Keops Piramidinin Özellikleri ve Keşfi

0
607

Piramitlere ve piramit biçiminde inşa edilmiş yapılara dünyanın her yanında rastlanır. Nitekim, Mısır’daki küçüklü büyüklü 30 kadar piramitten başka, ilginç piramit ve piramit tipi yapı örneklerini Orta ve Güney Amerika, Çin, Güneydoğu Asya, Hindistan, Mezopotamya ve Fransa gibi birbirinden oldukça uzakta yer alan yörelerde görmekteyiz. Ancak, tüm bu örnekler arasında piramit deyince akla ilk gelen, kuşkusuz, yüzyıllardır insanları hayrete düşürmüş, araştırmacıların ilgisini çekmiş, ve yapısal mükemmelliği, boyutları, coğrafî konumu ve ¡kendine özgü enerjetik tezahürleriyle başlıbaşma bir olay haline gelmiş olan Keops (Khufu) Piramidi’dir.

Keops Piramidi ya da diğer adıyla Büyük Piramit, Mısır’ın başkenti Kahire’nin 16 km. kadar batısında, Gize Düzlüğünün insan gücüyle düzenlenmiş 1,5 km2’lik platosu üzerinde, 139 metre yükseklikten Nil Vadisi’ne bakar. Piramidin taban yüzeyi yaklaşık 53.000 m2’lik bir alanı kaplar. Taban kenar boyu 230 metredir. Bu devasa yapıyı çepeçevre dolaşmak için 1 km’ye yakın, yani tam 930,664 metrelik bir mesafe katetmek gerekmektedir. Hacmi 2.500.000 m3’ü, ağırlığı ise yaklaşık 6.500.000 tonu bulur.

Yüzleri yerle 51 derece 52 dakikalık bir açı yapan Piramidin orijinal yüksekliğinin 146 ilâ 148 metre dolayında olduğu tahmin edilmektedir. Orijinal yapıda bulunması gereken Kapak Taşı’nın artık mevcut olmaması nedeniyle bugünkü yüksekliği 137 metre kadardır. Yüzlerdeki taşların çıkıntılarını basamak gibi kullanmak suretiyle tepe noktasına 30 dakikada çıkmak mümkündür. 2.600.000 adedi aşkın granit ve kireçtaşı blok kullanılmış olup, bu blokların ağırlığı da 2 ton’dan 70 ton’a kadar değişir. Santimetrenin 40’da birine kadar bir hassasiyetle kesilen bloklar o kadar hassas bir şekilde birleştirilmişlerdir ki, aralarındaki derzlerin açıklığı hiçbir zaman santimetrenin 20’de birini aşmaz. Bu birleştirme işleminde harç kullanılmamıştır. Bugün bile taş blokların ek yerlerine bir iğne, bir saç teli dahi sokulamaz. Yapılan hesaplara göre, Büyük Piramit, Ingiltere’de Hz. İsa’dan bu yana inşa edilmiş olan tüm katedral, kilise ve şapellerdekinden daha fazla taş kütlesine sahiptir!

Orijinal haliyle Keops Piramidi’nin üzeri, cilalanmış kireçtaşı levhalar ile kaplıydı. Dolayısıyla, yüzleri bugünkü gibi basamaklı değil de dümdüzdü. Hem depremler hem de gayretkeş insanlar yüzünden bu tabaka artık tümüyle yok olmuştur. Denildiğine göre, kireçtaşı plâkaların çoğu Kahire’deki inşaatlarda kullanılmıştır.

Gize Düzlüğünde Keops Piramidi ile birlikte, daha küçük olan iki piramit daha vardır. Büyük Piramidin biraz ufağı, Keops’tan sonra Firavun olan Kefren’e (Khafre’ye) ve daha da ufağı Kefren’den sonra gelen Mikerinos’a (Menkaure’ye) atfedilir. Ayrıca, Keops’un eşleri ile kızları için inşa edildiği ileri sürülen altı küçük piramit daha vardır ki hepsi birden Gize Piramitleri’ni oluştururlar.

Büyük Piramit, asırlarca kapalı bir kutu olarak kalmış ve bu devasa yapının giriş yerine ait bilgiler çok uzak bir geçmişte ortadan kaybolmuştu. Tarih kayıtlarına göre, Piramide girmeye çalışan ilk kişiye I.S. 820 yılında rastlıyoruz: Harun-u Reşid’in oğlu olan halife Abdullah Al-Mamun, Piramid’in içinde muazzam hâzinelerin saklı olduğunu duyduğunda, bu gizemli yapıya nüfuz etmeyi kafasına koymuştu. Çevresine topladığı mühendis, mimar ve inşaatçılarla birlikte günlerce bir giriş aradı durdu. Bulamayınca da doğrudan yapının taş kütlesi içinde bir delik açmaya karar verdi. Ne varki, çekiç ve kalemler taşı çizmiyordu bile. Mücadeleyi bırakmamaya kararlı olan Al-Mamun, adamlarına, taşlar kızgınlaşana kadar ısıtmaları ve akabinde üzerlerine soğuk sirke dökerek çatlatmaları için emir verdi. Bu şekilde 30 metrelik ufak bir tünel açtıktan sonra bu son derece yorucu ve verimsiz çabadan tam vazgeçiyordu ki, adamlarından biri, yerinden kayan büyük bir taşın çıkardığı sesi işitti: Demek ki taşın düştüğü yerde bir boşluk vardı; tekrar gayretlendiler ve sesin geldiği yere doğru tüneli açmaya devam ettiler. Nitekim, sonunda, 90 cm’den biraz daha yüksek ve 90 cm. genişliğinde olan bir geçite vardılar. Burası, 26 derecelik bir eğimle önce Piramid’in taş yapısı içinden, sonra da altındaki kaya zeminin içinden aşağıya doğru inen İniş Geçidi’ydi. Geçitin dik eğimine rağmen Araplar önce tünelden yukarıya doğru inatla ilerleyerek ‘gizli girişi’ keşfettiler. Sonra, basık tavanlı ve tehlikeli olan İniş Geçidi’nden aşağıya doğru inmeye başladılar, ve en dipteki Yeraltı Odası’na ulaştılar. Bu odada tozdan ve döküntüden başka bir şeye rastlamadılar. Odanın en dibinde yer alan daracık Tünele girdiler ama, burası 15 metre ilerde kör bir duvarla bitiyordu. Ayrıca, Yeraltı Odası’nın zemininde bir Kuyu Bacası vardı ve burası da ancak 9 metre derinliğe kadar inip kalıyordu.

Al-Mamun’un adamları daha sonra geriye döndüler ve Geçit’e düşen taşı buldular. Bu taşın, kırmızı granitten olan bir başka taşın önünü örttüğünü farkettiler. Bu iri granit, Giriş’in 20 metre kadar ilerisinden yukarıya doğru çıkan ikinci bir geçitin önünde tıkaç vazifesi görüyordu. Ancak, sert granitte bir yol açmak imkânsızdı. Granitin çevresini oyarak, daha yumuşak olan kireç taşının içinde açtıkları tünelden ilerlemeye başladılar. Yollarına granitten iki tıkaç daha çıkmasına rağmen yılmadılar. En sonunda, basık tavanlı olan ve gene 26 derecelik bir eğim yapan Çıkış Geçidi’ne vardılar. Dizleri üzerinde sürünerek, 45 metrelik bir
mesafe boyunca kaygan taşların üzerinde ilerlediler ve bir Yatay Tünel’e girdiler. Bu tünelin sonunda kendilerini çıplak bir odada buldular: Bir kenarı yaklaşık 5,5 metreyi bulan, kare biçiminde, eğik tavanlı bir mekândı burası. Araplar kadınları eğik tavanlı mezarlara gömdüklerinden, bu odanın adı Kraliçe Odası olarak kaldı. Burada da, doğu duvarındaki boş nişten başka bir şey yoktu. Üstelik, düzgün döşeme taşlarından yoksun olan kaba bir zemini vardı. Bugün, Kraliçe Odası’nın, Piramid’in tepe noktasının tam altında yer aldığını biliyoruz.

Gerisin geriye Çıkış Geçidi’ne dönen Araplar, meşalelerini kaldırdıklarında, üzerlerinde bir boşluğun yer aldığını farkettiler. Birbirlerine omuz vererek, dar ama yüksek tavanlı olan bir galeriye çıktılar: Aynen Çıkış Geçidi’nin eğiminde yukarıya doğru devam ederek 47 metre kadar uzanan bu Büyük Galeri’nin yüksekliği 8,5 metreyi buluyordu. Galeri boyunca, her iki yanda, 50 cm. genişliğinde iki rampa uzanıyordu. Rampalar arası genişlik ise bir metre kadardı. Ve, en nihayet, bu Galeri’nin üst ucunda, önce yüksek bir basamaktan geçilerek alçak tavanlı bir Ön Oda’ya , ve oradan da, duvarları, tavanı ve tabanı cilalanmış kırmızı granitten olan büyük bir odaya girdiler. Burası, bugünkü adıyla, Kral Odası’ydı. Kral Odası’nın uzunluğu 10 metre, genişliği 5 metre ve yüksekliği de 5,5 metre kadardı.

Al-Mamun ve adamları, Kral Odası’nda, hazine yerine sadece, iyice cilalanmış, koyu çukulata renginde, granitten yapılma boş bir Lahit buldular. Al-Mamun rüyalarının hâzinesine kavuşamamıştı ama, kararlılığı ve becerikliliği sayesinde Piramid’e girilmiş ve geçitleriyle odaları keşfedilmişti. Zaten önemli olan da bu değil miydi?

Al-Mamun’un çabalarından tam 450 yıl sonra, 1270 yılı civarında, Büyük Piramit büyük depremlere maruz kaldı. Bu arada, dış yüzeyini kaplayan beyaz taş plâklar söküldü. Ancak, bilindiği kadarıyla, Al-Mamun’dan birkaç asır sonrasına kadar Piramid’in içine girmek isteyen herhangi bir kimse ortaya çıkmadı. Keops Piramidi’nin pek tekin bir yer olmadığına inanılıyordu. 12. Yüzyıl’da Bağdatlı bilim adamı Abdül Latif, Piramid’e girecek cesareti kendinde bulmuştu ama, bu teşebbüsünün akabinde de korkudan bayılıvermişti! Neticede, 1638 yılma kadar Piramid’in bilinen başka ziyaretçisi olmadı. Bu tarihte İngiliz matematikçi ve astronom John Greaves, Keops Piramidi’ne, gezegenimizin ölçülerini belirleyecek bilgiler bulmak amacıyla giriyordu. Kral Odası’na vardığında, böylesine büyük bir yapının, içinde boş bir Lahit’ten başka bir şey bulunmayan bu mekânı örtmek üzere inşa edilmiş olduğunu düşünerek, buna şaştı. Aradığını bulamamıştı Ama gene de bir bilim adamı olarak, Piramit’le ilgili tespitlerini not etmekten kendisini alıkoyamadı.

Greaves, bu araştırması sırasında, Piramid’in içinde Al-Mamun’un bulamadığı yeni bir bölüm keşfetti. Büyük Galeri’nin lampası üzerinde rastladığı bir taş bloğu kaldırınca, doğrudan Piramid’in derinliklerine inen dik bir baca buldu. 90 cm. genişliğindeki bu Kuyu’nun duvarına girintiler kazılmıştı. Buralara basa basa 18 metre derinliğe kadar indi. Burada Kuyu ufak bir oda şeklinde genişliyordu. Bugün buraya Mağara denilmektedir. Greaves ayrıca Piramid’in ölçülerini tespit etmeye çalıştı. Greaves’in yaptığı ölçümler o devrin ünlü bilim adamı Sir Isaac Newton’un dikkatini çekmiş ve hattâ Newton bu konuya ilişkin bir de tez hazırlamıştır.

Sonradan zaman zaman başkaları da Piramid’e girip yeni ölçüler tespit etmişler, yeni keşiflerde bulunmuşlar ve Keops Piramidi hakkındaki mevcut bilgilere sürekli olarak yenilerini eklemişlerdir. Bunlardan Ingiliz Nathaniel Davison, Kral Odası’nın tam üzerinde, odanın büyüklüğünde, ancak ayakta duran bir kimseyi barındıramayacak kadar basık tavanlı olan bir mekân keşfetti. Burası, Kral Odası’nın tavanını oluşturan yekpare bir granit bloğun üst kısmında kalan bir boşluktan ibaretti. Bu yerin tavanını da gene bir granit blok kapıyordu. Bu mekâna Davison’ın Odası denildi.

Napolyon’un Mısır Seferi sırasında, bir grup Fransız matematikçi ve bilim adamı Piramid’in o zamana kadar yapılmış olan en sıhhatli ölçülerini tespit ettiler. Piramid’in üzerinde durduğu platformu ve köşe taşlarının yerleştirilmesi için zemindeki kayaya oyulmuş olan yuvaları ortaya çıkardılar.

19. Yüzyıl’ın başlangıcından az sonra, Piramid’in içine yerleşip orada yaşamasıyla ün yapacak olan, Kaptan Caviglia adındaki bir şahıs, Greaves’in bulduğu Kuyu’nun, Mağara’dan da aşağıya doğru devam edip en sonunda İnişGeçidi’yle birleştiğini tespit etti. 1836’da, kendisine katılanAlbay Howard-Vyse ile birlikte Davison’un Odası’nın üzerinde üç benzer mekân daha keşfettiler. Buraları, Kral Odası’nın üzerine kat kat yerleştirilmiş olan granit blokların aralarında kalan boşluklar oluşturuyordu. En tepedeki boşluğun tavanı da iri kireçtaşı bloklarıyla eğimlendirilmişti. Howard-Vyse, bu üstüste bindirilmiş granit/boşluk düzeninin, Kral Odası’nı, üzerinde duran 60 metrelik taş yığınının basıncından kurtarmak amacıyla inşa edildiğini ileri sürdü. Howard-Vyse, ayrıca, Piramid’i belirli bir eğimde dıştan içe katederek Kral Odası’na açılan iki adet Hava Kanalı’nı da ortaya çıkardı. Bu kanalları temizleyince, oda sürekli olarak temiz hava almaya başladı ve 20°C’lik sabit bir ısıda kaldı. Bunlardan, Piramid’in kuzey yüzüne açılan kanal 31 derecelik, güneydeki de 45 derecelik bir eğimle uzanıyordu.

Kraliçe Odasından da; yarım bırakılmış olan ve dışarıya açılmayan hava kanalları uzanmaktadır. Bunların Kraliçe Odası’na bakan ve tıkalı olan deliklerini, 1872 yılında mühendis Waynman Dixon açmıştır.

Kaynak: Bilim ve Araştırma Merkezi  Piramitler-1

Yüzüklerin Efendisi romanında yer alan en önemli karakterlerin hangi mitolojilerden alındığını karşılaştırmalı ve detaylı olarak anlatan inceleme-araştırma çalışması yayımlandı. Bugüne kadar sayısız araştırma yapıldı. Kitaplar, makaleler yazıldı. Ancak tam anlamıyla deşifre edilemedi. Bu konuda rehber bir kitap olacak. Kısacası, Tolkien’in romanı yazarken yaptığı kokteyli nasıl hazırladığını göreceksiniz. Bunun yanında Türk kültürünün diğer kültürlerle olan derin bağlarını da. Röportaj için buraya tıklayın. Kitabı imzalı satın almak için buraya tıklayın.

LEAVE A REPLY

Please enter your comment!
Please enter your name here