Şah İsmail Dönemi (1501 – 1524)

0

Şah İsmail, aslında Akkoyunlular’ın anne tarafından torunu durumundaydı. Zira Annesi, dönemin Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan’ın kızıydı. Tebriz’i ise dayısının oğlu olan (Uzun Hasan’ın torunu) Elvend Mirza’dan almış ve Safevi Devletinin temellerini atmıştı. Tebriz’i almasından 7 yıl sonra ise Akkoyunlular devletini yıkarak tarih sahnesinden sildi.

Şah İsmail’in Türkmenleri himayesi altına alması bölgedeki siyasi dengeleri önemli ölçüde etkiledi. Üstelik hâkimiyeti altındaki İran, Azerbaycan ve Irak coğrafyalarında Türkler kadar Araplar ve Farslarda yaşamaktaydı. Buna rağmen devlet teşkilatlanmasındaki idari makamlarda yalnızca Türkmenler vazifelendirilmekteydi. Böylelikle Osmanlı Devleti tarafından dışlanan ve onuru kırılan göçebe Türk Toplumlarının Şah İsmail’e bağlılığı pekişmekteydi.

Tebriz’in alınmasından sonra kendisini Azerbaycan Şahı ilan eden Şah İsmail, Sasani Devleti üzerinde hak iddia ederek İran içlerine doğru ilerlemeye başladı. On yıl süren yoğun seferler neticesinde 1503 yılında Hamedan, 1504’de Şiraz ve Kirman, 1507’de Necef ve Kerbela, 1508’de Van, 1509’da Bağdat, 1510’da Horasan ve Herat şehirlerini hâkimiyeti altına aldı ve Devletinin Sınırlarını fevkalade bir süratle genişletti. Şah İsmail, İran bölgesindeki hâkimiyetini kesinleştirmişti ancak Horasan ve Herat’ı Özbek Şehbani Hanlığından almıştı. Özbek Şehbani Hanlığı, Horasan ve Herat şehirlerindeki mağlubiyeti kabullenmemişler, her ne kadar başarılı olamasalar da Maveraünnehir’e çekilerek onlarca yıl sürecek olan savaşlarla Safevi Devleti ile mücadele içerisine girişmişlerdir. Özbek mücadeleleri, Şah İsmail dönemi boyunca süre gelen ve çözülemeyen bir sorun olarak devam etmiştir.

Şah İsmail’in kurduğu ve Asya’nın en büyük devletlerinden biri haline gelen Safevi Devleti, Azerbeycan ve Doğu Anadolu hattına kadar genişleyen sınırları ile devrin en büyük Türk Devleti olan Osmanlı İmparatorluğu ile sınır konmuşu haline gelmişti. Göçebe Türkmenlerin Bâtınilik hareketlerinden etkilenmesi nedeniyle Osmanlı Devletince dışlanması ve Şah İsmail’in bu Türk Toplumlarını himaye etmesi büyük bir sorunu beraberinde getirdi. Şah İsmail’in Osmanlı Tarafından dışlanan ve asi ilan edilen Türkmenleri himaye etmesi Osmanlı Devleti ile Safevi Devleti arasında husumetlere yol açtı. Anadolu’daki Türk Birliğini sağlamaya çalışan Osmanlı Devleti, asi ilan ettiği ve dışladığı Bâtıni (Alevi, Şii) Türkmenlerin Şah İsmail’in tarafında yer alması nedeniyle harici sorunlarla karşı karşıya kaldı. Osmanlı topraklarında yaşayan ancak Şah İsmail’e tabi olmayı arzu eden Türkmenler, Şah İsmail’in teşebbüsleriyle isyan hazırlığına giriştiler.
Osmanlı Tebaası olan Bâtıni (Alevi, Şii) Türkmenler, Safevi Saltanat ailesine mensup ve Şah İsmail ile akraba olan Hasan Baba’nın önderliğindeki Alevi Tekkelerine itibar göstermeye başlamışlardı. Safevi Devleti tebaası olan Alevi Türkmenlerle de yakın ilişkiler içerisinde bulunan bu tekke, Osmanlı Tebaası olan dışlanmış Bâtıni Göçebe Türkmenlerin katılımlarıyla Anadolu’da önemli bir nüfuza sahip hale geldi. Tarihe Şahkulu İsyanı olarak geçecek vakayı hazırlayan bu süreçte Osmanlı Tebaası Bâtıni Türkmenler, Şah İsmail’in desteği ve teşebbüsleriyle örgütlenerek Osmanlı Devletine karşı ayrılıkçı faaliyetler yürütmeye başladılar.

Hasan Baba’nın vefatında sonra yerine oğlu Şahkulu Baba geçmiş, babasından devraldığı Alevi Tekkesinin nüfuzunu daha da genişleterek diğer Alevi Tekkelerini de kendisine tabi hale getirmişti. Şah İsmail, Anadolu’daki Türkmenleriörgütlemek amacıyla Şahkulu’nu Anadolu’daki halefi olarak ilan etti. Şahkulu Baba’da bu ferasetle kendisine bağlı olan Alevi Türkmenleri örgütleyerek Osmanlı Devletine isyan edip Şah İsmail’e biat etmeleri çağrısında bulunarak Şahkulu ayaklanmalarını başlattı.

Şahkulu İsyanı (1511)

Şahkulu Baba, Anadolu’da yaşayan Alevi Türkmenlerin dini ve sosyal liderliğini üstlendikten sonra Şah İsmail lehine faaliyetler yürüterek gerek kendi tekkesine bağlı olan tebaasını gerekse diğer Alevi Cemaatleri Safevi Devletine ve Şah İsmail’e biat etmeye davet etmeye başladı. Bu durum, Anadolu’daki Türk Birliğinin sağlamaya çalışan Osmanlının devlet politikalarına zarar veriyordu. Şahkulu, bu söylemlerini eyleme dökerek büyük bir isyan hazırlığı içerisine girişti. Saltanat makamında şehzadelerin hâkimiyet mücadelesine girişmesi sebebiyle zayıflamasından istifade ederek kendisine bağlı tebaaya kılıç kuşandırarak büyük bir isyan başlattı. Emri altına aldığı kuvvetlerle birlikte Manisa Sancağına giderek saltanat mücadelelerine karışan Şehzade Korkut’un hazinesine saldırdı ve şehzadenin hazinesini ele geçirdi. Şahkulu, ilk isyanında başarılı olunca daha da itibar görerek güçlendi ve isyan hareketine katılan Alevi Türkmenlerin sayısı arttı.

Şahkulu, emrindeki asilerin sayısı artınca kendisini Şah İsmail’in halifesi ilan ederek çok daha büyük isyanlara ve katliamlara girişti. Manisa’dan sonra Antalya’ya girdi ve Antalya Kadı’sını öldürdü. Ardından Kızılcakaya, Korkuteli, Elmalı, Burdur ve Keçiborlu beldelerine girdi. Bu bölgelerin Kadı’ları öldürerek yerel halk üzerinde katliamlar gerçekleştirdi. Giriştiği isyan hareketiyle Kütahya’ya kadar ulaşan Şahkulu, isyanın bastırılması için üzerine gönderilen Osmanlı Kuvvetlerini de mağlup edince isyan daha da pervasızlaştı. Kütahya’yı kuşatarak Anadolu Beylerbeyi Karagöz Ahmet Paşa’yı öldürdü (22 Nisan 1511).

Şahkulu, Kütahya kuşatmasında muvaffak olamasa da Kütahya’dan çekilip Bursa’ya doğru yola çıktı. Osmanlı, İsyanı bastırmak için Subaşı Hasan Ağa komutasında ikinci bir kuvvet daha sevk etmişti. Şahkulu, bu kuvvetlere karşıda galip gelince isyanı bastırmak için doğrudan Vezir-i Azam Hadım Ali Paşa görevlendirildi. Şahkulu, bu esnada Hadım Ali Paşa’dan önce ulaşan Karaman Beylerbeyi Haydar Paşa’yla mücadeleye girişti ve üçüncü Osmanlı Kuvvetlerine karşı da galip gelerek yoluna devam etti. Şahkulu İsyanı ancak Vezir-i Azam Hadım Ali Paşa’nın müdahalesiyle durdurulabildi. Hadım Ali Paşa, isyanı bastırmak için görevlendirilen Şehzade Ahmet’in güçleriyle birleşerek Şahkulu güçlerini Altıntaş mevkiinde dağlık bir alanda kuşattı. Ancak Şehzade Ahmet, İsyanı bastırmak yerine kendisine verilen Yeni Çerilerden, giriştiği saltanat mücadelesinde destek vermelerini ve kendisine biat etmelerini istedi. Emrindeki Yeni Çerilerin bu teklifi kabul etmemeleri üzerine İsyanı bastırma vazifesini reddederek kendi sancağına çekildi. Şehzade Ahmet’in kuşatmada destek vermemesi üzerine Hadım Ali Paşa’nın kuşatmasından kaçmayı başaran Şahkulu ve isyancıları İran’a doğru kaçmaya başladılar.

Hadım Ali Paşa, kaçan Şahkulu isyancılarını takip ederek Sivas yakınlarındaki Çubukova mevkiinde yetişti. İsyancılar burada Osmanlı Kuvvetlerine güç yetiremeyip mağlup oldular. İsyanın başını çeken Şahkulu bu mücadelede öldürülünce de kargaşaya kapılıp dağıldılar. Ancak Hadım Ali Paşa’da savaş meydanında aldığı ok darbesiyle öldürülünce Osmanlı Kuvvetleri kaçan isyancıları takip edemediler. Osmanlı Kuvvetleri geri çekilince isyancılarda İran’a kaçtılar.
Şahkulu Baba’nın başını çektiği Bâtıni (Alevi) isyancıları Osmanlı Devletinin merkezi ve bölgesel idarelerine büyük zararlar verip halk üzerine uyguladığı zulümlerle büyük bir sorun oluşturmuş, nihayet isyan bastırılabilmişti. Ancak bu isyan Bâtıni hareketin isyanlarının başını çekti. Devam eden yıllarda Şah İsmail ve Safevi yanlısı Alevi Türkmenler Osmanlı Devleti aleyhine faaliyetler yürütmeye başlamışlardı. Şahkulu İsyanı, Anadolu Alevilerini isyana teşvik etmiş olması hasebiyle bastırılmış olsa da çözülememiş bir sorun olarak uzun yıllar önemini korudu.

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.