiziyorlar, onların hükümlerine akıl sır ermiyor. Sadece insanların dua ve yalvarmalarıyla değil, diğer tanrıların bile onları durdurma olanakları yok. İnsanlar sadece tanrıların hizmetkarları değil, aynı zamanda taklitçileridir. Madem ki dünyanın kaderini çiziyorlar ve evrenin düzeninden tanrılar sorumludur; öyleyse insanlar onların kesin emirlerine uymalıdır. Çünkü bu emirler hem dünyanın hem de insan toplumunun iyi işlemesini sağlayan düzenlemelerden, kurallardan kaynaklanmaktadır.  Sümer dini, tanrıların rastladıkları yerde ızdırap ve sıkıntı yaratan hükümlerini, ileride Semitik dünyada görüleceği gibi, insan günahlarının cezası olarak göstermek yolunu tutmamıştır. Büyük ilahlar, aciz insanları istedikleri gibi yönetiyorlar, insanlar, irade ve arzularının dışındaki tasarrufların genellikle acılı sonuçlarına katlanmak ve ağlayıp sızlamakla kalmaya mahkum olduklarına inanıyorlardı. Sümerlerin hangi tanrıları kendilerinden önceki Obeyd kültüründen aldıkları ve hangilerinin kendi öz kültürlerine ait olduğunu belirlemek şimdilik mümkün görünmüyor. Yüzyıldan fazla bir süredir çıkarılan Sümer tabletlerinin, bir kısmının hasarlı olması gibi çeşitli nedenlerle henüz sadece az sayıdaki kısmı çözülebildiğinden bugün belirsiz olan pek çok konunun gelecekte aydınlatılması ihtimal dahilindedir. Ancak yukarıda belirtildiği gibi, Sümer tanrı listelerinde 1500 kadar tanrı isminden söz edilir. Dolayısıyla Sümer dini çok tanrılı bir dindi  Sümer teolojisi bir tanrılar ailesi sistemi oluşturmuştur. Bu sistemdeki aile bağları ise sanki Yunan Olymposu‟na bir örnek olmuştur. Sümer‟de doğada görülen, hissedilen neredeyse her nesne için bir tanrı vardı. Tanrılar insan görünümünde tasvir edilen ve insansı davranışlar sergileyen varlıklar olarak tasvir edilirdi. Örneğin tanrıça İnanna ve Şukallituda arasında geçen olaydaki gibi, İnanna insanlar gibi kızar ve intikam peşinde koşar. İnanna‟nın intikamından kurtulması oğlu Şukallituda‟ya ne yapması gerektiğini anlatan babasının İnanna‟dan „kadın‟ ifadesi kullanması da ilginçtir. Bu konudaki dizeler şöyledir:


Ama onu (İnanna’yı) iğfal edeni bulamadı.
Çünkü babası genç adamı yanıtladı,
Babası Şukallituda’yı yanıtladı:
Oğul, kardeşlerinin kentlerinin yakınında kal,
Adımlarını kardeşlerine, karakafalılara yönelt,
Kadın (İnanna) ülkenin ortasında seni bulamaz

Bu etkinliklerin yanı sıra, tanrılar gezer, birbirlerini ziyaret de ederler. Tanrı ziyaretlerinin mitolojik motiflerinden biri İnanna‟nın Eridu‟ya seyahati ve tanrısal güçleri ele geçirmesidir. Mitolojik hikayelere göre bir zamanlar Lagaşlı Ningirsu, Nippur‟dan Eridu‟ya benzer bir seyahat etmiştir. Tanrılar insanlar gibi sever, üzülür, kızar, kıskanır, kavga eder, hastalanırlar. İnsanlar gibi onların da çocukları ve eşlerinden oluşan aileleri bulunuyordu. Kimi zaman tanrılara yakışmayacak şeyler de yaparlardı. Tanrı Enlil kadınlara tecavüz eder, hatta tanrılar tarafından kınanırdı. Bir Sümer şiirinde böylesi bir durum şöyle anlatılır

Duru ırmakta, kız, duru ırmakta yıkandı,
Ninlil, Nunbirdu ırmağının kıyısı boyunca yürüdü,
Işıltılı gözlü, efendi, ışıltılı gözlü,
Yüce dağ, enlil baba ışıltılı gözlü, gördü onu,
Efendi ona sevişmekten(?) söz etti, kız gönülsüzdü,
Enlil ona sevişmekten (?) söz etti, kız gönülsüzdü

Bunun üzerine Enlil veziri Nusku‟yu çağırır ve ona sevimli Ninlil‟e duyduğu arzudan söz eder. Nusku bir kayık getirir ve Enlil ırmakta Ninlil‟e tecavüz edip onu ay tanrısı Sin‟e gebe bırakır. Tanrılar bu ahlaksızca davranış karşısında dehşete düşerler ve kralları olmasına karşın Enlil‟i yakalayıp ölüler diyarına sürerler. İnsan gibi tasvir edilen bu tanrılar insan üstü güçleri olan ölümsüzlerdi.

Tanrıları insan şeklinde algılayıp tasvir etmeleri, şehirlerin dışında evren ve doğa tanrısı olarak geliştirmeleri ve onları uyumlu bir sistem içine almaları, Sümerler‟in önemli başarıları olarak kabul edilmektedir. Yukarıda değinildiği gibi, Sümer‟de tanrılar istediklerini yapar, insanlara ne istediklerini bildirmezdi. Ancak insanlar onlara kendilerinden istenileni sorarak öğrenebilir. Ciğer falına bakılarak bu isteklerin anlaşılmaya çalışılması bir yöntem idi. Tanrıların insanlardan istedikleri, kurban edilen hayvanların karaciğerlerindeki işaretlere
bakılarak yorumlanmaya çalışılırdı. Bu işaretlerin ne olduğu neyi anlattığı, bu hususta yazılmış kataloglarda yer alır ve din adamları bu kataloglara göre onları yorumlardı. Ayrıca tanrılar ne istediklerini rüyalarla da bildirir. Tanrının yapılacak bir işi uygun görüp görmediğini anlamak isteyen mabede girer, kurban keser, dua ederek uyur. Mabette uyurken gördüğü rüyanın yorumunu din adamından alarak buna göre hareket ederdi.

Sümer inancında dikkat çekici bir nokta ise, bir tanrının yaşam verdiği ya da görev verdiği bir diğer tanrının daha güçlü bir duruma gelmesinin sık rastlanan bir durum olmasıdır. Örneğin hava tanrısı Enlil, tavanı ve duvarlarını koyu lacivert taşı rengi gökyüzünün ve yerini yer yüzeyinin oluşturduğu evinde kendini karanlıkta bulduğundan, bu karanlığı aydınlatması için ay tanrısı Nanna‟ya yaşam verir. Sonra da ay tanrısı Nanna, babasından daha parlak olan güneş tanrısı Utu‟ya  yaşam verir. Yine tarihsel dönemler içinde hava tanrısı Enlil, babası gök tanrısı An‟dan daha güçlü hale gelmiştir. Sami olan Babilliler‟in tanrısı Marduk babası su tanrısı Enki‟den daha güçlü hale gelir. Burada yaşam verilen oğulun, yaşam veren babadan daha güçlü olması düşüncesi Yakındoğu felsefesi ve psikolojisi için oldukça doğaldır.

Günümüze ulaşan en eski yazılı belgelerden, Sümerli tanrıbilimcilerin insan görünümlü ancak insan üstü ve ölümsüz, ölümlülere görünmeyen bir grup canlı varlıktan oluşan bir panteonun varlığını açık bir gerçek olarak kabul ettikleri anlaşılıyor. Daha önce değindiğimiz gibi Sümer kayıtlarından 1500 kadar tanrı isminden söz ediliyor. Bunlar iyi düzenlenmiş planlar ve uygun biçimde konulmuş yasalarla kozmosu yönlendiriyor ve denetliyorlardı. Bu insan biçimli, ancak, insan üstü varlıklardan her biri evrenin bir unsurundan sorumluydu ve bu unsurun etkinliklerini saptanmış kurallara ve düzenlemelere göre yönetirdi. Yüce gök ve yer, deniz ve hava diyarları, gök cisimleri, güneş, ay ve gezegenler; rüzgar, kasırga, bora gibi atmosferik güçler; yeryüzü diyarındaki ırmak, dağ ve ova gibi doğal oluşumlar; kent ve devlet, hendek ve kanal, tarla ve çiftlik gibi kültürel oluşumlar ve hatta kazma, tuğla kalıbı gibi araç gereçler bile bu varlıkların sorumlulukları altındaydı.

Panteondaki tanrılara değinirsek, bunlar insan biçiminde kişileştirildiğinde An (Gök) eril, Ki (yer) dişildir. Onların birleşmelerinden hava tanrısı Enlil doğmuştur. Gök tanrısı An‟ın, Enlil‟in babası olduğu en azından bir metinde ifade edilmiştir ancak Ki‟nin annesi olduğuna yer veren bir metin şimdiye dek bulunamamıştır. Bununla birlikte Enlil yerden göğü, yani Ki‟den An‟ı ayıran olarak tanımlandığından onların cinsel birleşmeleri yoluyla bunu gerçekleştirdiklerini düşünmek mantıklı görünüyor.

Göğü ele geçirenin gök tanrısı An olması gibi aynı şekilde yeri ele geçirenin de hava tanrısı Enlil değil yer tanrıçası Ki olması beklenebilir. Ancak panteonun gelişiminin ilk devirlerinde Sümer din adamlarının yeryüzü gibi çok önemli bir kozmik oluşumdan sorumlu tanrı olarak eril bir tanrıya sahip olmanın daha yeğlenebilir olduğuna karar verdiklerini düşünmek akla yakın görünmektedir. Panteonda gök tanrısı An‟dan sonra yer tanrısı Ki gelirken, sonraları Enlil panteonda Ki‟nin üzerine çıkmıştır. Enlil‟in ana tapınağı Ekur‟un bulunduğu Nippur kentinde yaşayanlar, Enlil‟e yerin hakimiyetini yakıştırmakta başarılı olmuşlardır. Yeryüzündeki egemenliğinden yoksun bırakılan Ki, insanın yaratılışında başlıca rolü oynama, ülkenin „ebe‟si olma ve hastaları iyileştiren birkaç tanrıyı doğurma gibi bir ana ilaha daha uygun güçlerle donatıldı. Artık bütün yeryüzünden sorumlu değildi.

Sümer dini ve politik hayatında Nippur kentinin dinsel üstünlük alanındaki rakibi daha güneydeki Eridu kentiydi. Bu kentin din adamları yerel Ea tanrısını en yüce tanrı yapma iddiasındaydılar. Bunun için bu tanrıya yeryüzünün efendisi anlamında en-ki dediler. Ancak Enki birkaç yüzyıl sonra Ki‟nin yerine geçmeyi başarmasına ve panteonda üçüncü sıraya yerleşmesine rağmen Enlil‟i yerinden etmeyi başaramadı ve Enlil-banda „Küçük Enlil‟ olarak kaldı. Sümer tanrıları arasında bir güç dengesi vardı. Bu dengeyi belirleyen bir unsur daha başlangıçtan itibaren tanrılara atfedilen görev alanı olurken, kısmen de kentlerin ekonomik ve politik güçleriydi. Tanrılar kimi zaman bir güç savaşı içindeykenbirbirlerine bağlılık sunma olarak tanımlanabilecek durumlar da söz konusuydu.

Örneğin Enki, Eridu‟da Eengurra tapınağını kurduktan sonra diğer tanrılar gibi Enlil‟in kutsamasını almak için Nippur‟a gitmek zorunda kaldı. Nippur‟daki Ekur‟u armağana ve eşyaya boğması gerekti ki, böylece Enlil ondan hoşnut kalabilecekti. Me‟yi, kozmosu ve bütün uygar yaşamı idare etmekle yükümlü olmasına karşın bunların kendisine cömert ve daha güçlü Enlil tarafından verildiğini kabul etmesi gerekti. Burada bir çeşit gücün kabulü ve bağlılık sunma sözkonusudur. Sümer mitolojisi yazarlarına göre, Enlil‟in yerini alamayarak panteonda üçüncü sırada ya da küçük Enlil pozisyonunda kalan Enki öyle kindar
bir kıskançlık geliştirdi ki, insanlığın başına belaların en uğursuzunu sardı. O günden şimdiye insanlığın içinden çıkamadığı bir iletişim kopukluğu, diller karmaşasını yarattı. Bunu Ashmolean Museum‟daki bir tabletin yardımıyla tamamlanmış bir altın çağ bölümünden öğreniyoruz. Bu dil karmaşası yaratılması konusundaki bir pasaj şöyle der:

Bir varmış bir yokmuş, yılan yokmuş, akrep yokmuş,
Sırtlan yokmuş, aslan yokmuş,
Ne yabani köpek varmış, ne de kurt,
Ne korku varmış, ne de dehşet,
İnsanın rakibi yokmuş
.
O günlerde Şubur-Hamazi ülkesi,
Uyumlu dilli Sümer, prenslik me’sinin yüce ülkesi,
Uri (kuzey), gerekli her şeyin sağlandığı ülke,
Güvenlik içinde dinlenen Martu (batı) ülkesi,
Bütün evren, üzerlerine titrenen halklar,
Enlil’e tek dilde konuşurlarmış.
(Ama) sonra, cüretkar efendi, cüretkar prens, cüretkar kral,
Enki, cüretkar efendi, cüretkar prens, cüretkar kral
Cüretkar efendi, cüretkar prens, cüretkar kral,
Enki, emirlerine güvenilen, bolluğun efendisi,
Ülkeyi gözeten bilgeliğin efendisi,
Tanrıların önderi,
Eridu’nun efendisi bilgelik sahibi,
Ağızlarındaki sözü değiştirdi, çekişme koydu,
(o zamana değin) bir olan insanın konuşmasına

Hava tanrısı Enlil, tanrıların babası, evrenin kralı, bütün ülkelerin kralı diye de adlandırılmıştır. Enlil, en üretken niteliklerin tasarlanması ve özellikle de insan ve hayvan için gerekli olan bitkilerin tasarlanmasından sorumluydu. İlk ve en önemli tarımsal aletler olan kazma ve sabana biçim veren Enlil‟in kendisiydi. Özlüce, Sümerler‟e göre Enlil olmaksızın hiçbir şey olmazdı. Sümer mitolojisinde hava tanrısı Enlil‟in yerden göğü ayırdıktan sonra ay tanrısı Nana-Sin‟e yaşam verdiği açıklanır. Bunu da, yerden göğü ayırdıktan sonra ışıksız göğün ve karanlık yeryüzünün aydınlatılması için yaptığı belirtilir. Nanna-Sin sırasıyla güneş tanrısı Utu ve diğer gezegenler ve yıldızlarla birlikte Venüs gezegeni İnanna‟ya yaşam verdi. Nanna-Sin‟in gökyüzünde bir kayıkta dolaştığı düşünülürdü. Utu, dört mitolojik hayvanın koşulduğu iki tekerlekli bir araba sürerdi43. İnanna‟yı ise yedi köpek götürürdü. Tüm çabalarına rağmen panteonda Enlil‟i alt edemeyen
Enki‟ye ise ayrıntılar ve uygulamalar bırakılmıştı. Enki, Meluhha ve Dilmun gibi çevre memleketlere gidip kutsar, Sümer‟in düşmanları Elam ve Marhaşi‟lerin Nippur‟a vergi vermelerini sağlardı. Ayrıca Dicle ve Fırat‟ı taze suyla doldurup onlardan sorumlu olarak Enbilulu‟yu atar, bataklık ve sazlıklarda balık ve kamış olmasını sağlar. Deniz tapınağını inşa edip idaresini tanrıça Nanşe‟ye verir. Hayat veren yağmurun yeryüzüne inmesini sağlar ve onu fırtına tanrısı İşkur‟a emanet eder.  Toprağın işlenmesi için gereken işlere de bakan Enki, boyunduruk ve karıklarla uğraşır ve bu işlerden sorumlu olarak Enlil‟in çiftçisi adı verilen Enkimdu‟yu atar, ekili tarlaların tohum ve sebzelerini ortaya çıkarır ve bunların sorumluluğunu tahıl tanrıçası Aşnan‟a verir. Kazma ve tuğla dökmeciliğinin sorumluluğunu Kulla‟ya, inşa işlerini Enlil‟in büyük ustası Muşdamma‟ya devreder. Bozkırları yeşil bitkilerle kaplayan sığırlarını çoğaltan Enki, dağların kralı Sumugan‟ı sorumlu kıldı. Ahırlar ve ağılları yağ ve sütle doldurup Dumuzi‟yi sorumlu kılar. Giysi ve dokuma işlerini giysi tanrıçası Uttu‟ya teslim eder. Panteonun düzeni ve işleyişi konusuna bakacak olursak Enlil‟nin Ninlil‟e tecavüz ederek ay tanrısı Sin‟e gebe bıraktığı olaydan sonra tanrılar Enlil‟i yakalayıp ölüler diyarına sürerler. Sözkonusu pasajda panteonun düzeni ve işleyiş yöntemi üzerine bazı açıklamalar yapılmaktadır:

Enlil Kiur’da (Ninlil’in özel kutsal alanı) gezinir,
Enlil Kiur’da gezinirken,
Büyük tanrılar, ellisi birden,
Yazgıyı belirleyen tanrılar, yedisi birden,
Enlil’i Kiur’da yakaladılar (şöyle diyerek) :
‘’Enlil, seni ahlaksız, kentten defol,

Nunamnir45 seni ahlaksız, kentten defol’’

Tanrıların ölümsüz olduklarına inanılmasına karşın, yine de beslenmeleri gerekiyordu, ölümcül biçimde hastalanabiliyorlardı ve öldürebildikleri gibi kendileri de yaralanıp öldürülebiliyorlardı

Panteondaki bazı tanrıların gökteki kaç yıldıza hükmettiği ve astronomik önemleri de zaman zaman belirtilen bir durumdur. Kader levhalarını elinde bulunduran dünyanın yaratıcısı Enlil kuzey gök küresinin üçte birinin 33 yıldızına hükmeder. Enlil genellikle zalim olarak tasvir edilirken bazen de merhametlidir. Buna karşın Enki merhametli oluşuyla öne çıkar. O yalnız Eridu‟daki Abzu‟nun sahibi değil, aynı zamanda ilmin ustası ve bütün sanatların öğreticisi olarak da
değer kazanmıştır. Bu vasıflarıyla kırk tane övücü ismi vardır. Astronomik önemi ise güney gök küresinin 15 yıldızı ona bağlıdır.

Sümer‟de her şehrin ilahı vardı. Kiş‟in ilahı Zababa, Uruk‟un İnanası ya da Ur‟un Nannası gibi. Ancak bu şehir tanrıları bazı hallerde devlet tanrısı haline de gelebiliyordu. Şöyle ki, bir kral birçok şehri hakimiyeti altında birleştirir veya bütün Sümer‟in hükümdarı olursa şehrinin tanrısı, devlet tanrısı haline de gelebiliyordu.

Anlaşıldığı kadarıyla Sümerli düşünürler, evrenin başlangıcı, yeryüzündeki hayatın başlaması ve evrendeki işleyiş üzerine kafa yormuş ve yanıtlar bulmaya çalışmışlardır. Oluşturdukları kozmoloji ve tanrıbilimi inancı, öğretileri, yaşadıkları coğrafyada çok etkili olmuş Mezopotamya ve çevresinde dogma haline gelmiştir. Öyleki Sümer sonrası dönemlerde Sami diller yaygınlaşırken, Sümer dili unutulmaya yüz tutmuş ancak buna rağmen Avrupa‟da Latin dili, ya da Arami dilinin Aramilerin hakimiyetinin zayıfladığı dönemlerde Yakın Doğu‟da hakim olduğu gibi Akad, Asur ve diğer bazı toplumlarda da Sümer dili Sümer inancının gördüğü kabul sonucunda etkisini dini etkinlik nedeniyle sürdürmüştür. Sümer sonrası toplumlardan kalan yazıtlardaki Sümer dili kalıntılarından bu sonuca ulaşılmaktadır.

Sümerler, düşünürlere göre, evrenin temel öğeleri yeryüzü ve gökyüzüydü. Kendi dillerinde evren anlamında yer-gök kelimelerini karşılayan bileşik bir sözcük olarak an-ki sözcüğünü kullanmaları bu konuda anlamlı. Yeryüzünü, düz yassı bir disk olarak; göğü ise, üstten ve alttan kubbe biçiminde katı bir yüzeyle örtülü çukur bir yer olarak düşünüyorlardı. Gök ile yer arasında en yakın anlamı rüzgar (hava, soluk, ruh) sözcüğü olan „lil‟ dedikleri bir öğenin olduğuna inanıyorlardı. Bunun en belirgin nitelikleri hareket ve genleşme gibi görünmektedir ve kabaca bizim kullandığımız atmosfer ifadesinin anlamına tam karşılık gelir. Sümerli düşünürler, kendilerine açık ve su götürmez gerçekler olarak görünen evrenin yapısıyla ilgili bu temel kanılardan bir kozmogoni geliştirdiler. Başlangıçta ilksel denizin olduğu sonucuna vardılar; denizi ilk neden ve ana harekete geçirici olarak gördükleri ve uzay ve zamanda denizden önce ne olduğunu hiç sormadıkları anlaşılmaktadır. Tanrıça Nammu ki adı „‟ezeli deniz‟‟i ifade eden piktogramla yazılmaktadır; „‟gök ve yeri doğuran ana‟‟ ve „‟bütün tanrıları yaratan kadın ata‟‟ olarak tanıtılmaktadır. Hem evrensel hem de tanrısal bir bütün olarak tasavvur edilen „‟ezeli sular‟‟ izleğine arkaik kozmoloji metinlerinde sıkça rastlanır. Bu örnekte de su kütlesi, döllenmesiz üreme yoluyla ilk çifti, eril ve dişil temel öğeleri canlandıran Gök (tanrı An) ve Yer‟i (tanrıça Ki) doğuran ilk ana ile özdeşleştirilmiştir. Bu ilk çiftin birleşmesinden hava tanrısı Enlil doğdu. Başka bir belgede ise Enlil‟in ebeveynlerini ayırdığını öğreniyoruz. Belgede, tanrı An göğü yukarı doğru kaldırırken Enlil de annesi Yer‟i yanında götürdü denilmektedir.

 

Obeyd: Mezopotamya‟ya İran‟dan geldikleri sanılan ve gerçek adları bilinmeyen ancak kurdukları yerleşim bölgelerine ait kalıntılar Tel el Obeyd köyünde bulunduğundan Obeyd kültürü adı verilen topluluk ve kültür. Güney Mezopotamya‟da tarımın başlamasına ve gelişimine önemli katkı yapmışlardır.

Kaynak: Dicle Üniversitesi Sos. Bil. Enstitüsü Klasik Arkeoloji-İrfan Cemiloğlu

Yüzüklerin Efendisi romanında yer alan en önemli karakterlerin hangi mitolojilerden alındığını karşılaştırmalı ve detaylı olarak anlatan inceleme-araştırma çalışması yayımlandı. Bugüne kadar sayısız araştırma yapıldı. Kitaplar, makaleler yazıldı. Ancak tam anlamıyla deşifre edilemedi. Bu konuda rehber bir kitap olacak. Kısacası, Tolkien’in romanı yazarken yaptığı kokteyli nasıl hazırladığını göreceksiniz. Bunun yanında Türk kültürünün diğer kültürlerle olan derin bağlarını da. Röportaj için buraya tıklayın. Kitabı imzalı satın almak için buraya tıklayın. Kitabı indirimli satın almak için buraya tıklayın.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here