Piramitleri Yapan Teknoloji

0
155

Gelelim piramitlerin yapım tekniklerine… Tonlarca ağırlığındaki taş blokların o devirde hangi teknik kullanılarak metrelerce yukarıya taşındığı ve böylesine üst üste yığılabildiği günümüzde hâlen tartışmalı olan konular arasındadır. Buna mantıklı bir açıklama henüz getirilebilmiş değildir. Çünkü o  devirde yaşayan insanların her türlü teknolojik imkândan  yoksun ilkel kabileler oldukları varsayımı ve ön kabulü, bu konunun mantıklı açıklamalarla aydınlatabilme imkânını ortadan kaldırmaktadır.
Ancak konuya Klasik Tarih Bilimcileri’nin dışında yaklaşan  araştırmacıların sayısı hiç de az değildir.

Teozofist A.P. Sinnett’in açıklamalarıyla başlayalım:
Büyük Piramit’in yapımında kullanılan devasa taş blokların kullanımı ancak ve ancak, daha sonraları insanlığın yitirdiği belirli Doğa Bilgisi’nin bu işte kullanılmış olmasıyla açıklanabilir. Doğa’nın
gizemiyle ilgili bu bilgilerin sahipleri, ağır cisimlerin mevcut ağırlıklarını istedikleri gibi değiştirebilecek şekilde maddenin çekimini kontrol edebilmekteydiler. Dev yapılar mimarisinin harikaları ancak işte böyle açıklanabilir… Piramitlerin yapımını yönetenler kullanılan taşları kısmen levite etmek suretiyle bu işlemi
kolaylaştırmışlardır. Bunun için majik asalarını kullanmış olabilirler. Bilgelere eski çağlarda doğanın kudretini açığa çıkartan anahtarlar teslim edilirdi. Gizli sihiri sözcükler ve sihirli asalar…
Manyetik alan yayan bir çeşit motor… Dalga boyları ve dev granit blokların levitasyonu… Bu teori bilimkurgu sayfalarından çıkmış fikirler gibi gelmektedir. Peki ama bu teoride bir gerçeklik olamaz mı?

Eldeki bazı eski tarihi kayıtlar da, yukarıda dile getirilen sıra dışı iddialara benzer bilgiler vermektedir. Örneğin ünlü Tarihçi Herodot’un o dönemle ilgili anlattıkları, Teozofist A.P. Sinnctt’in ileri sürdüğü teorinin, yabana atılamayacağını göstermektedir. Herodot da, Mısır’da ağır bir kayanın, üzerine
konulan bir papirüs sayesinde levite edilerek taşındığına kendisinin bizzat şahit olduğunu tuttuğu tarihi kayıtlarına geçirmiştir. Arap Tarihçilerinden Abu Zeyd el Balkhy’nin anlattıkları da Herodot’un kayıtlarıyla büyük bir paralellik gösterir;
Büyük taş blokları yerlerinden kaldırmak ve taşımak için, bunların üstüne üzerinde bazı formüller yazılı olan papirüsler konurdu. Sonra bir avuç büyüklüğünde ve iç içe giren halklardan oluşan bir alet taşın üzerine tutulur, halkalar çevrilirdi. Bunun üzerine, taş blok ağır ağır yerinden kalkar ve istenen yere götürülebilirdi.

Ünlü Araştırmacı Murry Hope da Arap Kaynakları’ndaki  bu konuyla ilgili ilginç ifadelere dikkat çekmiştir:
Dev taş bloklar bir çeşit papirüse sarmalanıp bir rahip tarafından  bir asayla dokunulduktan sonra ağırlığını tamamen yitirmekte ve kolayca hareket ettirilerek tam istenilen noktaya yerleştirilmekteydi.

Ezoterizmle ilgili konularda dünyanın önde gelen araştırmacılarından  olan Bn. Annie Besant da, piramitlerin yapımında kullanılan taşların levite edilerek taşındığını söylemektedir.Mısır’daki taşlar, ne sırf kas gücüyle ne de modern teknolojiyi  aşan hünerli cihazlar kullanılmak suretiyle dikilmiştir. Bu taşlar,
dünyasal mıknatisiyetin güçlerini kontrol edebilen kişilerce dikilmiştir. Neticede taşlar ağırlığını kaybediyor ve tek bir parmağın temasıyla yönetilmek suretiyle havada süzülerek, belirlenen yerlerine oturtuluyorlardı. Gerek bazı araştırmacıların dile getirdikleri, gerekse de bazı tarihi kayıtlarda aktarılan bu sıradışı anlatımlara, eski çağlara ait efsanelerde de rastlanmaktadır. Bu efsanelerde büyülü asalardan sözedilmekte ve bu asalar vasıtasıyla bazı bilgelerin olağanüstü mucizeler gerçekleştirebildiği anlatılmaktadır.

MUCİZEVİ TAŞLAR VE ASALAR
Musa Peygamber’in Sihirli Asası Bu ifadelere sadece efsanelerde değil, kutsal kitaplarda da rastlamaktayız. Buna en güzel örneklerden biri Musa Peygamber’in asasıyla gerçekleştirdiği mucizevi olaylardır. Bu
olaylar Kur’an-ı Kerim’in çeşitli Süreleri’ndeki ayetlerde ayrıntılarıyla dile getirilmiştir. Mısır’da bir Osiris Rahibi olarak eğitilen Musa Peygamber’in  bu asayı da, yine Mısır’daki mabetlerden edindiği tahmin
edilmektedir. Kur’an-ı Kerim’de konunun başlangıcı, Firavun’un Musa  Peygamber’e söylediği şu sözlerle başlar:
Firavun Musa’ya: “Biz seni çocukken yanımıza alıp büyütmedik mi? Sonunda yapacağını da yaptın. Sen nankör birisin” dedi.

Firavun: “Alemler’in Rabbin de nedir?” dedi. Musa: Kesin olarak inanacaksınız, bilin ki O göklerin, yerin ve ikisinin arasında bulunanların  Rabbidir” dedi. Yanında bulunanlara: “İşitmiyor musunuz?”
dedi. O sizin de Rabbiniz, önce geçmiş atalarınızın da Rabbidir” dedi, Firavun çevresindekilere: “Size gönderilen peygamberiniz  şüphesiz delidir” dedi. Musa: “Eğer akledebilen kimselerseniz bilin ki O, Doğu’nun, Batı’nın ve ikisinin arasında bulunanların  Rabbidir” dedi. Firavun: “Benden başkasını Tanrı edinirsen, and olsun ki seni zindanlık ederim” dedi. Musa: “Sana apaçık bir şey getirmiş isem de mi?” dedi. Firavun: “Doğru sözlülerden  isen haydi getir” dedi. Bunun üzerine Musa değneğini attı, besbelli bir yılan oluverdi.
(Şuarâ Suresi: 26/18,19,23-32)

Surenin devam eden ayetlerinde Firavun’un bu olaydan  etkilendiği anlaşılıyor Bunun üzerine Firavun çevresindeki ileri gelenlere, ülkedeki tüm sihirle uğraşan bilgelerin en önde gelenlerinin toplanıp getirilmesi için emir verir Bundan sonrasını yine Surenin devam eden ayetlerinden takip edelim:
Sihirbazlar belirli bir günün bildirilen vaktinde toplandılar. “Sihirbazlar üstün gelirlerse biz de onlara uyarız” dediler. Sihirbazlar geldiklerinde, Firavun’a “Biz üstün gelirsek, şüphesiz bize bir ücret vardır değil mi?” dediler. Firavun: “Evet, o takdirde siz gözde kimselerden olacaksınız” dedi.
Musa onlara: “Ne alacaksanız atın” dedi. Onlar da iplerini ve değneklerini attılar ve: “Firavun hakkı için, şüphesiz, biz üstün geleceğiz” dediler. Bunun üzerine Musa değneğini attı; onların uydurduklarını yutmaya başlayıverdi.
(Şuarâ Suresi: 26/38-45)

Mısır’da o dönemler majik uygulamaların son derece yaygın olduğunu hatırlatmakta yarar görüyorum… Ayetlerde sihirle uğraşan alimlerden kastedilen Mısırlı majisyenlerdir…
Surenin devamında Musa’nın majik güçleriyle baş edemeyen majisyenlerin (sihirbazların) yenilgiyi kabul ettiklerini  ancak Firavun’un buna çok kızdığını görüyoruz. Firavun’un yanından ayrılan Musa Peygamber çevresindekilerle birlikte  Mısır’dan ayrılarak Kızıldeniz’e doğru yola çıkar. Firavun da adamlarını yanına alarak onları yakalamak için peşlerine düşer:
Firavun ve adamları güneş üzerlerine doğarken onların ardına düştüler, iki topluluk birbirini gördüğünde, Musa’nın adamları:
“işte yakalandık” dediler. Musa: “Hayır, Rabbim benimle beraberdir,  bana elbette yol gösterecektir” dedi. Bunun üzerine Biz Musa’ya “Değneğinle denize vur” diye vahyettik. Hemen deniz  deniz ikiye ayrıldı, her parçası yüce bir dağ gibiydi. İşte oraya geridekileri de yaklaştırdık. Musa ve beraberinde bulunanların
lıepsini kurtardık. Öbürlerini suda boğduk. Bunda şüphesiz ders vardır ama çoğu inanmamıştır.
(Şuarâ Suresi: 26/60-67)

Şuara Suresi’nden aktardığımız bu ayetlerin hemen hemen aynıları Araf Suresi’nin 103-139 Ayetleri’nde de bulunmaktadır. Aynı konunun hemen hemen aynı cümlelerle uzun  uzun ayetlerle iki defa tekrar edilmiş olması da, üstünde ayrıca  düşünülmesi gereken bir durumdur. Musa Peygamber’in asasıyla gerçekleştirdiği bir diğer  mucizevi olay da, yine Kur’an-ı Kerim’in Bakara Suresi’nin 60. Ayeti’nin başlangıcında şöyle ifade edilmiştir:

“Musa milleti için su aramıştı, “Asanla taşa vur” dedik; ondan oniki pınar fışkırdı herkes içeceği yeri bildi.”
Bu anlatılanlardan yola çıkan bazı araştırmacılar, bu asaların belirli bir dalgaboyu üreten araçlar olabileceğini ileri sürmüşlerdir.
Bu iddia ilk kez 1947 yılında Walter Owen tarafından dile  getirilmişti. Owen’a göre bu sihirli çubuklarla belirli bir dalgaboyunda önceden belirlenmiş bir vibrasyonel ses tonu oluşturulabiliyordu. Sesin ezoterik kullanımı hakkında ise şunları söylüyordu:
Ses, herkesin düşünemeyeceği türden imkânlar taşı yan bir güçtür. Ve buı gücün kullanımı, eski dönem
ermişlerinin bildikleri, fakat günümüzün emekleyen biliminin yitirdiği veya karşısına geçip dudak büktüğü
çok eskiye ait bir bilimdir. Evrenin çerçevesi  ve dokusu ses gücü sayesinden ayakla durmaktadır.
Ve yine ses gücü sayesinde çözülerek yok olabilir…
Mısırlı rahipler bu bilime sahiptiler. Maht-Heru denilen Güç Sözcükleri (büyük enerjileri bünyelerinde
barındıran özel sözcük ya da sözcük kalıpları) Insiyelere ölüler aleminin kapısını açıyordu. “Kral Odası”na açılan “Ön Odada yer alan ve temelin oturması sonucunda günümüzde sıkışıp kalmış ve artık hareket edemez bir hale gelen Granit Blok  vardır. Bir zamanlar bu granit blok Başrahibin söylediği sözler sayesinde kaldırılıyor veya indiriliyordu.
.. Bloğun adayı un ufak etmemesini sadece anahtar sözcüklerin gücü önlüyordu…

Eski Babil dönemine ait kayıtlarda sesin taş blokları kaldırmak için kullanıldığına ilişkin ifadelere rastlanır. Prof. Francois, “Kaide Büyücülüğü” isimli eserinde bu konuya değinerek; “Şurası muhakkak ki, eski çağlarda rahipler majik asalar vasıtasıyla fırtınalar çıkartıyor ve bin kişinin kaldıramayacağı taşları mabet inşa etmek amacıyla havalandırabiliyorlardı”  demektedir..

Sonik tekniklerin kullanılmış olabileceği bugün bilim adamları arasında ciddi bir şekilde tartışılmaktadır.
Piramidolog William Kingsland Mısır mabetlerinin yapımı  hakkında daha ilginç açıklamalarda bulunmuştur:
Piramitler inşa edilirken, dev taş blokların taş ocaklarından getirilmesi sırasında uzun mesafeler
aşılıyordu. Taşlar uygun sembollerin yazılı olduğu papirüslerin üzerine: yerleştirilir, arkasından taşlara
bir asa ile vurulurdu. Bunun üzerine taş bloklar bir ok atımlık mesafe boyunca havada hareket etmeye;
başlarlardı. Bu şekilde taşınan taşlar, en sonunda piramilerin inşa edildiği yere kadar götürülürlerdi.

Ünlü fizikçi Albert Einstein da bu konuya ilişkin bir gözlemini  şöyle açıklamıştır:
Bizim bilemediğimiz bazı sırlara eskilerin sahip olduklarını  kabul etmek zorundayız. 600 Tonluk bazı
taş blokların üst yüzeylerinin dışa doğru kubbeleşmiş olması dikkati çekiyor. Bu ancak muazzam bir
çekim veya emme kuvveti ile meydana çıkabilecek bir fenomendir

Yüzüklerin Efendisi romanında yer alan en önemli karakterlerin hangi mitolojilerden alındığını karşılaştırmalı ve detaylı olarak anlatan inceleme-araştırma çalışması yayımlandı. Bugüne kadar sayısız araştırma yapıldı. Kitaplar, makaleler yazıldı. Ancak tam anlamıyla deşifre edilemedi. Bu konuda rehber bir kitap olacak. Kısacası, Tolkien’in romanı yazarken yaptığı kokteyli nasıl hazırladığını göreceksiniz. Bunun yanında Türk kültürünün diğer kültürlerle olan derin bağlarını da. Röportaj için buraya tıklayın. Kitabı imzalı satın almak için buraya tıklayın. Kitabı indirimli satın almak için buraya tıklayın.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here