Bir İyilik ve Kötülük Mücadelesi Romanı-Yağmur Taşı

0
273

İlter Yeşilay’ın 2015 yılında T.C. Kültür Bakanlığı Edebiyat Teşvik Ödülü’nü kazanan Yağmur Taşı adlı ilk romanı (Akçağ Yayınları, Ankara 2017), son yıllarda yayımlanan en iyi Türk romanlarından biridir. Zira bu roman, hem teknik kurgusu itibarıyla hem de içeriği bakımından oldukça yeni  ve özgün bir edebiyat eseridir.

Yazar; bilgi, hayal ve kurgunun hâkim olduğu romanında evrensel bir konu olan iyilikle kötülüğün mücadelesi sürecini Türk tarihi, değerleri, sembolleri ve temsilcileri üzerinden vermiş. Roman; bir bakıma bugün Türkiye ve dünyanın neden bir karmaşa, kötülük ve denge bozukluğu içinde olduğunu açıklayan ve çözüm üreten güncelleştirilmiş bir tarih ve mitoloji romanıdır.

Türkler, en eski zamanlardan beri kendi birlik, dirlik ve mutluluklarının sebebi olarak Yada taşını görmüşler. Bu taşa sahip oldukları sürece iyi olmuşlar, ellerinden çıktığı sürece de kötü duruma düşmüşlerdir. Günümüz Türkiye’sinin içinde bulunduğu kötülük ve olumsuzluklardan kurtulması için Türk bilim adamları ve aydınları, millî ve manevi değerlerden oluşan kutsallarımızın simgesi olan Yada taşının peşine düşerler. İşte roman, bu arayış yolculuğu macerası üzerine kurgulanmıştır.

Türklerin kutu, iyiliği, mutluluğu, refahı ve hâkimiyetinin simgesi olan bu Yada taşının yani bizi biz yapan değerlerimizden oluşan kutsallarımızın peşinde 2 kesim vardır. Türklerin birliğini ve dirliğini isteyen gerçek, sahih münevver Türk aydınları ile Türklerin ve insanlığın kötülüğünü isteyen, şeytanın askerleri olan Türk düşmanları.

Romanın Teknik Yapısı:
Polisiye Roman Tekniği: Yazar, Türk mitolojisinde önemli bir yeri olan Yağmur Taşı efsanesini polisiye roman tekniği içinde sürükleyici, akıcı, dinamik bir kurgu içinde sunmuş. Polisiye romanın teknik anlamda da hemen hemen bütün motiflerine yer vermiş. Aksiyon, gerilim, mücadele, şüphe, delilleri arama ve peşine düşme, kanıtların çapraz testlerle kanıtlanması süreci, zekâ ve bilek gücüne dayalı heyecan dozu yüksek bir mücadele. Merak motifi iyi işlenmiş. Okuyucunun olayları takip etmesinde zekice, sürükleyici, itici bir unsur olarak kurguya iyi yerleştirilmiş.

Geleneği Yeniden Üretme: İlter Yeşilay; tarihsel nitelikli ve mitolojiyle simgeleştirilen temel millî ve tarihî değerlerimizi günümüze taşıyarak romanına güncellik kazandırmış, geleneksel ve tarihsel bir değeri âdeta yeniden üretmiştir. Dolayısıyla roman; gelenekten yararlanan ve geleneği yeniden üreten modern, hatta postmodern nitelikleri olan bir metindir.

Fantastik Boyutu: Roman, aynı zamanda fantastik bir roman örneğidir. Onu fantastik kılan unsurlardan biri, günümüzde yaşayan gerçek kişilerle tarihî ve mitolojik figürleri bir araya getirmesidir. Romanda, hem yüzyıllar öncesine ait figürler hem de günümüzde yaşayan figürler birlikte yer alır. Ayrıca Türk efsanelerinin Merküt Kuşu, Tulpar, Uçan Atlar, Yer Altı Canavarları, Abralar, Yutpa’lar, Erlika-Urlik, Od Ana gibi başlıca figürlerine yer verilmiş.

Fütürizm Boyutu: Romanın fütürist (gelecekçi) bir boyutu da var. Buna göre Türklerin Yada taşını tekrar ele geçirip birlik ve bütünlük içinde tekrar mutlu, müreffeh bir millet hâline gelmelerinin tarihi olarak da 2023 yılı konulmuş. Bu tarih aynı zamanda, Cumhuriyet’imizin 100. yılına tekabül ediyor. Milletlerin büyük değişim ve dönüşümleri genellikle aşağı yukarı
100’er yıllık dilimlerle tasarlanır ya da ifade edilir. Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan 100 sene sonra yeni bir atılım, yeni bir derlenip toparlanma ve büyük bir Türk atılışı gerçekleştirme hedefi ortaya konulmuştur.

Yolculuk Motifi: Aykut Abay’ın Yada taşını bulmak için yolculuğa çıkması motifi; Türklerin kendi kadim kutsallarını Türkü Türk yapan, Türkleri kuru bir kalabalık olmaktan çıkarıp bilinçli bir millet yapan millî ve manevi değerlerini yeniden ele geçirme, kutlarını ve hâkimiyetlerini tekrar ele alma istekleri doğrultusunda içine girilen bir arayış ve yolculuk sürecini temsil eder.

Bütün bunlardan öte yalın, akıcı, temiz bir Türkçe ile yazılan romanın özellikle Türk gençlerine hem dil zevki hem de Türk tarihi ve değerlerini, temel millî kültürel kodlarımızı telkin etmesi bakımından önemlidir. Dram motifinin yönlendirdiği romanda sürükleyiciliği sağlamak için yüzey yapıda aşk motifine de yer verilmiş.

Romanın Gelişim Süreci: Roman; güncel bir olay ve durumla başlar, zamanla tarih ve mitoloji ile iç içe ve paralel katmanlar hâlinde devam eder. Roman, 2020 yılında Ankara’da kuraklıkla başlıyor. Üniversitede çalışan Aslı ve Aykut Abay evlenirler. Aykut, psişik yetenekleri olan fakat bunu anlamlandıramayan bir akademisyendir. Rüyasında Yada taşından haberdar olur ve bunun ne olduğunu araştırır. Aslında bu araştırmak ve aramak onu kaderine yazılmış müthiş bir yolculuğa sürükler. Yada taşını arama yolculuğuna tarih profesörü Cengiz Baydar, Prof. Dr. Nihat Ersayın, Profesör Dr. Ali Salihoğlu, Aslı ve Ardess dergisi yazarı Volkan Mesutay da katılır.

Roman; tarihin derinliklerinde kaybolan Yada taşını arama yolculuğudur yani Türklerin kutsallarını arama, tekrar ona sahip olma ve bu kanalla tekrar eski ihtişamlı, görkemli dönemlerine kavuşma arzusunu ifade eder. Aykut rüyalarla Ankara, İstanbul, Kastamonu, Mardin, Ağrı gibi değişik yerlerde Yada taşını bulmasını sağlayacak efsanenin ve izlerin peşine düşer.

Kuraklığın çıkması, barajlardaki suyun azalması, sıcakların artması motifi, aslında Kutludağ efsanesinin güncellenmesidir yani Eski Uygur Türklerinin refahının, zenginliğinin, millî birlik ve beraberlik içinde bulunmalarının, her anlamda mutlu, huzurlu bir millet olarak yaşayıp gitmelerinin sebebi olarak gördükleri bir kutlu dağları da ya da kutsal bir kayaları vardı. Bu durumu hazmedemeyen emperyalist Çin kralı, kızını gelin olarak isteyen Uygur hakanına kutsal kayayı vermeleri hâlinde kızını vereceğini söyler. Uygur Hakanı bunu kabul eder, kutsal kayayı verir ve kızı alır. Ancak ondan sonra ülkede büyük bir kıtlık, huzursuzluk ve kargaşa ortaya çıkar. Sebebi de vatanın, millete küsmesidir yani millet, kutsalını düşmana verdiği için kıtlık, kuraklık ve her türlü huzursuzluk çıkmıştır.

İşte İlter Yeşilay, bu romanında kuraklık motifine yer verirken bu Kutludağ efsanesini güncellemektedir yani bugün Türkler millî ve manevi değerlerinden oluşan kutsal taşlarından emperyalist Batı’nın uygarlık kızı karşılığında vazgeçtikleri için böyle perişan bir duruma düşmüşlerdir. Arama ve anlamlandırma arayışları sırasında karşılaştıkları Profesör Nihat Ersayın’ın yönlendirmesiyle taşın Candaroğlu Beyliği’nde olduğu, bu beyliğin de Kastamonu’da kurulduğu, dolayısıyla Kastamonu’da olabileceğini düşünülür; orada araştırmalar yapılır.

Ayrıca bir Süryani papazı rahip Samuel, Mardin’de bir köyde Artuklu soyundan bir ailenin arşivinde bu taşla ilgili bir el yazmasından bahseder. Bu vesileyle oraya da araştırmaya gidilir.

Esrarengiz bir karakter olan Atabey’se Yada taşının bulunması işini takip eden önemli bir gücün başındaki kişidir.

Aykut, Yada taşı için Mardin’e gider. Artuklu Üniversitesinden “efsane avcısı” diye bilinen tarih profesörü Hikmet Arın ona yardımcı olacağını söyler. Hikmet Arın, Türkiye’deki adı EFİS (Efsanelerin İz Sürücüleri), Avrupa’daki adı LT (Legende Trackers) olan bir kuruluşun başındaki kişidir. Bu kuruluş Yada taşının da peşine düşmüştür. Kuruluşun Ramon ve Samur adlı 2 adamı da vardır. Hikmet Arın’la birlikte kişisel menfaatleri karşılığında ihanet ederler ve kötülerle çalışırlar.

Yada Taşının Hikâyesi ve Sembolik Karşılığı: Nuh Peygamber’in üçüncü oğlu Yafes, Türklerin atasıdır. Yada Taşı, Nuh Peygamber kanalıyla Türk milletine Melek Cebrail tarafından verilen ve Türklerde kalması gereken kutlu bir taştır. Nuh Peygamber tufandan sonra oğlu Yafes’in eline Yada taşını vererek şimdiki Türkistan taraflarına göndermiş. Yafes, taşı oğlu Türk’e verir. Bu bir emanettir. Nesilden nesle devredilir ve devredilmelidir. Yada taşı; Türkün gücünün, hâkimiyetinin, iyiliğinin kaynağı olan bir semboldür. Hem kendi menfaati için, bolluk ve bereket için yağmuru yağdırır hem düşmanlarını defetmek için kar ve yağmuru yağdırıp büyük seller meydana getirir ve düşmanı böyle telef eder. Yada taşına sahip olan kutun, gücün, hâkimiyetin, mutluluğun sahibi olur. Tanrı Türk’e hükümdarlık kutu vermiştir ve bunun sembolü Yada taşıdır. Eski Türk atalarımız Yada taşının yağmuru yağdırdığına inanırlardı. Aslında yağmur berekettir, bolluktur, mutluluktur, refahtır.

Dolayısıyla Yada taşı, Türk’ün refahını sağlayan kutsal inancının ve değerinin bir sembolüdür yani Türk’e mutluluk, kut ve hâkimiyet veren kutsal değeridir. Türkler bu emaneti iyi korursa hep mutlu, kutlu ve hâkim olacaklardır. Eğer kaybederlerse tam tersine perişan olacaklardır. Türkün devletini yıkmak, birliğini bozmak, dirliğini yok etmek, parçalayıp perişan etmek isteyen düşmanlar da Türkün bu kutsalını elinden almak isteyeceklerdir. Eğer dünyada adalet, barış, huzur olması isteniyorsa kötülüklerin yayılması, şeytanın dünyaya hâkim olması istenmiyorsa Yada taşının Türklerde olması gerekmektedir.

Romanda Yada taşı; aynı zamanda bütün Türk dünyasını, Türkiye, Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan, Türkmenistan, Altay, Başkurdistan, Gagavuz, Kuzey Kıbrıs, Hakasya, Tataristan, Tıva, Saha Yakut, Kırım, Kerkük, Balkanlar gibi bütün Türk dünyasının birliğini, beraberliğini yani Turan Türk birliğini de temsil eden bir değerin sembolüdür. Türklerin kaybettikleri Yada taşını tekrar ele geçirmeleri demek, tekrar eski birlik ve bütünlüklerine kavuşmaları demektir. Roman, aslında Yada taşı üzerinden Turanı arama ve bulma yolculuğu olarak da kurgulanmış.

Yada Taşının Koruyucusu ve Takipçisi, Çağları Aşıp Gelen Atabey: Romanda Atabey, yüzyıllar boyunca hep yaşayıp gelen fantastik bir figürdür. Türklere yol gösteren; Yada taşının ve sahibinin korunması, kaybolduğunda aranması ve bulunması konusunda yardımcı olan; Türkleri tekrar birleştirecek büyük Türk beyinin kim olacağı konusunda bilgisi ve yönlendirmesi olan kadim bir Türk bilgesi ve aksakalıdır. Asıl adı Şirzat, unvanı da Atabey’dir. Bunun hikâyesi de şöyledir:

Artuk Bey’in ikizi Alpkan, daha doğuşunda bir farklılık ortaya koymuştur. Atası Oğuz Kağan gibi 9 aylıkken yürüyüp konuşmaya, 6 yaşında kılıç kuşanıp ok atmaya, etrafına ışık saçmaya başlamıştır. İnsanlar; ruhlarla konuşup, olacakları haber veren, kehanetlerde bulunan bu çocuktan korkarken annesi ve kardeşi Artuk onu sevip korumaktadırlar.

İhtiyarlar Artuk’u başa geçirmeye, Alpkan’ı da öldürmeye karar verirler. Bu sırada Alpkan’ın annesi Hatun Sultan bir rüya görür. Buna göre gökten bir ışık içinde inen yaşlı bir adam, elinde bir Yada taşı tutmaktadır. Alpkan’ın seçilmiş biri olduğunu, onun bütün Türkleri birleştirecek güçlü bir bey olacağını haber verir. Annesi, eşi Eksük Bey tarafından öldürülmek istenen çocuğunu kendisine sadık Taşmir, Baybars, Akın ve Şirzat adlı dört süvarisine kaçırtıp gizler ve olanları bir yazıcıya yazdırıp saklar.

1047 yılında Şirzat yola çıkmadan Hatun Sultan’ın isteği üzerine şöyle yemin eder: “Dünya durdukça beyim Alpkan’ı ve onun çocuklarıyla ondan yürüyen soyu bütün tehlikelere ve kötülüklere karşı koruyacağıma, elindeki kutsal emanetin getireceği görevi tamamlayıncaya kadar yanında olacağıma, herhangi bir nedenle başaramazsam aynı soydan hükümdarlık kutuyla işaretli olan ortaya çıkana kadar yeminime sadık kalacağıma, eğer bu gerçekleşmezse iki dünyada da azap içinde yaşamayı kabul edeceğime Allah’ın ve bütün kutsal değerlerimizin üzerine yemin ederim.” (s. 495)

Şirzat, Alpkan’ı türlü maceralardan sonra kaçırıp Kırım’da büyütür. Ondan sonra, onun torunlarının hatta torunlarının da torunlarının yanında olur. Ta ki görevli ve işaretli olanın ortaya çıkması gereken bu zamana kadar… Alpkan, Kırım’da küçük bir beylik kurmuştur. Moğol istilaları sırasında ölür. Görevini tamamlayamamıştır. Şirzat yemini gereği artık, o soydan işaretli olan çıkana kadar gelecek bütün nesilleri korumakla görevlidir ve yüzlerce yaşında olmasına rağmen ölmesi mümkün değildir. O aileden Oğuz Kağan’ın kutuyla işaretlenmiş olan bir erkek çocuk, kehaneti gerçekleştirip birliğe ve hükmetme gücüne sahip olana kadar ölmeyecektir.

Aykut’un psişik yetenekleri, hipnoz seansları ve araştırmaları sonucu Taşın ve Alpkan’ın o zamanki son torununun Taygun’un Kırımlı bir tüccar tarafından Anadolu Selçuklu Sultanı’nın kardeşi olan Rükneddin Kılıçarslan’a verildiği ve çocukla taşın Anadolu’ya geçip Rükneddin’le savaşan Yaman Candar Bey’in elinde olduğu öğrenilir. Yaman Candar Bey, Alpkan’ın torunu Taygun’u ve ondaki Yada taşını Osman Gazi Han’a hediye olarak verilmek üzere Şeyh Edebalı’ya teslim eder. O sırada garip bir olay olur ve Taygun’un elindeki Yada taşı ikiye bölünür; bir yarısını Şeyh Edebalı’ya uzatır, diğer yarısını da boynundaki keseye koyar.

Esrarengiz Atabey, taşı kullanacak kişinin Alpkan’ın soyundan gelecek bir kişi olduğunu bilir. Aykut Abay, -kendisi henüz bilmese de- Alpkan’ın son torunudur ve heyecanlı bir macera sonunda taşın bir yarısını bulur.

Yada taşı ve bulunacağı zamanın şartları Türk Milleti için o kadar önemlidir ki devletin istihbarat teşkilatı kendi bünyesinde çok özel ve asla bilinmeyen ve tek amacı Yada taşı olan özel bir birimle çalışmalar yapmaktadır. Bu Atabey’le bugüne kadar gelen bütün kadim sırların ışığında eski adı “Yağmur Yolu Savaşçıları” yeni adı ASYD olan bir birimdir. En önemli kişisi Atabey’dir. Türk milletinin ve insanlığın hayrı için çok önemli görevleri vardır çünkü Yeraltı kralı Urlik Han ve onun yeryüzündeki kötülük savaşçıları Abralar da bu taşın peşindedir. Bu yüzden özel yetiştirilen Oras ve Dinçer adlı iki ASYD savaşçısı onları korumak için devreye girer ve Aslı, Cengiz,  Doktor Ali’yle birlikte macera devam eder.

Büyük zorluklar ve acılarla hemhâl olan kahramanlarımız yorulmuş, acılarla sınanmış ve bitap durumdadırlar. Aslı, ümitsizlikler içindeyken Aykut’un bebeğini karnında taşıdığını öğrenir. Bu Abraların asla öğrenmemesi gereken bir sırdır çünkü Alpkan’ın son torunu artık Aslı’nın karnındaki bebektir.

Aslında Şirzat, Atabey unvanıyla 1000 yıldır yaşamakta olan doğaüstü bir adam ve Alpkan’ın 4. süvarisidir. 1600 yılında Şirzat, acılarından ve büyük arayışından bitap düşmüştür. Yeminine sadık kalamadığı ve Alpkan’ın soyunu kaybettiği için çektiği vicdan azabı onu mahvetmiştir. Sonra bir sabah gözlerini açar ve penceresindeki Hüma kuşunun ötüşünde gerçeği görür. Yıldız haritasına bakar ve Karpat Dağlarının derinlerindeki bir mağarada dahi bilim adamlarının hazırladığı özel bir sıvıyla 400 yıl sürecek bir uykuya yatırılmasını talep eder. Bütün uyandırılma tarihi olarak yıldız haritalarından tespit ettiği 2000 yılını yazıp Yağmur Yolu Savaşçılarına teslim eder. Bu artık sırların harekete geçeceği zamanın başlangıcıdır.

Yada Taşının Peşinde İyi Niyetli Turancı Türkler: Kaybolmuş Yada taşını bulmak, iyi niyetli Türklerin hem Türk birliğini sağlayacak hem de dünya insanlığı iyilik ve feraha kavuşacaktır. Bu iyilerin başı Atabey olup temsilcileri arasında Aykut, Cengiz, Volkan, Sedat, Aslı, Oras, Dinçer, Nezir gibiler vardır. Yada taşını aramaya çıkan iyilerin önüne hep engeller çıkmış, Türk düşmanları tarafından hep tehdit edilmişler ve saldırıya uğramışlardır.

Yada Taşının Peşinde Kötü Niyetli Türk Düşmanları: Yada taşının peşinde sadece iyi niyetli Turancı Türkler değil, aynı zamanda kötü niyetli Türk düşmanları da vardır. Bunların başı şeytanın temsilcisi olan Yeraltı dünyasının büyük hanı Urlik Han’dır. Ona bağlı olarak çalışan Kemler ve Abralar vardır. Kemlerin kralı Urlik Han, Tanrı tarafından cezalandırılmış olup şeytan cennetten kovulduktan sonra Kemleri kendi hizmetkârı yapmıştır.

İnsanlar zayıf ve kötülüğe meyillidir. Kemler; kin, hırs, nefret, intikam, kibir, şehvet gibi duygularla insanları baştan çıkarmaya çalışmaktadırlar. İnsanlar savaşlar yaptılar, birbirlerini öldürdüler. Şeytan ve askerleri Urlik Han ve Kemler, insanlarda acıma ve şefkat duygularını yok ettiler. İnsanların zayıflığı onların gücü oldu. Urlik Han ve Kemler, melekler tarafından yakalanıp yer altına hapsedilirler.

Dünya yüzüne çıkmaları yasaktır. Oysa dünya yüzünde ona hizmet edecek çok insan vardır. Urlik Han, onlardan bir ordu kurar ve dünyanın dört bir yanında şeytanın egemenliği için savaşmaya başlarlar. Urlik Han’ın yeryüzündeki savaşçıları da Abralardır. Urlik Han; Yada taşını ele geçirip yeryüzüne çıkmak, egemenliğini ilan etmek istemektedir. Ancak o; Yada taşına eliyle dokunamaz, dokunursa yanacaktır. Şeytanın taşı, siyah taştır.

Zamanın içinde bir yerde Urlik Han; bunu Alpkan’a verir ve sahip çıkmasını, beyaz Yada taşı ile siyah taşı birbirine sürtmesini, böylece iyilikle kötülüğün birbirine karışmasını ister. Yeraltı dünyasının büyük hanı Urlik Han, Alpkan’ı kullanmak ister. Alpkan’ın bir elinde Kemlerin siyah taşı, bir elinde Türklerin beyaz Yada taşı vardır. Ancak birbirine değdirmez. Bu an, sonrasında başına geleceklerin ilk anıdır. Artık sadece Alpkan’ın soyundan gelecek birisi bu taşı kullanacak ve iyiliği harekete geçirecektir.

Kemlerin muhafızları Abralar; Kemlerin onları koruyacağına, güçlendireceğine, beyaz Yada taşı bulununca Urlik Han’ın siyah taşının da ortaya çıkacağına inanırlar. Böylece şeytanın uşakları olarak dünyaya hâkim olacaklarına ve hükmedeceklerine çok güvenirler.

Ramon, Samur, Hikmet Arın, Şabap, Sanor gibiler onlar için çalışırlar.

Yada taşını Abraların, Kemlerin temsilciliğinde Türk düşmanı odaklar da ele geçirmek istemektedirler ve bu uğurda büyük bir mücadele vermektedirler. Abra ve Kemlerin güncellenmiş karşılığı; bugün Türkün varlığını, hâkimiyetini istemeyen Amerika, Avrupa, İsrail, Rusya, Çin gibi emperyalist yapılardır. Zira onlar Yada taşını ele geçirirlerse düşmanları olan Türkleri çökertecekler ve tasfiye edebileceklerdir.

Yada Neden peşine Düşülen Bir Değerdir?: Atabey şöyle der: “Benim beklediğim taş değil ki, taşın gerçek sahibi. Biliyorsun, Yada Taşı yanında büyük bir gücü de geri getirecek ve sadece gerçek sahibi o gücü amacına uygun olarak yönlendirebilecek. Türklerin birleşmesi bu toprakların ve dünyanın huzur ve barışı bulması çok önemli. İnsanlık Habil’le Kabil’den beri kötülükle iyilik arasındaki savaştan ve bu bitmeyen kavgadan çok çekti.

Kötüler öyle hızlı hareket edip büyük tiranlar yarattılar ki yeryüzünde yaşayan insanlar savaşlarla, iktidar hırsıyla, parayla, ayrımcılıkla, kinle, açlıkla birbirlerine düştüler. Acı ve zulüm büyüdükçe kötülüğün efendileri de büyüdü. Fakat iyiler her zaman vardı ve onlar içlerinde Tanrının ilahi gücünü taşıyarak güçlendiler.

Biz iyileriz ve her zaman insanlığın geleceği için savaşmaya hazırız. İşte Kemler bunu asla istemiyorlar. Onlar şu yeryüzünde kalbinde iyilik olan tek insan kalmayana kadar çalışacaklar. Çünkü amaçları bu. Onlar Yada taşının bulunmasını sadece siyah taşın yerini bulmak için istiyorlar. Böylece yeryüzüne çıkıp her şeye hâkim olacaklarını sanıyorlar.” (s. 149)

İyilerin Yada Taşına Verdikleri Sembolik Anlam Değeri: Romanda bu, şu şekilde verilir: “Şu anda verdiğimiz uğraşı, sadece kutlu olduğuna inandığımız bir taşın elde edilmesinden çok, onun sembolize ettiği değerlerin içini doldurmak değil mi? Mesela önce ülkemizden başlamak üzere bütün kötülüklerin, haksızlıkların kaynağından yok edildiği, insanların arasında savaş, açlık ve yoksulluğun olmadığı, kökleri çok derinlerde olan kutsal amaçlarımızın doğrultusunda şekillenen ve her milletin öz değerlerine, inançlarına saygı gösterildiği bir dünya düzeni istemiyor muyuz hepimiz?” (s.317)

İyilerle Kötülerin Mücadelesinde Son Aşama: Abralar Aslı’yı kaçırırlar. Kemlerin Kuzey Kıbrıs’ta hiç kimse tarafından bilinmeyen bir yerde, Kemron adında gizli bir karargâhları vardır. Abralar dünya üzerindeki insanlık düşmanı, özellikle Türk düşmanı yapılanmalar ve örgütlerle bağlantılıdırlar.

Abralar; Aslı’nın çocuğunu doğurmasını bekleyecekler, böylece onu istedikleri gibi kullanacaklardır. Bu yüzden Kemlerin emriyle Aslı’yı kaçırıp Kemron şehrine götürerek rehin alırlar. Oras ve ASYD ekibi, çetin ve nefes kesen bir mücadele ile Aslı’yı Kemlerin elinden kurtarır. Yada taşının yarısı Atabey’in elindedir. Kemler yeryüzüne çıkıp dünyayı yönetmek ve bunun için Aslı’nın çocuğuna ve Yada taşına sahip olmak isterler. Rehin aldıkları sırada Aslı’dan Şeytana ve onun yeraltı krallığının hükümdarı olan Urlik’e bağlılık yemini etmesini isterler fakat bu mümkün değildir.

Oras, Dinçer, Mehmet, Cengiz, Nezir, Komiser Kenan, Asım, Volkan gibi iyilik temsilcileri en son teknolojik araçlarla korunan Kemron şehrine girerler ve Kemlerle, Abralarla amansız bir mücadeleye tutuşurlar. Burada, efsanevi kahramanlar Alpkan’ın süvarileri Taşmir, Baybars ve Akın da zaman boyutları arasından çıkarak gerçek dünya zamanına geçerler, mücadele ederler. Türklerin efsanevi uçan atı Tulpar da bu mücadeleye katılır. Aslı ve Cengiz, Atabey’in aslında dördüncü kayıp süvari Şirzat olduğunu öğrenirler.

İyilik ve Türk Birliği İçin Umutlu Bir Beklenti: Kaderin ve sırların belirlediği beklenen büyük değişim, büyük olay, 2021 yılında olacaktır. 2021 yılında Aslı doğum yapar. Artık olması gerekenler olacak, tarih kendisini yenileyerek zamanı dünyanın ve Türk milletinin kaderinin değişme noktasına taşıyacaktır. Şirzat, Alpkan’ın soyundan gelen ve seçilmiş olan çocuğun bu tarihte doğacağını bilmektedir. 1923 yılında Anadolu’da kurulacak devletin başında olan kişiye Türkün Sır Kitabı’nın teslim edilmesini ister.

1923 yılında Yağmur Yolu Savaşçılarının en üst yetkilisi Ahmet Mete Celayir Ankara’ya gelir, Atatürk’e bu kitabı verir. Türk devletinin başına kim geçerse Sır Kitabı ona verilir. Onlar bu kadim sırları kimseyle paylaşamaz. ve anlatamazlar. Sadece hedefe yürürler, ülkeleriyle veya yalnız başlarına…
Bu Sır Kitabı’nda, bu devleti yönetenlerin gidecekleri yol çoktan çizilmiştir. Türklüğün kadim sırları, geleceğimize yön veren ve ilelebet kalıcı olmamızı emreden öğretilerle doludur.

Bundan sonra olacaklar, güzel şeylerdir.
“Hepsi bizden ve hepsi geliyorlar Cengiz; Azerbaycan’dan, Kazakistan’dan, Kırgızistan’dan, Özbekistan’dan, Türkmenistan’dan, Altay’dan, Başkurdistan’dan, Gagavuzya’dan, Kuzey Kıbrıs’tan, Hakasya’dan, Tataristan’dan, Tıva’dan, Saha Yakut’tan, Kırım’dan, Kerkük’ten, Altaylardan Balkanlara kadar Türklerin bulunduğu coğrafyalardan geliyorlar. Turanın ışığını getiriyorlar kalplerinde. Bundan böyle dünyanın neresinde olursa olsun rengi, dili, dini, ırkı ne olursa olsun mazlumların yüzü gülecek… 2023’e çok az kaldı. Cumhuriyetimizin 100. yılında onların zulümle dolu yeni dünya düzenini, başlarına nasıl geçireceğimizi bekle ve gör…” (s. 517)

Yada taşının diğer yarısı da bulunur ve Atabey’in avuçlarına bırakılır. Atabey, Yada taşını Aslı’nın bebeğinin boynuna geçirir. Atası Oğuz Kağan gibi hükümdarlık kutuyla işaretlenmiş bu çocuk Alpkan’ın son torunudur. Atabey ona hitaben şöyle der:

“Korkma! Yolun uzun ve zorlu, düşmanların bol olacak. Yapacağın işler çok, zamanın az olacak. Sakın durma! Sen yürürsen gök yürür, dağ yürür, deniz yürür. Sen yürürsen Gün yürür, Ay yürür, yıldız yürür. Hoş geldin Oğuz’un kutlu çocuğu. Bundan böyle adın Demir Arhan Abay olarak anılsın. Allah’ıma şükürler olsun ki bugünleri gördük. Çabuk büyü, şanınla ve hükmünle yürü, Allah’ın izniyle devletine, milletine baş ol ve gerekirse baş ver… Kılıcın ve gücün zalimlerin, merhametin masumların üzerinden kalkmasın… Adil ol ve hâkim ol! Kızıl Elma’ya giden zorlu yolda atanı, töreni, inancını ve kim olduğunu unutma… Rabbim yardımcın olsun evladım!” (s. 519)

Aslında buradaki “Korkma!” uyarısı önemlidir. Zira tarih boyunca Türk beyleri; yılgınlığa ve umutsuzluğa düşen Türk milletini her seferinde uyaran, uyandıran, cesaret, azim, inanç, kararlılık telkin eden öncülükler yapmışlardır. Türk tarihinin son önemli evresinde de Başbuğ Mustafa Kemal Atatürk’ün böylesine cesaretlendirici ve ümitlendirici konuşmaları ve eylemleri oldu. Ayrıca Mehmet Akif Ersoy’un İstiklal Marşı’mıza böyle başlaması da anlamlıdır.

Sonuç: Batılı edebiyatçılar, uzun zamandan beri hem kendi mitolojik tarihlerini hem de bizim mitolojimizi alıp işleyerek, modernize ederek güncel hikâyelere dönüştürüp bunlardan kalın kalın romanlar yapıyorlar. Türk çocuklarına ve gençlerine de onları okutuyorlar. Hâlbuki Türk mitolojisi daha zengindir ve henüz tam olarak işlenmemiş; modern roman, hikâye, tiyatro kurgusuna dönüştürülmemiş; filmi yapılmamış zengin, ham bir kaynak olarak durmaktadır. İlter Yeşilay’ın Yağmur Taşı adlı bu romanı, Türk mitolojik tarihini günümüzde yeniden üretme çalışmaları kapsamında çok önemli bir yere sahiptir. Hem İlter Yeşilay’ın hem de diğer Türk romancılarının bu damarı zenginleştirerek işlemesini ve Türk sinemacılarının da bunları filme aktarmasını umuyor ve bekliyoruz.

Nurullah Çetin

Kaynak: http://www.tdk.gov.tr/images/7_Nurullah%20%C3%87ET%C4%B0N%20_%20Bir%20%C4%B0yilik%20ve%20.pdf

Yüzüklerin Efendisi romanında yer alan en önemli karakterlerin hangi mitolojilerden alındığını karşılaştırmalı ve detaylı olarak anlatan inceleme-araştırma çalışması yayımlandı. Bugüne kadar sayısız araştırma yapıldı. Kitaplar, makaleler yazıldı. Ancak tam anlamıyla deşifre edilemedi. Bu konuda rehber bir kitap olacak. Kısacası, Tolkien’in romanı yazarken yaptığı kokteyli nasıl hazırladığını göreceksiniz. Bunun yanında Türk kültürünün diğer kültürlerle olan derin bağlarını da. Röportaj için buraya tıklayın. Kitabı imzalı satın almak için buraya tıklayın.

LEAVE A REPLY

Please enter your comment!
Please enter your name here