Tarih

Urartu Medeniyetinin Tarihçesi

Urartu tarihi genel hatlarıyla iki ana evreye ayrılmaktadır. Ve bu ayrım her iki ana evrenin siyasi ve kültürel bakımdan, yönetim şekillerinin yapısal karakterlerine göre belirlenmektedir.

M.Ö. XIII. yüzyılın başları ve M.Ö. IX. yüzyılın ilk yarısı arasındaki dönem yoğun Asur tehlikesi ve saldırıları karşısında feodal beylikler tarafından oluşturulmuş, Uruadri ve Nairi konfederasyonlarının egemen oldukları dönemdir. Kökenleri M.Ö. III. Binyıl’a dayanan “Kabile ve Feodal Beylik” düzeni süregelmektedir. Ve bu dönem Urartu’nun “Arkaik Çağı” olarak tanımlandığı gibi, bazı araştırmacılar tarafından da “Urartu’nun proto tarihi” olarak adlandırılmaktadır.

M.Ö. IX. yüzyıl ile M.Ö. VI. arasındaki dönem ise, Eski Anadolu ve Ön Asya’nın siyasi ve kültür tarihinin literatüründe, Urartu Devleti olarak tanımlanan Krallık devridir.

a. BEYLİKLER DÖNEMİ
Urartu tarihinin siyasi bakımdan beylikler ya da konfederasyonlar dönemi (M.Ö. XIII. yüzyılın başları ve M.Ö. IX. yüzyılın ilk yarısı) olarak adlandırılan ilk ana evre ile ilgili bilgi veren konfederasyonların kendi yazılı kaynakları şu ana kadar elimize geçmemiştir. Bu dönem hakkındaki tüm bilgiler çağdaş Asur yazılı kaynaklarından edinilmektedir.

M.Ö. IX. yüzyıldan itibaren Yakındoğu tarihinde önemli bir rol üstlenecek Urartu Krallığı ile ilgili ilk bilgilerimiz, M.Ö. XIII. yüzyıl başlarına kadar çıkar. Orta Asur Kralları, Urartu’nun bir bölgesi olan ve küçük beylikler tarafından yönetilen Uruadri ve Nairi topraklarına çeşitli seferler düzenlerler.

Özellikle, Tur-Abdin’den batıya doğru Habur ile Fırat nehri arasında kalan toprakları kapsayan Mitanni (Hanigalbat) Krallığının çökmesi ve hemen sonrasında Hitit imparatorluğunun yıkılmasıyla daha öncede bahsettiğimiz gibi Anadolu’daki güç dengeleri Asur lehine değişmiştir. Kuzey Suriye’deki Hitit egemenliği sona erince, Doğu Anadolu ile Asur arasındaki bir tampon bölge durumundaki Mitanni Krallığı’nın da ortadan kalkmasıyla Asur Kralları askeri seferlerini bu bölge üzerinde yoğunlaştırmıştır.

M.Ö. 1274–1244 yılları arasında Asur tahtında yer alan I. Salmanasar’ın annallerinde geçen “Uruadri Ülkesi” terimi, Yakındoğu tarihinde Urartu adından ilk söz ediliştir.

“Rahipliğimin başlangıcında Uruadri ülkesi ayaklandı, (benden yabancılaştı, düşmanlık yarattı.) ordumu harekete geçirdim ve güçlü dağ kalelerine doğru sefere çıktım…”

Salmanasar’ın kullandığı “benden yabancılaştı, düşmanlık yarattı” cümleleri, Uruadri ülkesinin Asur kralları tarafından daha öncede bilindiğini ve bu ülkede yaşayan halklar ile bu seferden öncede çeşitli ilişkilerinin olduğunu anımsatır. Böylece Uruadri ülkesi ile olan ilişkilerin I. Salmanasar’ın babası I. Adad-Nirari dönemine rastladığı söylenebilmektedir. Asur devleti ile Uruadri halkları arasındaki bu erken ilişkilerin, Asur’un Fırat nehrine kadar yaklaştığı bu döneme rastlaması doğaldır. Bu noktadan sonra Asur krallarının karşısına Fırat nehrinin doğusunda, Van Gölü civarında yaşayan halklar çıkacaktır.

Uruadri ülkesi bazı araştırıcılar tarafından “KUR-u-r(u)-at-ri” deyiminin etnik yönden bir anlam taşımadığı, Asurlular tarafından dağlık bölge, dağlık ülke anlamında kullanılmış coğrafi bir terim olduğu belirtilir. Araştırıcıların hemen hepsi bu terimin toponomi bakımından Urartu’nun primitif formu olduğu hakkında fikir birliğine varmışlardır.

Uruadri ülkesinin konumu hakkında değişik öneriler vardır. Bu konudaki farklı öneriler Uruadri ükesini; Zap vadisinde, Van Gölü havzasında ve Van Gölü’nün güneyinde ve Van Gölü’nün batı ve kuzeybatı yörelerinde göstermiştir.

Uruadri ve Nairi ülkelerinin M.Ö. XIII. ve M.Ö. X. yüzyıl arasındaki konumları, Urartu’nun krallık öncesi döneminin daha iyi anlaşılabilmesi açısından oldukça önemlidir. Ve bu beyliklerin yaşadıkları topraklarla ilgili bilgiler tamamıyla Asur yazılı kaynaklarından elde edilebilmektedir.

Nairi ülkesinin sınırları ise, Van gölü’nün güney ve güneybatısında yer alan Kirhi, Hubuşkia ve Tumme’den kuzeydeki Daieni topraklarına kadar olan alanları kapsamaktaydı.

Uruadri ve Nairi adlarının tarih sahnesine çıkışı, Asur imparatorluğunun Yukarı Dicle yöresine egemen olmak için uğraş verdiği bu devire rastlaması önemli bir durum oluşturmaktadır. Hitit imparatorluğunun yıkılışıyla Kuzey Suriye’de Hitit egemenliği sona erdi ve bundan sonra Asur için tek tehlike yeni yeni örgütlenmeye başlayan Uruadri ve Nairi topluluklarıydı. Bölgeye gelen ve göçebelik sürecini tamamlayan ya da tamamlamakta olan bu topluluklar Asur tehlikesinin farkında olmalıydılar.

Orta Asur krallarının seferlerinin artması ile birlikte, Mitanni İmparatorluğunu kuran halkların çoğunluğunu oluşturan Huriler ile Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde birbirinden bağımsız halde yaşayan farklı Erken Demir Çağ beylikleri, Asur İmparatorluğu tarafından gelen baskılara karşı birlikte hareket etmeye başlamışlardır. Öncelikle siyasi ve ekonomik bakımdan daha güçlü olan, Van Gölü’nün kuzey ve kuzeybatı yörelerinde yaşayan Uruadri ile Van Gölü’nün batı ve güneybatısında yer alan Nairi beylikleri daha küçük olan diğer beylikleri ve toplulukları, çeşitli yöntemler uygulayarak ortak bir düşmana karşı birleştirmişlerdir. Bu bütünleşme girişimi kısa sürede ne derece verimli olduğunu kanıtlamıştır. Bunu Asur krallarının bölgeye düzenlediği askeri seferlerin giderek artmasından anlamaktayız.

Beylikleri oluşturan halkların kimlikleri ve kökenleri ile ilgili olarak da çeşitli örüşler mevcuttur. Bunlardan bazıları geçerliliğini yitirmiştir. Ancak hala tartışılmakta olan görüş; Urartu Krallığı’nın, Mitanni Krallığı’nın yıkılışından sonra yöreye göç eden Hurri toplulukları tarafından oluşturulduğudur.

Hurriler’in Urartularla aynı soydan geldiklerine ait görüşün asıl temelini bu iki toplumun dil ve dinlerindeki ortak noktalar oluşturmaktadır. Hurri ve Urartu dilleri üzerinde yapılan araştırmalar, bu iki dilin akraba olduğunu göstermiştir.

Urartu-Hurri akrabalığı için ileri sürülen ikinci önemli kanıt iki toplumun panteonları arasındaki ortak noktalardır. Her iki panteonda yer alan birçok tanrı ve tanrıçanın aynı kökten geldiği çeşitli yönleriyle açıklık kazanmıştı.

Ancak Urartu Uygarlığının oluşmasında, Hurriler’in dışında birden fazla etnik grup rol oynamış olmalıdır. Bu gruplardan en önemlileri Uruadri ve Nairi beylikleridir. Van Gölü havzasında yaşayan beyliklerin birleşmelerinde, başta demir olmak üzere zengin maden yataklarına yönelen dış güçler önemli bir etken olarak ortaya çıkmaktadır. Demir Çağ’larının yöreye gelmesiyle başlayan demir işleme sanatı Urartu beyliklerine komşuları arasında bir ayrıcalık kazandırmış olmalıdır.

Tam da bu noktada Asur krallarının bölge üzerine askeri seferlerini yoğunlaştırmalarının asıl nedeni ortaya çıkmaktadır. Bölgede kalıcı ve sürekli bir Asur egemenliğinin sağlanmasından ve hâkimiyet sınırlarını genişletmekten ziyade, bölgenin ekonomik zenginliği olan bakır ve demir madeninden faydalanmak, önemli geçiş ve ticaret yollarını elinde bulundurabilmek ve ayrıca gücünü ve üstünlüğünü pekiştirerek bölge halklarından sürekli olarak çeşitli vergiler alabilmekti.

Asur kralları bölgeye yaptıkları seferlerden söz ederken; bölge halklarından ağır vergi ve haraç aldığını, onların şehirlerini ve yerleşim merkezlerini yakıp yıktıklarını, çeşitli işlerle yükümlü kıldıklarını, büyük ve küçükbaş hayvan sürüleri, altın, gümüş, bakır, demir, çeşitli madeni eşyalar, kereste, hububat ve şaraptan oluşan çeşitli haraç ve vergiler aldığını belirtirler.

Asur yazıtları Doğu Anadolu Bölgesi’nin zengin doğal kaynakları hakkında bilgi verirken, Asur’un bölge üzerinde oluşturmak istediği üstünlüğün amacı konusunda bilgi verir. Güneyden Asur tarafından gelen bu baskı ve yağma seferleri karşısında önce Uruatri ve daha sonra Nairi konfederasyonu oluşturularak Asur’a karşı birleşik bir güç durumu yaratılıp mücadele edilmeye başlanmıştır. Ancak bu dönem ile ilgili kaynaklar sadece Asur yazıtları olduğu için haliyle sadece Asur’un başarıları büyük bir övgüyle anlatılır ve konfederasyonların Asur’a karşı almış oldukları başarılardan söz edilmez.

Asur kaynakları her ne kadar tek yönlü olarak kendi başarılarından söz etse de yakıp, yıkıp yok ettiğim dediği insan ve şehirlerin gerçekte hiçte öyle olmadığını ve bölgedeki güçlerin toparlanarak Asur için sürekli bir tehdit oluşturduğunu görmekteyiz. Nairi ve Uruadri ülkelerine yapılan seferlerin artması da bu iki beyliğin Asur için gerçekten tehlikeli olmaya başladığını doğrular. Van Gölü havzasında siyasi ve askeri açıdan örgütlenmiş en büyük birimler olan bu beylikler, Urartu tarihinin krallık öncesi (M.Ö. 1274–858) “Beylikler Dönemi”ni oluştururlar. Asur kralları, bölgeye yaptıkları tüm sefer ve müdahalelere rağmen Yakındoğu’da, Uruadri ve Nairi beyliklerinin temelini attıkları yeni bir krallığın kurulmasına engel olamamışlardır.

b. KRALLIK DÖNEMİ
Nairi ve Uruadri feodal beylikler birliğinden merkezi otoriteye geçiş aşaması belirli bir süreci takip etmektedir. Konfederasyonların kendi aralarında birleşerek Urartu Devleti’ni oluşturmaları, Asur kaynaklarından anlaşılacağı üzere Lapturi/Lutipri (M.Ö. 880–860) zamanında başlamış olup, bir başka kabilenin beyi olan Arame/Aramu (M.Ö. 860–840) döneminde de bu birleşim süreci tamamlanmıştır.

Bu süreçte, feodal beyliklerin kendine özgü, köklü ve geleneksel yönetim düzeninden, birdenbire krallık yönetimine geçilmemiş ve değişim bazı kurumların, hiyerarşinin, bürokrasinin ve krallık otoritesinin sağlanması sonrasında geliştirilmiştir.

M.Ö. IX. yüzyılın ikinci yarısı ile M.Ö. VI. yüzyılın başları arasındaki bu dönem, Eski Anadolu ve Ön Asya’nın siyasi ve kültür tarihinin literatüründe klasik anlamda Urartu Devleti olarak tanımlanan “Krallık Dönemi”dir.

M.Ö. 858 tarihi Van Gölü çevresinde yaşayan dağınık beyliklerin bir liderin yönetimi altına girerek, krallık çatısı altında örgütlenmeye başladığı tarihtir. Urartu Krallığının kendi içinde gelimini tamamlayarak ortaya çıkmasını Asur kralı III. Salmanasar (M.Ö. 858–824) döneminde ele alınan yazılı kaynaklardan öğrenmekteyiz. Asur kralı III. Salmanasar’a ait olan ve Balavat kapısının birinci bandında yer alan yazıtta ilk kez olarak bir Urartu kralından ve kentinden şöyle söz edilir; “Urartulu Arame’nin şehri Sugunia’yı ele geçirdim”. Asur kralının saltanatının başlarında düzenlediği askeri seferlerin resimlendiği Balavat kapısının bu bölümünde ateşe verilen Sugunia kenti de resmedilmiştir.

Urartulu Arame de onun krali kenti Sugunia ile ilgili olarak bilgi veren bir başka kaynak ise III. Salmanasar’ın tahtta yer aldığı ilk altı yılı kapsayan ve Kurkh Monoliti olarak adlandırılan yazıtlardır. Bu yazıtlarda Sugunia’dan krali kent olarak bahsedildiğini görmekteyiz. Sugunia kentinin coğrafi konumu ile ilgili çeşitli görüşler mevcuttur. Van Gölünün güney ve güneybatısında yer aldığı kabul görmektedir. Sugunia’dan krali kent olarak söz edilmesi ve gölün güneybatısında yer alması Urartu Krallığının kuruluş yıllarında bu kentin güney eyaletlerinin idari merkezi olabileceğini gösterebilir.

III. Salmanasar’ın tahta geçiş yılı kayıtlarında belirttiği gibi Van Gölünün güney ve güneybatısındaki Hubuşkia ve Nairi ülkelerinin Arame’nin ilk yıllarında hala bağımsız birer beylik olduğunu anlamaktayız. Nairi ülkesi M.Ö. 858 yıllarında Urartulu olmayan kral Kakia tarafından yönetilmektedir ve III. Salmanasar’ın yazıtlarında Hubuşkia kralı olarak yer almaktadır.  Bu tarihten sonra Asur yazılı kaynaklarında Nairi ülkesi kralı olarak gösterilen bir kimsenin olmayışı, Nairi ülkesinin yeni kral Arame’nin idaresinde toplandığını göstermektedir. Asur kralı III. Salmanasar’ın üçüncü saltanat yılında (M.Ö. 856) Urartulu Arame ile birlikte bu krallığın bilinen ilk başkenti olan Arzaşkun adı da karşımıza çıkar. 8 Krali kentin her zaman başkent olmamasına karşın Arzaşkun kentinin asıl yazılı kaynaklarında sık sık kullanılması ve konumu dikkate alınırsa M.Ö. 832 yılına kadar Urartu’nun başkenti olduğu benimsenebilir.

III. Salmanasar, Arame’nin krali kentini ve çevresindeki diğer yerleşimleri yakıp yıktıktan sonra savaşçılarını kılıçtan geçirip kentleri yağmaladığından bahseder. Urartu toprakları içinde yer alan birçok kenti tahrip eden Asur kralı dönüşte yolu üzerindeki Nairi Denizi’nde silahlarını yıkayarak tanrılarına kurbanlar sunarlar.

Urartu Krallığının bilinen bu ilk başkentinin coğrafi konumu henüz kesinlik kazanmamış olmakla birlikte bu konuda farklı görüşler mevcuttur. Bu görüşlerden ilki Van Gölünün kuzey ve kuzeybatısında Bulanık civarında yer aldığı doğrultusundadır. Diğer bir görüş ise, Arzaşkun kentinin Van Gölünün doğu veya kuzeydoğusunda yer alabileceğini belirtir.

Asur ordularının erken dönemlerden beri Uruadri ve Nairi ülkeleri üzerine yaptıkları seferlerin güzergâhları dikkate alınırsa, Arzaşkun kentinin Van Gölünün batısında, olasılıkla Bingöl’ün doğusunda bir yerlerde olması önerilebilir. Urartu’nun beylikler dönemindeki ana yerleşim merkezlerinin yayılımına da uygundur.  Urartu Krallığı üzerine yöneltilen Asur seferleri III. Salmanasar’ın saltanatının çeşitli yıllarında devam etmiştir. Kralın on beşinci yıl seferi kayıtlarından anlaşıldığı gibi M.Ö. 844 yılında Urartu tahtında hala Arame bulunmaktadır.

“…Tunibuni ülkesinin geçitlerine girdim. Urartulu Arame’nin şehirlerini Fırat’ın kaynağına kadar tahrip ettim, yaktım, yıktım…” .

III. Salmanasar’ın yirmi yedinci yılı (M.Ö. 832) kayıtlarında Urartulu Seduri adının ortaya çıkışı ve Van yöresinde bugünkü halk tarafından “Madırburc” olarak adlandırılan Sardur burcunun üzerindeki yazıt Urartuların sessizliğini bozar. Bir Urartu kralına ait olduğu bilinen ilk yazıt olan Sardurburcu yazıtı Asur dilinde yazılmış olmasına karşın Urartu için yeni bir dönemin başladığının habercisidir.

I. Sarduri (M.Ö. 840–830) devletin başkenti Van Ovası içindeki yalçın kayalığın üzerinde kurulmuş bulunan ve Asurlular’ın Turuşpa dediği Tuşpa’ya taşınmıştır. I. Sarduri’nin oğlu İşpuini (M.Ö. 830–810), Menua (M.Ö. 810–785/80), I. Arğişti (M.Ö.785/80–760) ve II. Sarduri (M.Ö. 760–730) dönemlerinde Urartu Devleti’nin gücü doruğa ulaşmıştır. Ülkenin en geniş sınırları kuzeyde Ermenistan ve Güney Gürcistan’a, kuzeybatıda Erzincan’a, güneydoğuda Urmiye Gölü’nün güney kıyılarına, batıda Fırat ırmağı ve Toros silsilelerine, doğuda da Hazar Denizi yakınlarına kadar uzanıyordu.

Asur kralı III. Tiglath-pileser (M.Ö. 745–727), 743 tarihinde II. Sarduri’yi, koalisyon ordularıyla birlikte Adıyaman-Gölbaşı yöresinde bozguna uğratınca Urartu egemenliğine büyük bir darbe vuruldu. II. Sarduri’den sonra tahta çıkan I. Rusa (M.Ö. 730–713) döneminde Urartu güneyden Asur kralı II. Sargon’nun (M.Ö. 721–705), kuzeyden de göçebe Kimmerler’in saldırısına uğradı. Kutsal kent Musaşir’in Asurlular’ın eline geçmesiyle (714) I. Rusa bu felakatlere dayanamayıp yaşamına son verdi.

I. Rusa’yı izleyen kral II. Argişti (M.Ö. 713-?) ve oğlu II. Rusa (M.Ö. 675’ler) dönemlerinde yeni bir kalkınma hamlesi başlatıldı. Bütün bu gayretlere karşın Urartu Devleti’nin VII. yüzyılın ortalarında başlayan gerilemesi durdurulamadı. II. Rusa’yı III. Sarduri (M.Ö. 640’lar), III. Rusa ve IV. Sarduri gibi güçsüz krallar izledi. Urartu Devleti VII. yüzyılın sonlarına doğru, Asur İmparatorluğu’na son veren olaylarla birlikte tarih sahnesinden çekilmiştir. Her ne kadar Nabopalassar (M.Ö. 625–605) dönemi (609 yılı) Yeni Babil Devleti Belgeleri ile Pers kralı Dareios’un (M.Ö. 521–486) kayıtlarında Uraştu olarak geçmekteyse de bunun yalnızca bir bölgeyi ifade etmek amacıyla coğrafi kavram olarak kullanıldığı açıktır.

Kaynak: Dicle Üniversitesi / Sosyal Bilimler Enstitüsü / Arkeoloji ve Sanat Tarihi Anabilim Dalı/Tunceli bölgesi’ndeki Urartu kalıntıları – İrfan Sevim

Orta Dünyanın Analizi'ni satın almak için tıklayın

admin

1981/Mersin doğumlu, Harita Mühendisi, Araştırmacı-Yazar, Konut değerleme Uzmanı, Ekstrembilgi Yöneticisi, HKMO, İçel Sanat Kulübü, TDUB üyesi

Related Articles

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Close

Adblock Detected

Please consider supporting us by disabling your ad blocker